Ahmet Almaz Yazıları

Ahmet Almaz

Şiraz’ın Solan Eylülleri ve Tahran’ın Unutulan Çocukları: İran Yahudilerinin İki Yüzü

23.03.2026 09:57
Haber Detay Image

Şiraz'ın Solan Eylülleri ve Tahran'ın Unutulan Çocukları: İran Yahudilerinin İki Yüzü

İran Yahudiliği, tarih boyunca hem bir sığınak hem de bir sürgün coğrafyası olmuştur. Bu kadim topluluğun serüveni, iki farklı edebi ve tarihi anlatıda saklıdır: Dalia Sofer'ın "Şiraz Eylülleri" ndeki yıkım ve Mikhal Dekel'in "Tahran Çocukları"ndaki kurtuluş. Bu iki anlatı birleştiğinde, karşımıza sadece bir azınlığın değil, insanlık vicdanının ve siyasi savrulmaların devasa bir panoraması çıkar.

Bir Sığınak Olarak Tahran: 1942

1940'ların başında dünya alevler içindeyken, İran beklenmedik bir "yaşam koridoru" haline geldi. Mikhal Dekel'in belgesel niteliğindeki eserinde anlattığı gibi, Nazilerden kaçıp Sibirya steplerinde açlıkla pençeleşen bin kadar Polonyalı Yahudi yetim, hayata tutunmak için yönünü Doğu'ya çevirdi.

Hazar Denizi kıyısından Tahran'ın güneşli sokaklarına ulaşan bu çocuklar için İran, "vaat edilmiş topraklar"dan önceki son duraktı. Yerel halkın kamyonlara meyve fırlattığı, Tahranlı Yahudi ailelerin evlerini açtığı bu dönem, İran'ın insani yardım tarihindeki en parlak sayfalarından biridir. Bu, Pers misafirperverliğinin ve Yahudi dayanışmasının zirve yaptığı bir "kurtuluş" öyküsüdür.

Bir Sürgün Olarak Şiraz: 1979

Ancak tarih, her zaman aynı doğrusal çizgide ilerlemez. 1979 İslam Devrimi, yüzyıllardır o topraklarda kök salmış Yahudi topluluğu için saati tersine çevirdi. Dalia Sofer'ın "Şiraz Eylülleri" romanında, mücevher tüccarı Isaac Amin'in şahsında bu trajediyi iliklerimize kadar hissederiz.

Isaac, sadece zengin ve Yahudi olduğu için bir sabah evinden alınır. Artık Tahran sokakları meyvelerin atıldığı değil, "casusluk" suçlamalarının havada uçuştuğu tekinsiz bir yerdir. Roman, 1942'deki sığınak imajının yerini, devrimin getirdiği belirsizlik, korku ve yabancılaşmaya bırakışını anlatır. Şiraz'ın o meşhur bahçeleri artık huzur değil, kaçış planlarının yapıldığı hüzünlü mekanlardır.

İki Anlatının Kesişme Noktası: Aidiyet ve Kimlik

Bu iki eseri birleştiren ana tema **"Arafta Kalmak"**tır.

Tahran Çocukları, vatanlarını kaybetmiş ama İran'da nefes almışlardı. Onlar için İran, yaşamın yeniden başladığı yerdi.

Şiraz Eylüllerindeki aile ise, öz vatanlarında birer yabancıya dönüşmüştü. Onlar için İran, artık terk edilmesi gereken ama kalbin bir parçasının hep orada kalacağı bir hüzün coğrafyasıydı.

Sonuç: Safran Kokulu Bir Hafıza

İran Yahudilerinin tarihi, "Tahran Çocukları"nın umudu ile "Şiraz Eylülleri"nin melankolisi arasında salınır. Bugün Los Angeles'taki (Tehrangeles) bir sofrada oturan İranlı Yahudi, hem 1942'deki kurtuluşun şükrünü hem de 1979'daki kopuşun sancısını taşır.

Bu makale, bize bir gerçeği hatırlatır: Siyasi rejimler değişir, sınırlar yeniden çizilir; ancak Tahran'ın dar sokaklarında yankılanan o kadim dualar ve Şiraz'ın eylül rüzgarındaki safran kokusu, her türlü ideolojinin ötesinde bir kültürel direniştir. İran Yahudiliği, ne sadece bir kurban ne de sadece bir mülteci hikayesidir; onlar, Pers toprağının en derin katmanlarından biridir.

Yazarın Tüm Yazıları