- Düşünüyorum da işler nerede tersine döndü? - Haberler.com

Düşünüyorum da işler nerede tersine döndü?

Düşünüyorum da işler nerede tersine döndü?

Konuşmak, her gün hiç yorulmadan milyonlarca kez yaptığımız refleks davranışlarımızdan biri. Bu yüzden olsa gerek duygu ve düşüncelerimizin anlaşılabilmesi için tek ihtiyacımızın sadece konuşma yeteneğimiz olduğunu düşünürüz. Bunun nedeni ise konuşursak kendimizi ifade edebileceğimizi, duygu ve düşüncelerimizi anlatarak anlaşılabileceğimizi zannetmemizdir. Ancak teorik bilgi ne kadar basit gibi gelse de gerçek hayatımızda birbirimizle konuşmak için sadece konuşmayı öğrenmek yetmez. Çünkü konuşana kadar zihnimizin içinde geçen süreç çok karmaşıktır. Konuşma mekanizmasını devreye sokmak için beyin arka planda duygu ve düşünceler arasında çok ince hesaplar yapar. Bu hesaplar doğru işledikçe anlamlı diyaloglar ortaya çıkar. Böylece anlamlı düzeydeki bir iletişim ile insan büyük, küçük, yaşıt, ast, üst bakmaksızın kendisini herkes tarafından kabul gören mutlu bir birey olarak hisseder.

"Öngörülerimiz ince hesaplar, önyargılarımız kaba hesaplaşmalarımızdır."

Ne yazık ki insan doğasında en çabuk sapan ince hesaplar, duygusal ve düşüncesel hesaplardır. Çünkü bu hesapların içine kişisel yorumlarımız girer. Bazen kişisel yorumlarımız olaylarla ilgili öngörülerimiz olmaktan çıkar ve bilmeden de olsa yanlış yorumlarımızla harmanlanarak önyargılarımıza dönüşür. Öngörülerimiz bizi duygusal yönden olumlu etkileyecek ince hesaplarken, önyargılarımız bu ince hesapları kaba hesaplaşmalara dönüştürür. Bundan sonra ise önyargılarımız yüzünden duygu dünyamızın içerisinde kriz alarmları çalmaya başlar. Üzüntü, hayal kırıklığı, pişmanlık, öfke gibi yıkıcı duygular bu ince hesapların içine karışarak zihnimizde bir tür hesaplaşma ortaya çıkarır. Bu duygusal karışıklığın hepsi bir araya gelerek içimizde sert bir ses yaratır. Bu iç ses, daha önceki olumsuz yaşam tecrübelerimizle de arkalandı mı artık karşımızdakinin ne dediğinin hiçbir önemi kalmaz. Çünkü içimizdeki o sert ses her şeyi biliyor, her şeyi duyuyor ve kendimizi her şeyin farkında zannetmemize neden olan önyargılar dünyasının içinden her şeye karışıyordur.

"Hoş Geldiniz Önyargılar Dünyasına!"

Öyle ki bu önyargılar dünyasında sizin de sadece duyu organlarınızın işlev görmesi yeterlidir, çünkü gerisini zaten o içinizdeki sert ses yorumlayacaktır. Yani bu dünyanın içerisindeyken kulağınız duyabilir ama size ne söylediklerini dinlemenize gerek yoktur. Gözünüz bakabilir ama etrafınızdakileri görmenize gerek kalmamıştır. Ağzınız konuşabilir ama kendinizi ifade etmeseniz de olur. En kötüsü ise sevdiklerinize dokunabilir ama duyguyu doğru şekilde hissetmeniz artık mümkün değildir.

Duymak ile dinlemek, bakmak ile görmek arasındaki fark nedir?

Duymak; kulağın ses titreşimlerini algılamasıdır. Dinlemek ise ne dediğini ve bunu bize neden dediğini, onun gözünden anlayıp cümleleri onun anlattığı gibi anlamlandırabilme yeteneğidir. Bakmak; gözün etraftaki her şeyin şeklini, rengini, hareketini algılayan refleks bir davranış iken, görmek ise baktığının senin için, başkası için bulunduğun ortam için ne anlama geldiğini düşünebilmektir. Mesleğimden midir, hep bana mı denk gelir hala bir muallak olsa da ben duyan ama dinleyemeyen, bakıp da göremeyen çok insanla karşılaşmışımdır. Bu karşılaşmalarımdan bir tanesini de sizinle paylaşmak isterim:

"Anne ellerime bak! Elimde ne var, gördün mü?"

Düşünüyorum da İşler Nerede Tersine Döndü?

