1980’lerde Bankerler Krizi’ni yaşadık.
Ardından 1994 ve özellikle 2000-2001 yıllarında yaşanan finansal krizlerle birlikte çok sayıda bankanın Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu’na (TMSF) devredilmesine ve bazı bankaların faaliyet izinlerinin kaldırılmasına tanık olduk.
Aradan yıllar geçti.
57. Türkiye Cumhuriyeti Hükûmeti döneminde bankacılık sistemi yeniden düzenlendi. Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu (BDDK) kuruldu, TMSF’nin yapısı güçlendirildi ve bankacılık sektörünün gözetim ve denetimi için yeni kurallar getirildi. 2001 krizinin ardından kapsamlı bir yeniden yapılandırma programı uygulamaya konuldu.
Ama bugün karşımıza çıkan tablo, ister istemez geçmişi hatırlatıyor:
Banker Kastelli’den yatırım fonlarına…
Elbette dönemler, kurumlar ve finansal araçlar aynı değil.
Fakat yatırımcının psikolojisi bakımından benzer bir durumla karşı karşıyayız.
1980 yılındaki 24 Ocak Kararları sonrasında faiz oranlarının serbest bırakılmasıyla birlikte finans piyasalarında hızlı bir dönüşüm yaşandı.
Bankerler, bankaların mevduat sertifikalarını pazarlayarak küçük yatırımcıların birikimlerini yüksek faiz vaatleriyle topladılar.
Dönemin en tanınmış bankerlerinden Kastelli; Cüneyt Arkın, Fikret Hakan ve Selma Güneri gibi ünlü sanatçıların yer aldığı reklamlarla geniş bir kesimin güvenini kazandı.
Ancak sistem uzun süre dayanmadı.
Bankaların mevduat sertifikası satışını durdurmasının ardından Kastelli, 1982 yılında battı ve yurt dışına çıktı.
Ardından diğer bankerlerin de iflasları geldi.
Binlerce insan birikimlerini kaybetti.
Toplum onları bir isimle tanımladı: Bankerzede.
1990’lı yılların sonunda ve 2000-2001 krizlerinde bu kez sorun, bankerlerden bankacılık sistemine taşındı.
Kasım 2000 ve Şubat 2001 krizlerinin ardından bankacılık sektöründe ağır bir yeniden yapılandırma süreci başladı. BDDK’nin resmî kayıtlarına göre 2000-2001 döneminde çok sayıda bankanın yönetim ve denetimi TMSF’ye devredildi veya faaliyet izinleri kaldırıldı.
Yaşananlardan önemli dersler çıkarıldı. Bankacılık sisteminin denetimi güçlendirildi.
BDDK oluşturuldu. TMSF’nin yapısı yeniden düzenlendi.
Amaç, finansal sistemde güveni sağlamak ve küçük yatırımcıyı korumak oldu.
17 Eylül 2026 tarihinde Sermaye Piyasası Kurulu (SPK) önemli bir karar açıkladı.
Yedi portföy yönetim şirketinin TEFAS’ta işlem gören tüm yatırım fonları alım ve satıma kapatıldı.
Ayrıca 130 yatırım fonunun, Kurul tarafından belirlenecek yöntemle tasfiye edilmesine karar verildi.
Fonları işleten yedi portföy şirketinde yaklaşık 891 milyar TL varlık ve 353 bin yatırımcı bulunduğu belirtiliyor.
Şimdi yüz binlerce yatırımcının kafasında aynı sorular var:
Param ne olacak? Ne zaman alacağım? Ne kadarını alabileceğim?
Yatırım fonları elbette banker sistemi değildir.
Bir fonun değer kazanması tek başına manipülasyon anlamına gelmez.
Ancak bir varlığın fiyatı sürekli yükselirken yatırımcı, yükselişin arkasındaki gerçek ekonomik değeri sorgulamadan sadece kazanca bakmaya başlayabilir.
Fon yükselir. İnsanlar bunu görür. “Demek ki bu fon kazandırıyor.” denilir. Yeni yatırımcılar gelir. Talep arttıkça fiyat daha da yükselir.
Derken likidite sorunu ortaya çıktığında herkes aynı anda çıkmak ister.
İşte o zaman yüksek kazanç beklentisi, bir anda yüksek zarara dönüşebilir.
Hiç kimse yüksek getirinin yüksek risk taşıyabileceği gerçeğini yok sayamaz.
Çok kazanmak için yatırım yapmak, sadece kazancı görüp riski görmemek doğru değildir.
Yüksek kazanç beklentisi varsa yüksek kayıp ihtimali de vardır.
Bireysel yatırımcı da yatırım kararının sonuçlarından sorumludur.
Fakat burada başka bir soruyu da sormamız gerekiyor:
Yatırımcı risk alırken denetim otoritesi ne yapıyordu?
Çünkü piyasanın temel amacı yalnızca yatırımcının kazancını veya kaybını izlemek değildir.
Piyasanın güvenilir, şeffaf ve kurallara uygun işlemesini sağlamak da düzenleyici otoritelerin görevidir.
Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, 4 Kasım 2025’te Türkiye Sermaye Piyasaları Kongresi’nde yaptığı konuşmada çok dikkat çekici bir açıklama yaptı.
Şimşek, “Bazı fonlar üzerinden manipülasyonların yapıldığını biliyoruz.” dedi ve bu alanda düzenleme eksikliği bulunduğunu belirtti. Ayrıca manipülasyonla mücadelede düzenleyici çerçevenin güçlendirileceğini söyledi. SPK ayrıca bu konunun 2 Aralık 2025 tarihli Finansal İstikrar Komitesi toplantısında gündeme geldiğini açıkladı.
Öyleyse Kasım 2025’te bazı fonlarda manipülasyon yapıldığı biliniyorsa aradan geçen yaklaşık on ay içinde neden daha erken ve daha etkili tedbirler alınmadı?
Bugün 130 fonun tasfiye noktasına gelmesinin ardından bu soru sorulmayacak mı?
Yatırımcı risk aldı diye denetim ortadan kalkmaz.
Denetim yapılmadı diye yatırımcının tüm zararı da kamu tarafından karşılanamaz.
İkisinin arasında bir denge düşünülebilir.
Bugün yüz binlerce yatırımcı, tasfiye sürecine giren fonlar nedeniyle parasının akıbetini bekliyor.
Finans piyasalarında güven, kriz çıktıktan sonra alınan tedbirlerle değil, kriz çıkmadan önce kurulan sağlam denetim mekanizmalarıyla oluşur.
Şimdi sormak gerekir:
Bu noktaya nasıl gelindi? Riskler neden zamanında görülmedi?
Manipülasyon ihtimali daha önce biliniyorsa neden daha erken müdahale edilmedi?
Ve en önemlisi:
Bir daha aynı şey yaşanmasın diye şimdi hangi dersler çıkarılacak?










