Sabah uyandığınızı düşünün. Her zamanki gibi telefonunuzu elinize alıyorsunuz. Mesajlarınıza bakmak istiyorsunuz ama hiçbir şey açılmıyor. Sosyal medya çalışmıyor, haber sitelerine ulaşılamıyor, e-postalar yüklenmiyor. Önce evinizdeki internet bağlantısında bir sorun olduğunu düşünüyorsunuz. Modemi kapatıp açıyorsunuz. Ardından mobil interneti deniyorsunuz. Sonuç değişmiyor.
Bir süre sonra sorunun yalnızca sizinle ilgili olmadığını öğreniyorsunuz. İnternet, dünyanın büyük bir bölümünde kullanılamıyor.
Peki, şimdi ne olacak?
İlk birkaç saat muhtemelen çoğumuz için can sıkıcı bir durumdan ibaret olacaktır. Mesaj gönderemeyecek, video izleyemeyecek, sosyal medyada zaman geçiremeyeceğiz. Ancak saatler ilerledikçe çok daha önemli bir gerçekle karşılaşacağız: İnternet artık yalnızca iletişim kurduğumuz bir teknoloji değil, modern yaşamın üzerine inşa edildiği temel sistemlerden biri.
Hayatımızın ne kadarı internete bağlı?
Bugün sabah kahvemizi içerken haberleri internetten okuyoruz. Banka işlemlerimizi telefonumuzdan gerçekleştiriyoruz. Gideceğimiz adresi navigasyona yazıyor, alışverişimizi birkaç dokunuşla tamamlıyoruz. Hatta evimizdeki bazı cihazları bile internet üzerinden kontrol ediyoruz.
Peki, bütün bunlar bir anda kullanılamaz hale gelirse?
Bankacılık işlemlerinin bir bölümü aksayabilir. İnternet bağlantısına ihtiyaç duyan ödeme sistemleri çalışmayabilir. E-ticaret şirketleri sipariş almakta zorlanırken lojistik firmalarının takip sistemleri kesintiye uğrayabilir.
Sorun yalnızca alışverişle de sınırlı kalmaz.
Hastanelerde kullanılan bazı dijital kayıt ve iletişim sistemleri etkilenebilir. Hava yolu şirketlerinin rezervasyon ve yolcu işlemleri aksayabilir. Uluslararası ticaretin önemli bir kısmında gecikmeler yaşanabilir.
Elbette internetin kesilmesi bütün uçakların yere ineceği, hastanelerin tamamen duracağı veya elektriklerin otomatik olarak kesileceği anlamına gelmez. Bu sistemlerin birçoğu bağımsız altyapılara ve yedek çalışma yöntemlerine sahiptir. Ancak günümüz dünyasında birbirine bağlı sistemlerin sayısı o kadar arttı ki tek bir alandaki büyük kesinti bile başka alanlarda zincirleme sorunlara neden olabilir.
Paranız var ama kullanabiliyor musunuz?
Bence böyle bir senaryonun en dikkat çekici taraflarından biri para meselesi olacaktır.
Düşünün, banka hesabınızda yeterince paranız var. Marketten alışveriş yapmak istiyorsunuz ancak kullandığınız ödeme sistemi internete bağlanamıyor.
Cebinizde nakit yoksa ne yapacaksınız?
Yıllardır nakitsiz toplumdan, dijital cüzdanlardan ve geleceğin ödeme teknolojilerinden söz ediyoruz. Bunlar hayatımızı kolaylaştıran önemli yenilikler. Fakat dijitalleşmenin beraberinde getirdiği başka bir gerçeği de görmemiz gerekiyor: Bir sistem ne kadar yaygın kullanılıyorsa o sisteme duyulan bağımlılık da o kadar büyüyor.
Teknolojinin bize sunduğu kolaylıklar, bazen alternatif yöntemleri hayatımızdan çıkarmamıza neden oluyor.
Peki ya yapay zekâ?
Son yıllarda hayatımıza hızla giren yapay zekâ sistemlerini de düşünelim.
Bugün milyonlarca insan yazı yazmak, araştırma yapmak, yazılım geliştirmek, analiz gerçekleştirmek ve günlük sorunlarına çözüm bulmak için çevrim içi yapay zekâ hizmetlerinden yararlanıyor.
Küresel ölçekte yaşanacak ciddi bir internet kesintisinde bu hizmetlerin önemli bir bölümüne erişim sağlanamayacaktır. Yerel cihazlarda çalışan bazı yapay zekâ sistemleri kullanılmaya devam edebilir ancak bulut altyapısına bağımlı hizmetler büyük ölçüde etkilenir.
Burada üzerinde düşünmemiz gereken önemli bir soru var.
Teknoloji geliştikçe daha mı bağımsız hale geliyoruz, yoksa farkında olmadan ona daha fazla mı bağımlı oluyoruz?
Asıl mesele internetin kesilmesi değil
İnternetin hayatımızdan tamamen çıkması yakın gelecekte beklediğimiz olağan bir gelişme değil. Üstelik internet, tek bir merkezden yönetilen ve bir düğmeye basılarak bütün dünyada kapatılabilecek bir sistem de değil.
Ancak büyük altyapı arızaları, siber saldırılar, doğal afetler ve bölgesel iletişim kesintileri, dijital sistemlerin ne kadar dayanıklı olması gerektiğini bize hatırlatıyor.
Bu nedenle asıl tartışmamız gereken konu internetin bir gün tamamen ortadan kaybolup kaybolmayacağı değil, ona erişemediğimiz zaman hayatımızı ne ölçüde sürdürebileceğimizdir.
Şirketlerin alternatif iletişim kanallarına, kurumların çevrim dışı çalışma planlarına, kritik hizmetlerin ise güçlü yedek sistemlere ihtiyacı var.
Bireyler olarak bizim de her şeyi tek bir teknolojiye bağlamamanın önemini anlamamız gerekiyor.
Geleceğe dair son bir soru
İnsanlık tarihine baktığımızda teknoloji sayesinde sayısız zorluğun üstesinden geldiğimizi görüyoruz. Elektrik, telefon, bilgisayar ve internet yaşam biçimimizi kökten değiştirdi.
Şimdi ise yapay zekâ ile yeni bir dönüşümün içindeyiz.
Bütün bu gelişmeler insanlığın ilerlemesi açısından son derece değerli. Ancak bana göre teknolojik gelişmişliğin gerçek ölçütü yalnızca sistemlerin ne kadar hızlı veya akıllı olduğu değil, beklenmedik bir sorun karşısında ne kadar dayanıklı kalabildiğidir.
Belki de geleceğin en başarılı toplumları, teknolojiyi en yoğun kullananlar değil, teknoloji geçici olarak kullanılamadığında da hayatı sürdürebilenler olacaktır.
Çünkü teknoloji hayatımızı kolaylaştırmalı, hayatımızın devam edebilmesi için tek seçenek haline gelmemeli.
Ve şimdi kendimize şu soruyu soralım:
Yarın sabah uyandığımızda internet gerçekten olmasaydı, biz ne kadar hazır olurduk?










