Serhat Pizan Yazıları

Serhat Pizan
Serhat Pizan
Yazarın Profili
14.09.2026 10:48

Eskiden “El Alem Ne Der?” Vardı, Şimdi “Kimler Beğendi?” Var

Haber Detay Image

Eski Nesil Saygıyı Öğretti, Sevgiyi Sakladı; Yeni Nesil Sevgiyi Gösterdi, Saygıyı Unuttu

Bazen düşünüyorum da, galiba her nesil kendinden öncekinin yanlışını düzeltmeye çalışırken başka bir yanlış yaptı.

Eskiler bize saygıyı öğretti.

Büyüklerin yanında yüksek sesle konuşulmazdı. Anne babaya karşı gelmek hoş karşılanmazdı. Komşunun kapısı çalınır, hal hatır sorulurdu. Birinin evine gidildiğinde eli boş gidilmezdi.

Ama o neslin de başka bir tarafı vardı.

Sevgiyi göstermek zordu.

“Evladım, seni seviyorum” demek belki de dünyanın en zor cümlelerinden biriydi.

Babalar sevgisini çoğu zaman çalışarak, anneler sofraya yemek koyarak gösterirdi. Sarılmak, öpmek, duyguları açık açık konuşmak pek alışılmış değildi.

Çocuk büyürdü ama babasının onu ne kadar sevdiğini çoğu zaman kendi kendine anlamak zorunda kalırdı.

Sonra zaman değişti.

Yeni nesil bu konuda çok daha farklı.

Çocuklarına sarılıyorlar. “Seni seviyorum” demekten çekinmiyorlar. Duygularını konuşuyorlar. Çocuklarının ne hissettiğini soruyorlar.

Bunların hepsi güzel.

Ama galiba bu kez de başka bir şeyi kaybettik:

Saygıyı.

Ve belki de sevginin kendisini bile biraz değiştirdik.

Eskiden sevgi saklanırdı, şimdi sergileniyor

Eskiden bir insan eşini seviyorsa bunu çoğu zaman sadece eşi bilirdi.

Şimdi ise bazen sevginin bir de seyirciye ihtiyacı var.

Instagram'a giriyorsunuz. Bir çift…

Her hafta beraber fotoğraf.

Doğum günü paylaşımı.

“İyi ki hayatımdasın.”

“Seninle her şey çok güzel.”

Tatiller, restoranlar, sarılmalar, gülümsemeler, kalp emojileri…

Dışarıdan bakınca kusursuz bir ilişki.

Ama o fotoğrafın çekilmesinden beş dakika önce ne yaşandığını kimse bilmiyor.

Belki birbirleriyle konuşmuyorlar. Belki evde sürekli tartışıyorlar. Belki aynı evin içinde iki yabancı gibiler.

Belki de o fotoğraf gerçekten mutlu oldukları için değil, mutlu göründükleri için paylaşılıyor.

Elbette çok fotoğraf paylaşan her çift mutsuz değildir. Böyle bir genelleme yapmak doğru olmaz.

Ama şu soru yine de aklımda:

Neden mutlu olduğumuzu yaşamaktan çok, mutlu olduğumuzu göstermeye ihtiyaç duyuyoruz?

Telefonlarımız hayatımıza girdi, hayatımız telefona dönüştü

Teknoloji hayatımızı kolaylaştırdı.

Eskiden uzakta yaşayan birini aramak için saatler beklerdik. Şimdi dünyanın diğer ucundaki insanla saniyeler içinde konuşabiliyoruz.

Ama aynı teknoloji, garip bir şekilde bizi birbirimize daha da uzaklaştırabiliyor.

Aynı masada dört kişi oturuyor.

Dördünün de elinde telefon.

Çiftler yan yana oturuyor. Biri Instagram'a bakıyor, diğeri TikTok'ta geziyor.

Birlikte yemek yiyorlar ama birbirleriyle konuşmuyorlar.

Sonra yemek geliyor.

Telefon çıkıyor.

Fotoğraf çekiliyor.

Paylaşım yapılıyor.

“Ne güzel akşam.”

Oysa belki o akşam birbirlerine tek bir cümle bile kurmadılar.

İşte çağımızın garip çelişkisi tam olarak bu:

Hayatı yaşamaktan çok, hayatın fotoğrafını çekiyoruz.

Sosyal medya mutluluğu da bir yarışa çevirdi

Eskiden komşumuzun yeni aldığı arabayı görüp iç geçirirdik.

Şimdi dünyanın her yerinden binlerce insanın hayatını aynı anda görüyoruz.

Birisi evleniyor.

Birisi balayında.

Birisi yeni araba alıyor.

Birisi lüks restoranda yemek yiyor.

Bir başkası çocuğuyla mükemmel bir hafta sonu geçiriyor.

Herkes mutlu.

Herkes güzel.

Herkes başarılı.

Herkesin hayatı yolunda.

Ama kimse gece yatağına girip ne düşündüğünü paylaşmıyor.

Kimse kredi borcunu paylaşmıyor.

Eşiyle yaptığı büyük tartışmayı paylaşmıyor.

Çocuğuyla yaşadığı çaresizliği paylaşmıyor.

Yalnızlığını paylaşmıyor.

Çünkü sosyal medya çoğu zaman hayatın tamamını değil, göstermek istediğimiz kısmını gösteriyor.

