Bence biz yıllardır yanlış yere bakıyoruz.
Seyahat etmek istiyoruz ama ilk cümlemiz hep aynı: "Vize alabilir miyim?"
Hayır. Asıl soru şu olmalı:
"Vize almadan nereye gidebilirim?"
Çünkü çoğu insanın fark etmediği bir gerçek var: Türk pasaportu, doğru kullanıldığında sana düşündüğünden çok daha fazla kapı açıyor. Üstelik bu kapılar öyle "idare eder" yerler değil. Aksine, hayat standardı yüksek, konforlu, keyifli ve tekrar tekrar gitmek isteyeceğin rotalar.
Ben artık rotamı buna göre çiziyorum.
Ve net söylüyorum: vizesiz seyahat, özgürlüğün en gerçek hali.
Mesela Balkanlar…
Özellikle Sırbistan.
Başkent Belgrad, benim için Avrupa'nın en "yaşayan" şehirlerinden biri. Sabah sade bir kahveyle güne başlıyorsun, öğlen nehir kenarında yürüyorsun, akşam ise kendini bambaşka bir enerjinin içinde buluyorsun. İnsanlar samimi, hayat pahalı değil, kimse seni yormuyor. En önemlisi de şu: orada kendin olabiliyorsun. Bu hissi her şehir vermez.
Ama dürüst olayım…
Benim için bir yer var ki, diğerlerinden tamamen ayrılıyor:
Japonya.
Evet, Japonya.
Ve evet, Türklere vizesiz.
Bunun hâlâ yeterince konuşulmaması bana gerçekten garip geliyor. Çünkü Japonya sadece bir seyahat noktası değil, zihnini resetleyen bir deneyim.
İlk kez Tokyo'ya indiğim anı unutamıyorum.
Kalabalık, devasa, hızlı… ama bir o kadar da sessiz. Bu nasıl mümkün olabilir diyorsun. Metro dolu ama kimse konuşmuyor. Sokaklar kalabalık ama kaos yok. Herkes birbirine saygılı. Kimse kimsenin alanını ihlal etmiyor.
Ve işte o an fark ediyorsun:
Bu sadece bir şehir değil, bir kültür.
Japonya'da "detay" diye bir şey yok, çünkü her şey detay.
Bir kahve alıyorsun, sunumu sanat eseri gibi.
Bir restorana giriyorsun, sana davranış biçimleri bile başlı başına bir deneyim.
Bir mağazaya giriyorsun, düzen takıntı seviyesinde ama bu seni rahatsız etmiyor, aksine hayran bırakıyor.
Kyoto ise başka bir boyut.
Tokyo'nun hızından çıkıp Kyoto'ya geçtiğinde zaman yavaşlıyor. Tapınaklar, geleneksel sokaklar, o dinginlik… Orada yürürken sadece gezmiyorsun, hissediyorsun. Sanki dünya bir anlığına daha sakin, daha anlamlı bir hale geliyor.
Ve güven…
Bunu özellikle söylemek istiyorum. Çünkü artık birçok şehirde bu bir lüks. Ama Japonya'da değil. Gece tek başına yürürken bile içinin bu kadar rahat olduğu başka bir yer çok az.
Ama beni en çok etkileyen şey ne biliyor musun?
İnsanlar.
Bu kadar kibar, bu kadar saygılı, bu kadar zarif bir toplum görmedim.
Bir şey sorduğunda sana yardımcı olmak için gerçekten çabalıyorlar. Gülümsemeleri bile farklı. Yapmacık değil. İçten.
O yüzden Japonya benim için sadece bir rota değil.
Vazgeçilmez.
Her gidişimde aynı şeyi hissediyorum:
"Ben buraya tekrar gelirim."
Ve geliyorum da.
Tabii ki yakın rotalar da hâlâ güçlü.
Gürcistan ve özellikle Batum kısa kaçamakların en risksiz, en pratik adreslerinden biri.
Bosna Hersek ve Saraybosna ise ruhu olan şehirleri sevenler için hâlâ çok güçlü bir alternatif.
Ama şunu net söyleyeyim:
Artık seyahat etmek isteyen insanların önündeki en büyük engel vize değil.
Alışkanlık.









