Seslenen Adam Yazıları

Seslenen Adam

Görülmek: ruhun en saf inşirahı

20.04.2026 09:32
Haber Detay Image

KIRIK AYNALAR, BEYAZ BAYRAKLAR VE HİÇ KİMSE OLMANIN HÜRRİYETİ

İnsanın en ağır yükü hafızasıdır derler. Modern zamanların yorgun aklı, bu yükten kurtulmak için çareyi hep bir şeyleri silmekte; Batı'nın o mekanik unutuşunda ve zihni sıfırlama telaşında arar. Oysa anılar silinse de ruh, fıtratına işlenmiş o kadim sızıya yeniden uyanır.

Doğu'nun derviş meşrep kalbi ise çareyi unutmakta veya kaçmakta değil; kör bir dervişin adımlarıyla, yanan kumlara basarak yola revan olmakta bulur. Biri anılarını kaybederek kendi gerçeğine dönmeye çalışırken, diğeri kendini o çölde kaybederek asıl Hakikate yürür. Zahirde birbirine zıt görünen bu iki yolculuk, batında aynı vahdet köprüsünde birleşir. Çünkü dünyanın en çetin, kazanması en güç muharebesi coğrafyalarda değil; insanın kendi ruhunun sınırları içinde, zihni ile kalbi arasında cereyan edendir.

Zahirde birbirine zıt görünen bu iki yolculuk, batında aynı vahdet köprüsünde birleşir.

Muhteşem Süleyman'ın Sırrı

Bizler gündüzleri, o görünmez atların soluk soluğa koştuğu dünya meydanlarında cenk eder, kılıç sallar, omuzlarımızda ağır zırhlarla dolaşırız. Fakat zaferin de yenilginin de kendine has bir kibri vardır. O kibrin renginden sıyrılmak; Mohaç'ta dünyayı dize getirdikten sonra, kendi eliyle kazdığı hiçlik mezarına girip geceyi orada geçiren o Muhteşem Süleyman'ın sırrına ermeyi gerektirir.

İnsan, korunmak ya da "anlaşılmamak" uğruna kuşandığı o çelik zırhları geceleri çıkarıp kendi ruhunun o mahrem kuyusuna inmedikçe ve o serin topraktan yıldızları seyretmedikçe asıl hürriyeti tadamaz.

Beyaz Bayrak: Uzatmak ve Uzanmak

O kan revan içindeki meydana bir gün ansızın beyaz bir bayrak uzatılır. "Uzatmak" ve "uzanmak" arasındaki o incecik çizgide, kalp kendi siperinden çıkıp bir başka kalbin eşiğine serilir. Toz bulutu dağılır, kılıç sesleri susar. İşte o mahşer yerinde, o beyaz bayrağın gölgesinde yorgun kalp, şaşkın zihne titreyerek fısıldar: "Değdi mi?" Ve zihin hayretle sorar: "Bitti mi?"

Biter. On mevsimlik poyrazlar, ruhu titreten o uzun ve sağır edici kışlar; tek bir sabah meltemiyle, tek bir heceyle biter. O an insan anlar ki; çekilen onca sızı, yutkunulan onca kelime ve o tek kişilik yorucu nöbetler, aslında bu sükûnete varabilmek içindir. Yakub'un hüznü misali... Gözleri yolda beklerken, o dinmeyen hasretin ateşiyle yanan insan, Yusuf'tan evvel aslında kendi aczini ve o sabrın içindeki Mutlak Sevgili'yi bulmuştur. İmtihanın ateşi teslimiyete dönüştüğünde sinedeki o kördüğüm çözülür; buz ateşe, ateş inşiraha evrilir.

Hiç Kimse Olmanın Asaleti

Kalabalıkların uğultusunda adımlarımızı sürürken hepimiz biraz "hiç kimse" olmanın o asil özgürlüğüne sığınırız. Kimsenin bizi görmediği, duymadığı o fanusların içinde kendi hiçliğimizi yaşarız. Ta ki; kalbin kanını sessizce ikram ettiğimiz bir anın kıyısında, bir başka "hiç kimse" tarafından görülene dek...

Kimsenin bizi görmediği, duymadığı o fanusların içinde kendi hiçliğimizi yaşarız. Ta ki; kalbin kanını sessizce ikram ettiğimiz bir anın kıyısında, bir başka "hiç kimse" tarafından görülene dek...

Görülmek ve işitilmek; ruhun en saf zeytinyağı misali damıtılıp ışığa dönüşmesidir. Hiçbirimiz kusursuz değiliz; her birimiz kırık birer aynayız. Fakat Mevlânâ'nın o kadim fısıltısında olduğu gibi; ayna kırıldıkça çoğaltır ışığı. İnsan, en çok canı yandığı yerden aydınlanır aslında; çünkü "Yara, ışığın içeri sızdığı yerdir." Işık; insanın içine açılan o yaradan, o kırıktan sızar içeri. Bende görünen aydınlık, aslında senin kendi ruhunun letafetinin, benim kırıklarıma çarpan yansımasından ibarettir. Çünkü kul, kula aynadır.

Şahitlik: El-Kalbü Yeşhedü

Erenlerin sırrıdır: "Men câle nâle…" Yola düşen, o sükûnet menziline er ya da geç varır. Ve o menzile varıldığında, gözyaşlarıyla alınan her abdest, geçmişin bütün ayazlarını yıkar geçer. Kelimelerin sustuğu o serin avlularda, dervişin o derin kelamı yankılanır içimizde:

"El-kalbü yeşhedü…"

Zihin sussa da kalp, kendi hakikatine her daim şahittir.

Yazarın Tüm Yazıları