Bahar Aray - Mutlu Yaşamların Marka Kadını Burcu Yarapsanlı Zayim - Haberler.com

Mutlu Yaşamların Marka Kadını Burcu Yarapsanlı Zayim

Mutlu Yaşamların Marka Kadını Burcu Yarapsanlı Zayim

Fazla naif, fazla içten, fazla hassas… Bir o kadar net, dirayetli, çetin ceviz… Burcu Yarapsanlı Zayim'den bahsediyorum. Tekirdağ'da Mutlu Yaşam Psikolojik Danışmanlık Merkezini kuran Uzman Klinik Psikolog Burcu Yarapsanlı Zayim'den, mutlu yaşamların marka kadını olma öyküsünü dinleyelim.

''Marka Kadın'' olmak, bu tanım sizin için ne ifade ediyor?

Bana göre "Marka kadın" olmak, önce hayatınızda neyi marka yapacağınız ile neden o markayı bir kadın olarak üstlenmeniz gerektiğine dair inançlı ve kararlı durmaktır.

Bu nedenle ben "marka kadın" kavramını işim ve işimle bağdaştırdığım kişiliğim üzerine yerleştirmek istedim. Bu benim için şu demekti: Ben hem Burcu Yarapsanlı Zayim olarak, hem de klinik psikolog olarak insanlara yardımcı olmak amaçlı onları dinlemeli ve sadece dinlemekle kalmayarak onlara da kendilerini doğru şekilde dinlemeyi öğretmeliydim. Böylece yardım ettiğim kişilerin de kendilerini dinlemeyi öğrendikçe neye ihtiyaçları olduğunu ve nasıl bir yol almaları gerektiğini bulup onların daha mutlu bir yaşama erişmelerine yardımcı olabilirdim. İşte bende ki bu inanç beni kurumumun adı olan "mutlu yaşam"amacını omuzlarımda taşımaya kararlı bir marka kadını yaptı.

Samimiyet, güven, kararlılık... Biz sizi bu kelimelerle ifade ediyoruz. Siz de okuyucularımıza beni en doğru anlatan kelimeler bunlar diyebiliyor musunuz?

Öncelikle ben bu 3 kelimenin çok sihirli kelimeler olduğuna inandığımı söyleyebilirim. Bu nedenle bu 3 kelimeyi hem kişisel gelişimimin, hem karakter yapımın hem de yaptığım işin merkezine yerleştirmeye çok özen gösteririm. Bu 3 kelimenin anlam olarak yoğunluğu çok derin köklere dayandığı için titizlikle ve gerçekten inanarak bu kelimeleri üzerinizde taşımanız gerekir. Hele de işiniz doğrudan bir insanın duyguları ve düşünceleri üzerine ise, o zaman samimiyet, güven ve kararlılık kesinlikle kişiliğinizin bir parçası olmak zorundadır. Bu nedenle iş hayatında da gerçekten insanların yaşamına dokunabilecek düzeyde psikolog olup olmak istemediğime dair cevabı büyük bir samimiyetle önce kendime vermem gerekti. Bu konuda kendime verdiğim istekli cevabım ise kendi içimden meslek hayatıma yansıyan bir samimiyet duygusu olarak ortaya çıkmaya başladı. Böylece birçok danışanım da meslek hayatımdaki samimiyetimi hissedebildi. Böylece hayatımdaki ilk sihirli kelimem samimiyet oldu. İkinci sihirli kelimem ise güven… Sektörde bu mesleği profesyonelce yapabilmem için bana gelen danışanlarıma yeterli olup olamayacağıma dair önce kendime güvenmem gerektiğini biliyordum. Çünkü iyi bir psikolog olmak için bu sektörde sadece mezun olduğunuz üniversite ve alınan mesleki eğitimlerin dışında bir uzmanın kendi yetenek ve becerilerine de güvenmesi çok önemlidir. Aynı şekilde benimde kendime yönelik olan bu güvenim daha sonrasında danışanlarım ile aramdaki terapötikgüveni yansıtan ilk adımı oluşturmuştur.

Son olarak üçüncü sihirli kelimem kararlılık…Kararlılık, işimin sürdürülebilir kısmında olmazsa olmaz bir kavramdır. Çünkü uzman olarak önce benim danışanlarımın yaşamına fayda sağlama konusunda kararlı olmam gerekir. Bu şekilde kararlı durarak bu özelliğimin beni meslekte daha girişken, daha araştırmacı ve daha dinamik olmaya yönlendirdiğini düşünürüm. Önce benim meslekte gösterdiğim bu kararlı duruşumun, beni danışanlarımın terapi süresi boyunca kendilerini daha iyi hissetmek için gösterdikleri kararlılıklarını olumlu anlamda etkilediği sonucuna vardırmıştır. Yani sonuç olarak hem danışanlarımın hem de terapist olarak benim karşılıklı kararlılığımız mutlu yaşama ulaşmada ortak bir iş birliği olmuştur.