Kızımı çocuk parkına götürdüğüm bir gün, kızım sallanırken ben de bir banka oturmuş etrafa bakınıyordum. Yan bankta oturan iki anne birbirleriyle konuşuyorlar, çocukları da kumda oynuyorlardı. Çocuk kumda gezen bir karıncayı eline aldı ve koşarak annesinin yanına geldi. Çocuk, annesine "Anne ellerime bak! Elimde ne var, gördün mü?" diye sorunca anne de çantasından ıslak mendilini çıkartıp çocuğun ellerini silmeye başladı. Anne sakince çocuğa "Ellerinin haline bak, her yerin toz içinde kalmış." dedi. Çocuk ise tam da o sırada kıyameti kopardı, çünkü annenin çocuğun ellerini silmesiyle karınca yere düşmüştü. Annenin ise karıncadan hala haberi yoktu. Bu yüzden çocuğunun davranışına anlam veremedi ve yanında oturan arkadaşına dönüp "Bizim çocuk da bu aralar çok aksi oldu. Böyle ufacık şeylerden kıyameti koparıyor." dedi. Sonra sakinleşsin diye çocuğuna sarılmaya çalıştı ve çocuk annesini itip daha çok bağırmaya başladı. Anne ise çok şaşkındı. Çünkü anneye göre anne yanlış hiçbir şey yapmamış hatta çocuğun her dediğini yapmıştı. Çocuk ona bak demiş, anne de bakmıştı. Çocuk ona bir şeyler söylemiş, anne de söylediğini duymuştu. Üstelik anne, çocuğunun ellerini temizleyerek iyi bir şey de yapmıştı. Üstüne üstük çocuğunu da sevmek için sarılmış ama çocuğu onu itmişti. Ne yazık ki anne çocuğun ellerine baktığında çocuğun ellerinde var olan karıncayı görememişti. Çünkü annenin önyargı dünyasından gelen o iç sesi anneye bu durumu "Çocuğun sana kirli ellerini gösteriyor." diye yorumlatmıştı. Anne ise farkında olmadan bu iç sese göre hareket etmişti. O iç sesi susturup baktığı yeri görebilseydi anne, çocuğunun kendisini heyecanlandıran karıncanın varlığını fark edebilecekti. Ama o sert iç ses daha baskın gelmişti. Bu yüzden çocuğunun söylediğini duymuş ama çocuğunu anlamak için onu dinlememişti. Dinleyemediği için de çocuğuna karşı nasıl davranacağını anlayamamıştı.

30 saniye içerisinde gelişen tüm bu kaos sonucunda anne-çocuk ilişkisinde işler tersine dönmeye başladı. Artık her iki tarafında iç sesi yani ön yargıları devreye girmişti.

Bu olayın üzerine parktan dönüp bugün olanları tekrar düşündüğümde ben de bunlara sadece bakan ve duyan tarafta kalmak istemediğimi fark etmiştim. Bunun üzerine ne mi yaptım? Oturdum bir kitap yazdım. Baktığım olayda ne gördüğümü, duyduğum cümlelerde ne dinlendiğimi, bunları sizinle konuşurken ne ifade etmek istediğimi dikkate alarak kelimelerime ve kalemime sarılıp hepsini kitabımda yazdım. Çünkü ben de baktığım her şeyde gördüm ki insan ilişkilerinde işler çocuklukta tersine dönmeye başlıyor. Duyduğum yetişkinlerden dinledim ki ilişkilerindeki tüm problemler, baktığını doğru görememekten, kendini doğru ifade edememekten, duyguyu doğru şekilde hissedememekten kaynaklanıyor.

O yüzden bu hafta sizi küçük bir iş birliğine davet etmek istiyorum. Bugün baktıklarınızda ne gördüğünüzü, dinlendiklerinizden ne duyduğunuzu, anlattıklarınızdan ne ifade ettiğinizi ve dokunduklarınızdan ne hissettiğinizi yorumlarda paylaşın, hep birlikte üzerinde düşünelim. Emin olun size de çok iyi gelecektir.

Bir sonraki yazımda çift ilişkilerinde ve evliliklerde partnerlerin birbirine karşı olan önyargılarının aralarındaki aşkı, sevgiyi, saygıyı nasıl etkilediğini kaleme alacağım.

Tekrar buluşana kadar size önyargılardan uzak, mutlu bir hafta diliyorum.

Kendinize iyi bakın.

Yorumlar
500
Yazılan yorumlar hiçbir şekilde Haberler.com’un görüş ve düşüncelerini yansıtmamaktadır. Yorumlar, yazan kişiyi bağlayıcı niteliktedir.
title