Bugün Babalar Günü.
Halk arasında sıkça söylenen güzel bir söz vardır:
"Anne gezindiğin bağ, baba yaslandığın dağdır."
Bu söz, anne ile babanın çocukların hayatındaki yerini birkaç
Kelimeyle anlatır. Anne; sevgisiyle, şefkatiyle ve merhametiyle insanı
Kuşatan bir bağ gibidir. Baba ise sırtını dayadığında kendini güvende
hisettiğin zorluklar karşısında sarsılmayan bir dağdır.
Bir çocuk için en büyük zenginlik, anne ve babasının sevgisiyle
Büyüyebilmektir. Nitekim bir dizede söylendiği gibi:
"Ömrünün en güzel çağı, annen ve babanla olandır."
Babalar hakkında söylenmiş nice güzel söz vardır. Bunlardan biri de:
"Baba çınar gibidir; meyvesi olmasa da gölgesi yeter."
Gerçekten de baba çoğu zaman sevgisini sözlerle değil,
özverileriyle gösterir. Özellikle bizim kuşağın yetiştiği yıllarda
birçok baba çocuklarına karşı mesafeli görünürdü. Onlar sevgilerini
sarılarak değil, çalışarak; konuşarak değil, emek vererek
anlatırlardı.
Çocukları için gece gündüz çalışır, yoklukla mücadele eder, ailelerini
ayakta tutmaya çalışırlardı. Çoğu zaman kendi ihtiyaçlarını erteler,
çocuklarının geleceğini düşünürlerdi.
Ben de yıllar önce kaybettiğim babamı bugün bir kez daha özlemle anıyorum.
Mavi gözlerini, sarışın yüzünü, iri dalgalı saçlarını, vakur
yürüyüşünü ve fötr şapkasını hatırlıyorum. Çirt namlulu tüfeğini ve Nagant marka tabancasını özenle temizlerdi. Çocukluğumda bana mesafeli görünürdü. Ancak yıllar geçtikçe o mesafenin ardında büyük bir sevgi, derin bir sorumluluk duygusu ve sessiz bir fedakârlık olduğunu daha iyi anladım.
İnsan yaş aldıkça anne ve babasını daha iyi tanıyor.
Onları kaybettikten sonra ise yalnız kendisini değil, köklerini de
merak etmeye başlıyor. Ben de bugün hiç göremediğim dedemi
düşünüyorum. Dedemin urfanın İngilizler tarafından işğali üzerine Osmanlı Harbiye Nazırlığına telğraf 150 bin kişi adına teğraf çeken 9 kişiden "Eşraftan Neşet" ve daha sonra Urfa Belediye Başkanı Neşet bey olduğunu sonradan öğrenmiştim. Keşke babam zaman zaman bize kendi babasını anlatsaydı diyorum. Çünkü aile hikâyeleri yalnız geçmişimizi değil, kim olduğumuzu da anlatır.
Babalarla çocuklar arasında zaman zaman fikir ayrılıkları yaşanır. Her
kuşak dünyaya farklı gözlerle bakar. Ancak yıllar sonra insan şunu
fark ediyor: Babaların çoğu zaman anlatmak istediği şey, yaşamın
içinden süzülmüş deneyimleridir.
Türkülerimiz de babaların sessiz fedakârlığını anlatır. Sözleri ve
bestesi Fatih Kısaparmak'a ait olan "Bu Adam Benim Babam" türküsü
bunun en güzel örneklerinden biridir. Türküde anlatılan baba, aslında
bu ülkenin milyonlarca emekçi babasının ortak öyküsüdür.
Bir işçi maaşıyla çocuklarını büyüten, yokluk içinde ailesini ayakta
tutan, bir lokma ekmek için kimseye eğilmeyen, derdini içine atan ama
evlatlarının geleceği için uğraş vermekten vazgeçmeyen babaların
öyküsü...
Benim babam da öyleydi.
Mert bir adamdı.
Mangal gibi yüreği, yufka gibi kalbi vardı.
Belki büyük servetler bırakmadı. Adına kayıtlı toprakları ya da
görkemli evlerini 7 çocuğunu okutmak ve büyütmek için elden
çıkarmıştı, harcamıştı.
Ama bana çok daha değerli bir miras bıraktı: Dürüstlüğü, onuru ve başı
dik yaşamayı...
Bugün dönüp baktığımda görüyorum ki babam, meyve vermese bile gölgesi
yeter denilen o çınarlardan biriydi.
Üstümdeki kol kanat, sırtımı yasladığım dağdı.
Hayatta olan bütün babaların Babalar Günü'nü kutluyor; aramızdan
ayrılmış babaları ise rahmet, saygı ve özlemle anıyorum.
Çünkü bazı insanlar bu dünyadan göçüp gitse de çocuklarının yüreğinde
yaşamaya devam eder.
Babalar da onlardandır.