Bir ''Marka Kadın'' olarak sektörün size olan ihtiyacıyla ilgili ne söylersiniz?

Özellikle son 10 yıldır insan ilişkileri ve ebeveyn-çocuk ilişkisi üzerine konuşulan tüm konular Psikoloji dünyasının yöntemlerini daha da gündeme getirmiş bulunmaktadır. Ancak bir marka kadını olmaya karar verirseniz, bu sektör içerisinde danışanlarınıza sadece bilgiyi veren tarafta kalamazsınız. Hem bilgiyi veren hem de yol gösteren ve denenen yöntemlerle olumlu sonuca ulaştırabilen bir rehber de olmanız gerekir. İşte bu yüzden psikoloji dünyasında bu bakış açısını sadece yerele değil ulusala ve topluma taşımaya yönelen kişilere ihtiyaç vardır. Gerek dergilerden, gerek sosyal medya kanallarından, gerekse yazılan kitaplar üzerinden topluma ulaşmaya çalışan kişilerden biri olarak ben de psikolojik destek ihtiyacı duyan kişilere ihtiyaçlarını nasıl karşılayacaklarına dair bilimsel yöntemlere dayalı bakış açılarını öğreterek günlük hayatın içinde bu yöntemleri nasıl uygulayacakları konusunda destek verebilmekteyim. Bu nedenle toplumsal yapının doğrudan çekirdeğini oluşturan insan duygu-düşünce ve davranışlarına yönelik daha çok aktif çalışmaları sürdürebilmem için benim danışanlarımdan danışanlarımın da benden öğreneceği karşılıklı çok şeyin olduğunu düşünüyorum. Her danışanın yaşamı benim için yeni bir öğretidir ve bu yeni öğretileni işleyip geri vermek de bir uzman olarak benim görevim ise demek ki psikoloji dünyası içerisinde danışanlarımızla birbirimize ihtiyacımız olduğunu söyleyebilirim.

Bu yıl hangi proje üzerinde çalışıyorsunuz?

Bu yıl, sadece bana ulaşabilen danışanlarıma yardımcı olmanın yanı sıra çeşitli kanallar aracılığıyla ulusal düzeyde profesyonel psikolojik danışmanlık hizmetini taşımakla ilgili kapsamlı bir proje üzerinde çalışmaktayım. Online terapi görüşme seanslarımız sayesinde çocuk-ergen-yetişkin ve çiftlere yönelik psikolojik danışmanlık hizmetlerini daha ulaşılabilir, daha ekonomik ve daha esnek çalışma saatleri ile tercih edilebilir hale getirmek bu yıl gerçekleştirmek istediğim bu projenin vizyonunu yansıtmaktadır. ''Online Psikolog'' projemde ilk sırayı yine beni tanımlayan samimiyet, güven ve kararlılık kriterleri almaktadır. Online terapi görüşmelerinin hangi bilimsel yöntemlere dayandığını, ne gibi yararları olabileceğini ve nasıl etki ettiği konusunda ulusalda ulaşabildiğim herkese bu projenin faydalarını samimiyetle göstermeye kararlıyım diyebilirim.

Bir iş kadını için ''Başarı''nın tanımı ne olmalıdır? Siz başarıyı nasıl tanımlıyorsunuz?

Başarı deyince aklıma çocukluğumda benim aşırı hayalperest biri olduğumu söyleyen kişiler geliyor. Yaşım büyüdükçe "Peki gerçek olmayacak şeylerin hayalleri hiç kurulur mu? Neden ben bu kadar güzel hayaller kuruyorum?" diye kendimi sorgulamaya başlayınca başarının ilk ayağında durduğumu fark ettim. Başarmak için önce neyi başarabileceğini hayal etmen gerekmektedir. Sonra ise başarıya ulaşmak için neleri nasıl yapabileceğinizi planlamak önemlidir. Bu nedenle planlama aşamasında takip edeceğin yolu bulmak için araştırmaya başlar ve en sonunda ise harekete geçebilirsiniz. Elbette başarı için tüm bu aşamalar, birkaç günde yapılabilecek kolay bir şey değildir. Başarıya giden yol uzundur ama doğru yoldan gittiğinize inandığınızda yolun uzunluğuna değil yol boyunca öğrendiklerinizle daha da iyi bir başarı nasıl elde edeceğinizi görmüş olursunuz. Bu nedenle başarıya giden yolun uzunluğu yıpratıcı değil doyurucu bir yol olarak hayatınızı kapsamaktadır.

