Okan Geçgel Yazıları

Okan Geçgel

Devlet Kapısı Hacet Kapısıdır: Erzincan’da Vicdanın Sesi

22.02.2026 16:05
Haber Detay Image

Geçtiğimiz günlerde 81 ilin valisini Ankara'da bir araya getiren Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, devlet yönetimi açısından son derece önemli mesajlar verdi. "Devlet kapısı hacet kapısıdır" diyerek başladığı konuşmasında, bizim insanımızın mahcup ve mağrur olduğunu; derdini, sıkıntısını, ihtiyacını uluorta dile getirmediğini özellikle vurguladı. Ve ardından valilere şu tarihi sorumluluğu yükledi: "İhtiyaç sahibi kardeşlerimizi siz arayıp bulacaksınız. Onlar size gelmeden siz onlara gideceksiniz. Gerekirse kapı kapı gezecek, sorunları yerinde tespit edeceksiniz."

Bu sözler, klasik bir bürokratik talimat değildi. Bu sözler, devletin ruhuna yapılan bir çağrıydı.

İşte o çağrıya sahada karşılık veren isimlerden biri, Hamza Aydoğdu oldu. Erzincan'da görev yaptığı süre boyunca vatandaşla kurduğu samimi bağ, sokakta oluşu, resmi mesafenin arkasına saklanmadan halkın içine karışması dikkat çekiyor. Ancak Ramazan ayında gerçekleştirdiği bir ziyaret, bu yaklaşımın ne kadar içten ve vicdani olduğunu bir kez daha ortaya koydu.

Anne ve babası hayatta olmayan 28 yaşındaki Çilem… Özel gereksinimli iki kardeşinin tüm bakımını tek başına üstlenmiş genç bir kadın. Hayatın ağır yükünü omuzlamış; hem abla hem anne hem baba olmuş. Vali Aydoğdu'nun gerçekleştirdiği ev ziyareti sırasında Çilem'in hikâyesi anlatıldıkça ortamda duygu yoğunluğu arttı. Aydoğdu gözyaşlarını tutamadı ve "Vallahi sen cennetliksin" sözleriyle o fedakârlığın büyüklüğünü ifade etti.

Bu cümle, bir yöneticinin protokol gereği kurduğu bir cümle değildi. O an, devletin makamı değil; insanın vicdanı konuştu.

Bizim insanımız gerçekten mahcuptur. Hele ki Anadolu'da insanlar sıkıntısını içine atar. "Kimseye yük olmayayım" diye düşünür. İşte Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın valilere verdiği mesaj tam da bu gerçeğe dayanıyordu. Devlet bekleyen değil, arayan olacak. Çağrılmayı bekleyen değil, kapıyı çalan olacak.

Erzincan'daki o ziyaret, bu anlayışın somut bir örneğidir. Devlet vatandaşına gidecek, derdini yerinde görecek, sorununu yerinde dinleyecek. Eğer bir evde tencere kaynamıyorsa, eğer bir hanede sahur sofrası kurulamıyorsa, bunun vebali yokluk içindeki ailenin sırtında değildir. Zaten yoklukla mücadele eden bir aileye sorumluluk yüklemek vicdana sığmaz. Asıl sorumluluk, sosyal devlet ilkesini hayata geçirmekle yükümlü olan kamu idaresindedir. Devlet, işte tam da böyle zamanlarda varlığını hissettirmelidir.

Gazeteci olarak Vali Hamza Aydoğdu'yu çok yakinen tanıyorum. Sadece haberlerden, görüntülerden değil; bizzat gözlemlediğim duruşundan, insan ilişkilerinden ve yaklaşımından biliyorum. Samimiyetinin yapay olmadığını, içtenliğinin bir iletişim stratejisi değil, karakterinin bir parçası olduğunu rahatlıkla söyleyebilirim. Çünkü bazı duygular rol yapılamayacak kadar gerçektir. O evde dökülen gözyaşı, planlanmış bir kare değil; yüreğin doğal bir yansımasıydı.

Bugün Türkiye'nin ihtiyacı olan yönetim anlayışı tam da budur. Güçlü devlet sadece büyük projelerle, dev yatırımlarla değil; aynı zamanda vatandaşının kapısını çalabilen yöneticilerle olur. Vatandaş, devleti karşısında soğuk bir otorite olarak değil; yanında duran bir güç olarak görmek ister. Erzincan'da ortaya konulan tablo budur.

Vali Aydoğdu'nun sahada olması, sürekli vatandaşla temas hâlinde bulunması, özellikle dezavantajlı kesimlere yönelik hassasiyeti, Cumhurbaşkanı'nın çizdiği çerçeveyle örtüşmektedir. Bu sadece bir Ramazan ziyareti değildir; bu bir yönetim anlayışıdır. Devletin şefkatli eli ve gülen yüzü olma iddiasının pratiğe dönüşmüş hâlidir.

Bir genç kadının iki engelli kardeşi için verdiği mücadele karşısında gözyaşı döken bir vali, aslında o ilin bütün ihtiyaç sahiplerine şu mesajı vermiştir: "Yalnız değilsiniz." Bu mesajın değeri hiçbir resmi açıklamayla ölçülemez. Çünkü sosyal devlet bütçe tablolarından ibaret değildir; sosyal devlet insan onurunu koruyarak yanında olmaktır.

Hamza Aydoğdu özel bir yöneticidir. Görevini sadece mevzuat çerçevesinde yerine getiren bir bürokrat değil; sorumluluğunu vicdanında hisseden bir devlet adamıdır. Böyle yöneticiler bulundukları şehirde iz bırakır. Gittiklerinde arkalarından dua edilir. Çünkü makam geçicidir ama gönülde bırakılan iz kalıcıdır.

Erzincan'da yaşanan o duygu dolu ziyaret, aslında devletin nasıl olması gerektiğine dair güçlü bir fotoğraftır. Devlet vatandaşına gidecek. Onun derdiyle hemhal olacak. Sorunlarını yerinde görecek ve çözüm için samimiyetle mücadele edecek. İşte o zaman "devlet kapısı hacet kapısıdır" sözü gerçek anlamını bulacaktır.

Vali Hamza Aydoğdu'yu ortaya koyduğu bu insani duruş, bu samimiyet ve bu vicdani yaklaşım nedeniyle gönülden tebrik ediyorum. Daha yüksek makamları hak ettiğine inanıyorum. Çünkü bu millet, kendisine tepeden bakanları değil; yanına oturanları, gözyaşına ortak olanları unutmaz. Erzincan'da devletin şefkatli yüzünü hissettiren bir yönetim anlayışı varsa, bunun arkasında sahada yürüyen bir vali vardır.

Kalın Sağlıcakla…

Yazarın Tüm Yazıları