Serhat Pizan Yazıları

Serhat Pizan
Serhat Pizan
Yazarın Profili
11.08.2026 23:09

Kimsenin Kimseye Tahammülü Kalmadı

Haber Detay Image

Son zamanlarda günlük hayatta dikkatimi çeken bir durum var: İnsanların birbirine tahammülü giderek azalıyor. Trafikte ışık yeşile döndüğünde öndeki araç iki saniye geç hareket etsin, hemen korna sesleri yükseliyor.

Markette kasadaki yaşlı biri parasını biraz geç çıkarsın, arkadaki sıra huzursuzlanıyor. Restoranda sipariş birkaç dakika geciksin, ses tonu değişiyor. Mesajımıza cevap biraz geç gelsin, karşı tarafın neden cevap vermediğini düşünmeden kızabiliyoruz. Sanki hepimizin acelesi var. Ama nereye yetişmeye çalıştığımızı pek bilen yok.

Sabırsızlık artık sadece beklemekle ilgili bir mesele de değil. Birbirimize karşı da sabırsızız. Bir insan hata yaptığında anlayış göstermek yerine tepki göstermeyi, bizim gibi düşünmediğinde dinlemek yerine susturmayı tercih edebiliyoruz. Trafikte küçücük bir yol verme meselesi kavgaya, sosyal medyadaki basit bir fikir ayrılığı dakikalar içerisinde hakarete dönüşebiliyor. Bazen dışarıdan baktığınızda kavganın sebebiyle ortaya çıkan öfke arasında hiçbir orantı olmadığını görüyorsunuz. İnsan ister istemez soruyor: Ne oldu bize?

Belki cevabın bir kısmı yaşadığımız çağın hızında saklı. Bugün neredeyse her şeyi çok hızlı elde ediyoruz. Telefonumuzdan yemek söylüyoruz, kısa süre sonra kapımıza geliyor. İnternetten bir ürün satın alıyoruz, ertesi gün elimizde olmasını bekliyoruz. Bir arkadaşımıza mesaj gönderdiğimizde “görüldü” ibaresinin ardından cevap beklemeye başlıyoruz. İnternet sitesi birkaç saniye geç açılsa kapatıyor, izlediğimiz video ilk saniyelerde ilgimizi çekmezse diğerine geçiyoruz. Hatta artık uzun bir içeriği izlemek veya okumak yerine birkaç dakikalık özetini tercih ediyoruz. Teknoloji bize büyük bir hız kazandırdı ama farkında olmadan başka bir alışkanlık da kazandırdı: Beklememek.

Sorun şu ki gerçek hayat bir uygulama gibi çalışmıyor. Karşımızdaki insanın kötü bir günü olabilir. Kasadaki yaşlı insanın elleri eskisi kadar hızlı hareket etmeyebilir. Önümüzdeki sürücü yolu bilmiyor olabilir. Siparişimizi getiren çalışan aynı anda onlarca kişiye yetişmeye çalışıyor olabilir. Bunların hiçbirini birkaç saniyede değiştiremeyiz. Her şeyin anında gerçekleşmesine alıştığımız için hayatın doğal yavaşlığı bile artık bizi rahatsız etmeye başladı.

Sosyal medyanın da bunda payı olduğunu düşünüyorum. Eskiden farklı düşündüğümüz insanlarla aynı masada oturur, konuşur, tartışır, bazen anlaşamaz ama yine de birbirimizi dinlerdik. Bugün istemediğimiz bir düşünceyle karşılaştığımızda çözüm çok kolay: Engelle, takibi bırak, sessize al. Üstelik algoritmalar zamanla bize zaten hoşumuza giden içerikleri ve bizim düşüncelerimize yakın insanları daha fazla gösteriyor. Böylece kendi küçük dijital dünyamızı oluşturuyoruz. Sonra gerçek hayatta bizim gibi düşünmeyen biriyle karşılaştığımızda ona tahammül etmekte zorlanıyoruz.

Elbette bütün meseleyi telefona, internete veya sosyal medyaya bağlamak doğru olmaz. İnsanlar yoruldu. Ekonomik sıkıntılar, iş stresi, trafik, gelecek kaygısı ve günlük hayatın getirdiği onlarca problem var. Sabah evden çıkan insan çoğu zaman zihninde zaten birçok sorunla çıkıyor. Gün içerisinde karşılaştığı küçücük bir olay bazen bardağı taşıran son damla olabiliyor. Fakat burada başka bir problem ortaya çıkıyor: Kendi sıkıntımızın faturasını karşımıza ilk çıkana kesmeye başlıyoruz. Garson bizim ekonomik sıkıntımızın sebebi değil. Trafikteki diğer sürücü iş yerinde yaşadığımız problemin sorumlusu değil. Kasiyer hayatımızdaki aksiliklerin nedeni değil. Sosyal medyada bizimle aynı düşünmeyen insan da düşmanımız değil.

Bir de sürekli haklı olma isteğimiz var. Trafikte biz haklıyız, iş yerinde biz haklıyız, tartışmada biz haklıyız, sosyal medyada zaten kesinlikle biz haklıyız. Fakat herkes kendisini haklı görüyorsa bu kadar kavga neden çıkıyor? Çünkü bazen haklı olmakla doğru davranmak aynı şey değil. Trafikte geçiş hakkı sizin olabilir ama karşıdaki sürücünün yaptığı küçük bir hatayı büyütmemek de sizin tercihinizdir. Bir tartışmada söylediğiniz şey doğru olabilir ama bunu karşınızdakini aşağılamadan söyleyebilmek başka bir meziyettir. Her tartışmayı kazanmak, her söze cevap vermek ve her hatayı karşımızdakinin yüzüne vurmak zorunda değiliz.

Belki biraz yavaşlamamız gerekiyor. Trafikte önümüzdeki araç iki saniye geç hareket ettiğinde hemen kornaya basmamak, kasadaki yaşlı insan parasını ararken birkaç saniye beklemek, siparişimiz geciktiğinde karşımızdaki çalışanın da insan olduğunu hatırlamak, bizimle aynı düşünmeyen birini dinleyebilmek. Bunlar çok büyük fedakârlıklar değil. Fakat günlük hayatta giderek daha fazla ihtiyaç duyduğumuz küçük davranışlar.

Teknoloji hızlandı, şehirler hızlandı, işler hızlandı, iletişim hızlandı. Biz de bütün bunların arasında insanın da aynı hızda hareket etmesi gerektiğini düşünmeye başladık. Oysa insan ilişkilerinin “hızlandır” tuşu yok. Karşımızdakinin bizi anlamasını, bize saygılı davranmasını, hatalarımızı hoş görmesini ve gerektiğinde bize biraz tahammül etmesini bekliyoruz.

Belki de sorun zamanımızın azalması değil, sabrımızın azalmasıdır.

Ve başkalarının bize ne kadar tahammül ettiğini düşünmeden önce, arada kendimize şu soruyu sormamız gerekiyor:

Biz en son ne zaman bir başkasına tahammül ettik?

Yazarın Yazıları