Marka, değer, emek…. Bu üç kelimeyi sizin görüşünüzle okuyucularımızla paylaşmak istersek, bize cümlenizi yazar mısınız?

Marka benim gözümde adınız ve soyadınız gibidir. Nasıl ki yaşamınız boyunca adınız ve soyadınızın nasıl anılmasını istediğinize dair kendinizi geliştirir ve emek harcayarak kendinize bir unvan ile sosyal bir değer kazandırmak isterseniz üstlendiğiniz markanızda aynı değer ve emeği içerir. Örnek verecek olursam mesela nasıl ki ben yalnızca Burcu Yarapsanlı Zayim olarak iyi bir komşu, anlayışlı bir anne, geçimli bir eş, çalışkan bir iş kadını olmak gibi kendime yönelik bir emek harcayarak kendimi geliştirmek için çaba göstermem gerekiyorsa, işte üstlendiğiniz markanızı da ikinci adınız ve soyadınız kabul etmeniz gerekir. Aynı adınız ve soyadınız gibi markanızın da nasıl anılacağına ve o markanın ne düzeyde bir değer görmesi gerektiğine inanıyorsanız o markaya o kadar çok emek vermeniz gerekmektedir.

Karşınızda kendisine güvenmeyen ve potansiyelinin farkında olmayan bir kadın gördüğünüzü düşünün. Haydi ona ilham verelim. Ne söylersiniz?

Ne zaman böyle bir kadın görsem aklıma hep çocukluğum gelir. Çocukken benim hayallerimi dinleyen birinin benim için potansiyeli yüksek bir çocuk demesini çok isterdim ama onun yerine "Amma da hayalperest bir çocuk!" diye beni bilmeden etiketlediğini hatırlarım. Elbette o kişilerin de amacı benim hayallerimi engellemek değildi. Hiçbirinin hakkında da bana karşı kötü niyetli olduklarına dair olumsuz şeyler düşünmedim. Ama onların bu görüşleri uzun süre boyunca hayallerin sadece insanların zihninde canlanan ama gerçek olmayacak kadar da soyut olduğuna inandırdı beni. Taa ki 30lu yaşları devirmek için yaşarken bir gün "Madem hayaller bu kadar soyut o zaman neden bir insanın beyni gerçek olmayacak şeyleri bu kadar yoğun bir şekilde kurar ki? Sorusunu kendime sorup bu sorunun cevabının peşine düşene kadar…

Bu sorunun cevabı olarak, hayal kurmanın başarmak için içinde var olan potansiyelin ilk kıvılcımları olduğunu öğrenince işte o zaman kendime daha çok güvenmeye başladım ve o potansiyeli en iyi şekilde dışarı çıkarmak için ayağa kalkıp harekete geçtim.

Bu nedenle ne zaman kendisine güvenmeyen ve potansiyelinin farkında olmayan bir kadın görsem ona ilk olarak şunları sorarım:

? Sen hayatının bir döneminde hiç hayal kurudun mu?

? Kurduğun hayallerinin konusu neydi, ne ile ilgiliydi?

? Bu hayalin içinde kimler vardı ve sen bu hayalinde o kişilerle ne yapıyordun?

? Kurduğun hayalleri hiç birilerine anlatmak isteyecek kadar heyecanlandın mı?

İşte o kadına bu soruları sorup bana verdiği cevapları dinledikten sonra artık her ikimizin de önünde somut olarak onun kendisine güvenmesini gösterebileceğim dolu dolu bir kanıt vardır. Çünkü bana anlattığı o hayalleri kuran o kadının kendi zihni, o kadının kendi zekası ve o kadının kendi yaratıcılığıdır. Yani hayal ettikleri o kadının içinde var olan ve parlatılması gereken en değerli madendir.

Düşünsenize evinizin size ait olan bahçesinde değerli bir maden olduğunu fark etseniz o madeni o toprağın altında bırakır mısınız? Kim bırakır ki? Hiç kimse… Hepimiz o madeni hemen dışarı çıkarıp o madene sahip çıkmayı, işlemeyi ve işlediğimizi dışarıya sunmayı isteriz değil mi?

Peki potansiyeliniz sizin içinizdeki madense neden o madenden vazgeçiyorsunuz?

O madenin peşine düşün.

Size hayalperest diyenler ve inanmayanlar olsa bile…

Yorumlar
500
Yazılan yorumlar hiçbir şekilde Haberler.com’un görüş ve düşüncelerini yansıtmamaktadır. Yorumlar, yazan kişiyi bağlayıcı niteliktedir.
title