Fatma Ece Gödeoğlu Yazıları

Fatma Ece Gödeoğlu

Hollywood’da Bir Türk Yönetmen: Yunus Şevik

18.03.2026 12:32
Haber Detay Image

Türk sineması konuşulurken genellikle aynı manzarayla karşılaşırız: Bir tarafta gişeyi hedefleyen komediler, diğer tarafta festival salonlarında dolaşan sanat filmleri. Sektör yıllardır bu iki uç arasında gidip gelir. Türk sineması zaman zaman beklenmedik çıkışlar yapar. Bazen bir oyuncu, bazen bir film, bazen de bir yönetmen... Ama nadiren bir yönetmen yalnızca film çekmekle yetinmeyip kendi ekosistemini kurmaya çalışır.

Son dönemde bu alanda dikkat çeken isimlerden biri de Yunus Şevik.

Son dönemde adını daha sık duymaya başladığımız Şevik, tam da böyle bir hikâyenin merkezinde duruyor. İlk bakışta klasik bir başarı öyküsü gibi görünebilir: Bir film yapılır, dikkat çeker, ardından yeni projeler gelir. Ancak Şevik'in hikâyesi burada ayrılıyor. Çünkü onun meselesi sadece film çekmek değil; kendine uluslararası bir alan açmak.

Bu hikâye bir korku filmi serisiyle başladı: Kulyas: Lanetin Bedeli ve ardından 2025'te gelen Kulyas 2: Zikr-i Ayin.

Özellikle ikinci film, Türkiye'de başlayıp Amerika'da tamamlanan çekimleriyle daha en başından farklı bir yere konumlandı. Bu tercih, filmin yalnızca yerel bir iş olmadığını açıkça gösteriyordu. Anlatılmak istenen hikâye, sınırları aşmayı hedefliyordu.

Nitekim öyle de oldu. Film yalnızca izleyiciyle buluşmakla kalmadı, uluslararası festivallerden ödüllerle dönerek daha geniş bir görünürlük kazandı. Sinema dünyasında çoğu zaman bir filmin kaderini değiştiren şey tam da budur: görünürlük.

Ancak asıl dikkat çekici olan, bu başarının ardından gelen adımlarda yatıyor.

New Jersey'de Kurulan Türk Şirketi

Çoğu yönetmen bu noktada yeni projelere odaklanır. Şevik ise farklı bir yol izledi. 2024'ün ağustos ayında Amerika'da, New Jersey'de Dras Film Universal Inc. adlı bir şirket kurdu. Bu, sıradan bir gelişme değil. Çünkü Türk sinemacıların ABD ile ilişkisi genellikle proje bazlı ilerler. Şevik'in yaptığı ise doğrudan oyunun kurulduğu masaya oturmak.

Üstelik bununla da yetinmedi. 2025'in sonunda Hollywood International Film Festivali'ni duyurdu. Hollywood'da festival kurmak elbette kolay değil; üstelik böylesine kalabalık bir alanda. Ama bu girişimi farklı kılan şey, hedefi. Amaç sadece film göstermek değil; Türkiye'den Orta Doğu'ya, Asya'dan Kuzey Afrika'ya uzanan bir sinema hattını Hollywood'da buluşturmak.

Yani ortada yalnızca bir festival değil, yeni bir ağ kurma çabası var. Ve bu ağın içinde sadece sanat değil, ciddi bir sinema ekonomisi de yer alıyor.

Bu vizyonun sahadaki karşılığı da giderek netleşiyor.

Kulyas 2, geçtiğimiz kasım ayında Mısır'da vizyona girdi ve Hollywood yapımlarının ardından en çok izlenen yabancı korku filmi oldu. 25 salonda 20 bin 300 izleyiciye ulaşması, sınırlı imkânlara rağmen güçlü bir ilgi gördüğünü gösteriyor. Üstelik bir Türk filminin ilk kez Mısır'da vizyona girmesi de başlı başına önemli bir eşik.

Film Azerbaycan ve Pakistan'da da izleyiciyle buluştu. Şimdi sırada Irak ve Malezya var. Yani bu hikâye yalnızca Amerika'ya açılmakla kalmıyor; farklı coğrafyalarda adım adım bir dağıtım ağı kuruyor.

Seri Devam Ediyor: Kulyas 3*

Elbette süreç burada bitmiyor. Serinin yeni filmi Kulyas 3 için hazırlıklar başladı. Bu kez üretim süreci tersine işliyor: Film Amerika'da başlayacak, Türkiye'de tamamlanacak. Böylece ilk filmde kurulan tek yönlü bağ, üçüncü filmle birlikte çift yönlü bir köprüye dönüşecek.

Tüm bu tabloya biraz mesafeden bakınca şunu görmek zor değil:

Şevik'in yaptığı şey yalnızca bir korku serisi üretmek değil. Aslında kurmaya çalıştığı yapı çok daha geniş: bir şirket, bir festival ve büyüyen bir uluslararası ağ.

Bu noktada akla şu soru geliyor:

Türk sinemasının yıllardır konuştuğu "uluslararası açılım" belki de tam olarak böyle gerçekleşir. Çünkü yıllardır aynı soruların etrafında dönüp duruyoruz. Neden dünya pazarında daha güçlü değiliz? Neden dağıtım ağlarımız sınırlı? Neden ortak yapımlar yeterince artmıyor?

Bu sorulara verilen cevaplar çoğu zaman teknik başlıklarda aranır: bütçe, dil, pazar… Oysa bazen mesele teknik değildir. Bazen mesele yalnızca vizyondur.

Yunus Şevik'in hikâyesi, bir yönetmenin kameranın arkasından çıkıp sektörün tam ortasında yer açma çabasının hikâyesi. New Jersey'de kurulan bir şirketle başlayıp Hollywood'da bir festivale uzanan bu yol, belki de önümüzdeki yıllarda daha sık göreceğimiz bir modelin ilk adımı.

Çünkü sinema tarihinde çoğu zaman filmler unutulur. Ama kurulan köprüler kalır.

Şimdi asıl soru şu: Bu köprü nereye uzanacak?

Yazarın Tüm Yazıları