Ahmet Almaz Yazıları

Ahmet Almaz

Ortadoğu'da Yüzyılın Depremi: Trump-Pezeşkiyan Anlaşması ve 'Vadedilmiş Topraklar' Rüyasının Sonu

15.06.2026 21:03
Haber Detay Image

Ortadoğu'da Yüzyılın Depremi: Trump-Pezeşkiyan Anlaşması ve 'Vadedilmiş Topraklar' Rüyasının Sonu

Küresel jeopolitiğin fay hatları, Washington ve Tahran'dan gelen son dakika açıklamalarıyla kökünden sarsılıyor. İran devlet medyası Mehr ve Tesnim tarafından sızdırılan, ardından ABD Başkanı Donald Trump’ın "Motorları çalıştırın, petrol aksın" sözleriyle adeta mühürlediği 14 maddelik mutabakat taslağı, sadece bir ateşkes metni değil; Ortadoğu’da son bir asırdır kurgulanan tüm dengeleri altüst edecek cinsten tektonik bir kırılmadır.

İsviçre’nin ev sahipliğinde resmiyete dökülmesi beklenen bu tarihi mutabakat; Lübnan da dahil olmak üzere tüm cephelerde kalıcı bir askeri duruşu, Hürmüz Boğazı’nın yeniden uluslararası trafiğe açılmasını, İran’a yönelik deniz ablukası ile petrol ambargolarının kaldırılmasını ve en önemlisi, ABD ile müttefiklerinin İran için en az 300 milyar dolarlık devasa bir "yeniden inşa planı" sunmasını içeriyor. Peki, bu inanılmaz hamle sahadaki aktörler, özellikle de bölgesel yayılmacılık stratejisini "Vadedilmiş Topraklar" doktrini üzerine kuran İsrail için ne anlama geliyor? Trump ve Pezeşkiyan’ın bu hamlesi dünya tarihini nasıl yeniden şekillendirecek?

1. 300 Milyar Dolarlık Can Suyu ve Ambargoların Sonu: Ekonomik Bir Süper Güç Olarak İran

Anlaşmanın şüphesiz en radikal ekonomik çıktısı, onlarca yıldır ağır yaptırımlar altında boğulan İran ekonomisinin zincirlerini kırmasıdır. Batı blokunun finanse edeceği 300 milyar dolarlık yeniden inşa fonu, Tahran’ı bölgesel bir sanayi ve lojistik merkezine dönüştürmenin kapısını aralıyor. Hürmüz Boğazı'nın "İran'ın düzenlemeleri çerçevesinde" özgürce açılması ve deniz ablukasının 30 gün içinde kaldırılacak olması, dünya petrol arzının yüzde 20'sini doğrudan Tahran'ın inisiyatifine bırakıyor.

Ekonomik ambargoların kalkması, nükleer silah üretmeme taahhüdünün yinelenmesi karşılığında İran'ın dondurulmuş fonlarının serbest kalması anlamına geliyor. Bu durum, Tahran'ın Ortadoğu'daki ve küresel piyasalardaki finansal hareket kabiliyetini çarpan katsayısıyla artıracaktır. Yıkılacağı öngörülen bir rejimin, küresel sermayenin yeni çekim merkezi haline gelmesi, modern diplomasinin en büyük paradokslarından biri olarak tarihe geçecektir.

2. Lübnan'dan Yemen'e: İran'ın Ortadoğu'daki Nüfuzu Resmileşiyor mu?

Anlaşmanın "Lübnan dahil tüm cephelerde kalıcı bir ateşkes" maddesi, İran’ın bölgedeki vekil güçleri (Hizbullah, Ensarullah, Haşdi Şabi) üzerindeki hamiliğinin ve nüfuzunun ABD tarafından zımnen, hatta resmen tanınması anlamına gelmektedir. Trump’ın "Benden önceki başkanlar başaramadı, bölge liderleri ilk kez gerçek barışı sağlayacak bir başkan buldular" açıklaması, Washington'ın sahadaki statükoyu kabul ettiğinin açık bir ilanıdır.

