Okullar açılıyor. Milyonlarca çocuk sınıflarına, yuvalarına dönüyor. Sokaklarda servis araçlarını, ellerinde çantalarıyla okul yoluna düşen çocukları yeniden göreceğiz. Sınıflar dolacak, teneffüs zilleri çalacak, öğretmenler öğrencileriyle buluşacak. Çoğumuz için bildik bir eylül manzarası. Ama hayat herkes için aynı manzaradan ibaret değil ne yazık ki. Her çocuk aynı şartlarda, aynı hislerle okula gelmiyor.
Bazıları okula yalnızca eğitim almaya değil; görülmeye, duyulmaya, güvende hissetmeye geliyor, belki de kurtarılmayı bekliyor. Bazıları sabah sevgiyle uğurlanıyor, mutlulukla geliyor. Bazıları ise ardında şiddetin, korkunun, ihmalin ya da istismarın yaşandığı bir kapıyı kapatıp geliyor.
İşte o çocuklar için okulun anlamı bambaşka. Okul yalnızca matematik, Türkçe, fen öğrenilen bir yer değil. Bazen güvenli bir liman. Bazen nefes alınabilecek birkaç saat. Bazen de bir yetişkinin “Bu çocukta bir şey var” diyerek onu fark edip, hayatını değiştirebileceği tek yer. Belki de bir kurtuluş kapısı…
O ÇOCUK BELKİ SİZİN SINIFINIZDA
Çocuk ihmali ve istismarı denildiğinde aklımıza genelde çok ağır ve görünür vakalar geliyor. Oysa istismar çoğu zaman görülmez. Bir çocuk her zaman “Bana şiddet uygulanıyor” ya da “Bana bunu yaptılar” diyemeyebilir. Bu durumun da pek çok sebebi olabilir. İşte tam bu noktada yetişkinlerin özellikle okullardaki müdürlerin, müdür yardımcılarının, sınıf öğretmenlerinin, özellikle rehberlik öğretmenlerinin dikkati –farkındalığı hayati önem taşır.
Dün sınıfın haraketli çocuğu bugün neden kimseyle konuşmuyor, içine kapandı? Sakin çocuk artık neden tek bir el şakasına bile aşırı tepki veriyor? Bu öfke niye? Neden sürekli devamsızlık yapıyor? Kolundaki morluk, yara izleri gerçekten düştüğü için mi oluştu? Neden eve gitme saati yaklaştığında huzursuz oluyor? Tabi ki bunların hiçbiri tek başına istismarın kanıtı değildir. Ama bazen bir çocuğun yardım çağrısı yüksek sesle değil, davranışlarındaki değişiklikle gelir.
HER ŞİDDETİN MORLUĞU YOKTUR
Fiziksel şiddeti görmek bazen mümkündür. Bedende morluk… Yanık… Darbe izi… Ama çocukların taşıdığı bütün yaralar gözle görülmez. Sürekli aşağılanan, hakarete uğrayan, tehdit edilen, korkutulan veya ihmal edilen bir çocuk da şiddetin mağdurudur. Duygusal istismarın hedefidir. Ne yazık ki en zoru da çocuklara yönelik suçların en ağırlarından biri olan cinsel istismardır…
Burada toplum olarak özellikle bir yanılgıdan kurtulmamız gerekiyor: Fail her zaman yabancı değildir. Hatta suç kayıtlarına göre, genelde çocuğa zarar veren kişi çocuğun ailesinden, yakın çevresinden, tanıdığı ve güvendiği biridir.
Üstelik istismarcıların belirli bir profili, mesleği, eğitim seviyesi veya sosyal statüsü de yoktur. Kim istismarcı kim değil anlamak zordur. Bu nedenle ailenin, şüpheli kişilerin kim olduğuna bakarak değil, çocuğun verdiği işaretleri okuyarak hareket etmek çok önemlidir.
Çocuk yaşadığını her zaman kelimelerle anlatamaz. Bazen susarak anlatır. Bazen öfkelenerek. Bazen içine kapanarak. Yetişkinlerin görevi bu işaretleri görmek, çocuğu güvenli biçimde dinlemek ve gerektiğinde uzmanları ve yetkili makamları devreye sokmaktır. Burada hukuken çok önemli bir husus var. Bir çocuğun suç mağduru olduğuna ilişkin bir durumla karşılaşıldığında, koşulları oluşmuşsa bildirimde bulunmak yalnızca vicdani bir tercih değildir. Hukuki bir yükümlülüktür. Bildirimde bulunmamak suçtur. Şüpheyi ciddiye almak ve doğru makamları harekete geçirmek en önemli görevdir. Bildirim suçlama değildir, bir soruşturmanın açılabilmesi için ilk adımdır.
ÖĞRETMENİN GÖRDÜĞÜ TEK BİR AYRINTI BİR ÇOCUĞUN HAYATINI DEĞİŞTİREBİLİR
Unutmamak gerekir ki, okul, çocuğun görünür olduğu yerdir ve bazı çocukların yardım çağrısı sessizdir. O sessizliği duyabilecek kişi de çocuğa sevgi ve şefkatle yaklaşan öğretmenidir.