Ve biz zamanla başkalarının vitrinlerini kendi hayatımızla karşılaştırmaya başlıyoruz.

Eskiler “El âlem ne der?” diye yaşadı, yeniler “El âlem ne düşünür?” diye yaşıyor

Belki de iki nesil arasındaki fark sandığımız kadar büyük değil.

Eskiler de başkalarının ne diyeceğini düşünüyordu.

Yeni nesil de.

Sadece yöntem değişti.

Eskiden “El âlem ne der?” denirdi.

Şimdi “Instagram'da insanlar ne düşünecek?” deniyor.

Eskiden komşunun ne düşündüğü önemliydi.

Şimdi takipçinin ne düşündüğü önemli.

Eskiden insanlar misafir geldiğinde evini olduğundan güzel göstermeye çalışırdı.

Şimdi hayatımızı olduğundan güzel göstermeye çalışıyoruz.

Sanki hepimiz küçük birer reklam kampanyasının içindeyiz.

Belki de asıl kaybettiğimiz şey samimiyet.

Eski günler tamamen güzel değildi

Ben eski günlerin tamamen güzel olduğunu düşünmüyorum.

O dönemde çok fazla baskı vardı.

İnsanlar duygularını bastırıyordu. Çocuklar korkuyla büyütülüyordu. Bazı evlilikler sadece “millet ne der” diye sürdürülüyordu.

Bunların hiçbirini özlememek gerekir.

Ama yeni dönemin de her yaptığını doğru kabul etmek zorunda değiliz.

Çocuğumuza sarılmak güzel.

Ama ona her istediğini vermek sevgi değil.

Duygularımızı ifade etmek güzel.

Ama karşımızdaki insanı kırmayı “Ben açık sözlüyüm” diye açıklamak doğru değil.

Özgür olmak güzel.

Ama özgürlüğü başkasına saygısızlık olarak görmek başka bir şey.

Eşimizle fotoğraf paylaşmak güzel.

Ama o fotoğraftaki mutluluğu evin içinde yaşayamıyorsak, paylaşımın ne anlamı var?

Mutluluğun kanıtlanmaya ihtiyacı yok

Bence gerçek mutluluğun en güzel tarafı, kendini ispatlamak zorunda olmamasıdır.

Gerçekten mutlu olan bir çiftin her hafta bunu dünyaya anlatması gerekmeyebilir.

Bazen telefonu masanın üzerine bırakıp birbirinin gözünün içine bakmak, Instagram'da paylaşılacak yüz fotoğrafından çok daha değerlidir.

Bir babanın çocuğuna sarılması, bunu kimsenin görmemesi halinde de değerlidir.

Bir annenin çocuğuna “Seninle gurur duyuyorum” demesi, bunu sosyal medyada paylaşmadığında da değerlidir.

Bir eşin diğerine gece sessizce bir bardak su getirmesi, fotoğrafını çekmediğimiz halde sevgidir.

Çünkü sevgi, gösterildiği için değil, yaşandığı için gerçektir.

Galiba artık ikisini birden öğrenmemiz gerekiyor

Eskilerden saygıyı alalım.

Ama sevgiyi saklamayalım.

Yenilerden duygularımızı konuşmayı alalım.

Ama saygıyı unutmayalım.

Teknolojiyi kullanalım.

Ama teknoloji hayatımızı yönetmesin.

Fotoğraf çekelim.

Ama fotoğraftaki mutluluğu önce gerçekten yaşayalım.

“Seni seviyorum” diyelim.

Ama bunu sadece Instagram'da değil, evin içinde de söyleyelim.

Çocuklarımızı dinleyelim.

Ama onlara sınır koymaktan da korkmayalım.

Eşimize sarılalım.

Ama bunu takipçilerimiz görsün diye değil, gerçekten sarılmak istediğimiz için yapalım.

Çünkü galiba iki neslin de birbirinden öğreneceği çok şey var.

Eskiler bize saygıyı öğretti ama sevgiyi bazen sakladı.

Yeniler sevgiyi göstermeyi öğrendi ama saygının sınırlarını bazen unuttu.

Teknoloji ise ikisinin arasına bir de “görünmek” kavramını koydu.

Artık sadece sevmek yetmiyor.

Sevdiğimizi göstermek istiyoruz.

Sadece mutlu olmak yetmiyor.

Mutlu olduğumuzu göstermek istiyoruz.

Sadece yaşamak yetmiyor.

Yaşadıklarımızı paylaşmak istiyoruz.

Belki de biraz durmamız gerekiyor.

Telefonu bir kenara bırakıp kendimize şu soruyu sormamız gerekiyor:

Ben gerçekten mutlu muyum, yoksa sadece mutlu görünen bir hayat mı yaşıyorum?

Belki de cevap, ne eskilerde ne yenilerde.

Belki cevap, ikisinden de doğru olanı alabilmekte.

Saygıyı kaybetmeden sevmekte.

Sevgiyi saklamadan yaşamakta.

Ve yaşadığımız hayatı, göstermek zorunda kalmadan gerçekten yaşayabilmekte.

Çünkü sonunda geriye Instagram'daki fotoğraflar değil, gerçekten yaşadığımız anlar kalacak.

Yazarın Yazıları