Ateşkes, İran’ın Direniş Ekseni olarak adlandırdığı hattı askeri olarak geriletmiyor; aksine meşrulaştırarak diplomatik bir zırha büründürüyor. ABD'nin İran'ın iç işlerine karışmama taahhüdü ise Tahran'ın arkasını tamamen sağlama almasını sağlayarak, enerjisini bölgesel entegrasyon projelere kaydırmasının önünü açıyor.

3. "Vadedilmiş Topraklar" Rüyasının Sonu: İsrail’in Büyük Jeopolitik Şoku

Bu mutabakatın en büyük kaybedeni kuşkusuz Tel Aviv yönetimidir. İsrail sağının ve messiyanik çevrelerin uzun süredir askeri tırmanış ve bölgesel çatışmalar üzerinden zemin hazırlamaya çalıştığı "Vadedilmiş Topraklar" (Arz-ı Mev'ud) ideali ve bölgesel genişleme hayali bu anlaşmayla adeta duvara toslamıştır. İran'ı askeri bir müdahaleyle yok etme veya tamamen tecrit etme stratejisi, bizzat en büyük müttefiki ABD tarafından rafa kaldırılmıştır.

Lübnan cephesinin İran’ın rızası ve ABD’nin onayıyla kapatılması, İsrail’in kuzey sınırında kalıcı bir Hizbullah gerçeğiyle yaşamak zorunda kalacağını göstermektedir. ABD’nin bölgedeki askeri varlığını sınırlandırma ve yeni yaptırımlar uygulamama taahhüdü, İsrail’in Washington’ı arkasına alarak İran’a karşı açacağı olası bir "beka savaşı" kartını elinden almıştır. İsrail bariz bir şekilde yalnızlaşma ve mevcut sınırlarına hapsolma riskiyle karşı karşıyadır.

4. Küresel Sahnede İki Lider: Trump ve Pezeşkiyan’ın Değişen Ağırlığı

Savaşın ve kaosun eşiğindeki Ortadoğu’dan bu denli büyük bir uzlaşı çıkarmak, her iki lideri de dünya siyaset tarihinin zirvesine taşımaktadır:

Donald Trump: "Yıkıcı ve kestirilemez" imajını, "Yüzyılın Anlaşmasını Yapan Pragmatik Lider" figürüne dönüştürmüştür. Trump, Amerikan elitlerinin ve silah lobilerinin aksine, askeri harcamaları kısarak küresel enerjiyi (petrolü) kontrol etmeyi başarmış, Amerikan ekonomisine taze kan pompalamıştır. Bu hamle, onun küresel izolasyonist politikasının en büyük zaferidir.

Mesud Pezeşkiyan: İran iç siyasetindeki reformist ve rasyonel kanadın temsilcisi olarak, ülkesini askeri bir yıkımdan kurtarmakla kalmamış, rejimin bekasını 300 milyar dolarlık bir ekonomik doping ile garanti altına almıştır. Pezeşkiyan, Batı ile müzakere edilebileceğini ve İran’ın onurunu koruyarak da ambargoların kaldırılabileceğini tüm dünyaya kanıtlamıştır. Bu başarı onu İslam dünyasında ve küresel diplomaside ağırlığı reddedilemez bir aktör konumuna yükseltmiştir.

Sonuç: Yeni Dünya Düzeninin Merkez Üssü

BM Güvenlik Konseyi kararıyla da onaylanacağı belirtilen bu mutabakat, sömürgeci dönemden kalma Ortadoğu haritalarının ve doktrinlerinin miyadını doldurduğunu gösteriyor. "Vadedilmiş Topraklar" vizyonunun yerini "Ekonomik Entegrasyon ve Realpolitik" alırken; Trump ve Pezeşkiyan ikilisi, silahların gölgesinde yeni bir dünyanın temelini atmıştır. Artık Ortadoğu, bitmeyen savaşların değil; milyar dolarlık imar projelerinin ve küresel enerji koridorlarının konuşulacağı yeni bir döneme uyanmaktadır.

ABD İran Anlaşması, Trump İran Barışı, Pezeşkiyan 14 Maddelik Mutabakat, Vadedilmiş Topraklar İsrail, İran 300 Milyar Dolar Yeniden İnşa.

Yazarın Tüm Yazıları