Erkek egemen bir toplumda, kadına ve erkeğe biçilen roller bellidir. Okumuş, aydınlanmış, medeniyetin merkezinde de olsanız, bazen hepimize dayatılan rolleri oynamadığımızda, o geleneksel roller mantıksız da olsa, gurur, onur, erkeklik ve kadınlık gibi klişe ifadelerle hepimizi esir alıyor.
Mühendis bir erkeğin, bir kadın cerrahla evlenmekle evlilik denklemini yanlış kurduğunu mu düşünmek lazım.
Elbette ki bir cerrah, bir mühendisle kıyaslanmayacak denli daha doygun bir maaş karşılığı çalışır. Bu kısmı malumunuz şaşırtıcı değil ki şaşırdığımız bu değil elbette.
Çok kazananın kadın ondan daha az kazananın da erkek olması saçma sapan çekinceler, abuk subuk yorumlara yol açabilir. Zaten değil mi ki toplum dediğimiz şey yüzeysel ezberler ve klasik, köhnemiş geleneklerle düşünür, konuşur, yargılar huzurunuza çomak sokar.
Ama eşler tarafından eve giren gelirin ağırlığını kadının yüklenmiş olması, erkeğin sözüm ona onuruna, gururuna dokunuyor, ağrına gidiyorsa ve bu saçma sapan yaklaşım evin huzurunu bozuyorsa; kadın erkek kapışmasında daha yiyecek kırk fırın ekmeğimiz olduğunu gösterir.
33 yaşında 85 bin lira maaş aldığını söyleyen bir mühendis, 280 bin lira maaş alan cerrah eşine karşı toplumun ve özelde arkadaşlarının, onu ezmemesi için nasıl yalanlara sığındığını paylaşmış. Eşinin 180 bin lira ödediği tatile 60 bin ödediğini söylemiş.
Ezikliğine referans aldığı kaynağa gelince elbette ki önceki kuşağın en yakın temsilcisi babası. Ne dediğine gelince, babası: "Erkek olmak para meselesidir, sen niye böylesin?"
“Kadın kazanınca evlilik bitmiyor belki ama erkeğin gururu yavaş yavaş bitiyor arkadaşlar" Diye de yazınca Meşhur divan şairi Fuzuli’nin o meşhur dörtlüğü geldi aklıma:
Mey biter, sâkî kalır.
Her renk solar, hâkî kalır.
İlim insanın cehlini alsa da,
Hamurunda varsa eşeklik; bâkî kalır.
Hala bilmeyen erkekler var ise bir daha hatırlatmakta fayda var: Para hiçbir şeyin meselesi değil. Hele hele erkekliğin ya da kadınlığın hiç değil.









