Yakın tarihimizin en gizemli, üzerinde en çok spekülasyon yapılan alanlarından biri şüphesiz Sabataycılık meselesidir. Yıllarca ideolojik kutuplaşmaların ve komploların gölgesinde kalan bu konuyu, hamasetten uzaklaştırıp arşiv belgelerinin soğukkanlılığıyla buluşturduğumuz 24 yıllık bir eserin; bugün Yalçın Küçük ve Soner Yalçın gibi isimlerin araştırmalarından, Harvard ve Oxford gibi küresel akademik kürsülere uzanan geniş bir literatürde nasıl kurucu bir referansa dönüştüğünün hikayesi...
Türkiye'de yakın tarih yazımının en büyük çıkmazlarından biri, belgelere dayanarak konuşmak yerine teoriler üzerinden hüküm kurma alışkanlığıdır. Özellikle Osmanlı’nın son döneminden Cumhuriyet’e devrolan kozmopolit mirasın en hassas halkası olan Sabataycılık (Dönmelik) konusu, uzun yıllar boyunca nesnel bir tarihçiliğin konusu olamadı. 1924 yılında Karakaşzâde Rüştü’nün TBMM’ye verdiği dilekçe ve ardından "Tarihin Esrarengiz Bir Sahifesi" başlıklı yazı dizisiyle kamusal alana taşınan bu mesele, sonraki dönemlerde maalesef bilimsel süzgeçten geçmeyen, spekülatif yayınların malzemesi haline getirildi.
İşte tam bu bilgi kirliliğinin ortasında, 2002 yılında kaleme aldığımız Tarihin Esrarengiz Bir Sahifesi: "Dönmeler" ve "Dönmelerin Hakikati" başlıklı çalışmamızla, konuyu popüler kültürün elinden alıp birincil el tarihsel metinlerin nesnelliğine taşımayı hedeflemiştik. Amacımız ne bir cemaati kutsamak ne de peşinen mahkûm etmekti; yalnızca tarihin susturulan, kütüphane raflarında saklı kalan seslerini gün yüzüne çıkarmaktı.
İki Zıt Vesika, Tek Bir Hakikat ve Görsel Tarih
Kitabın omurgasını, birbirine taban tabana zıt ama dönemin ruhunu anlamak adına muazzam bir sosyolojik denge sunan iki nadide tarihi belge oluşturuyordu. İlki, Mütareke döneminin o kaotik atmosferinde (1919) kaleme alınmış imzasız, anonim bir risaleydi. Bu risale, Dönmeler zümresine yöneltilen toplumsal algıyı ve o dönemin siyasi suçlamalarını açıkça gösteriyordu. İkincisi ve asıl ağırlık merkezi ise, bu ağır ithamlara karşı cemaat içinden veya cemaati çok yakından tanıyan askeri bir entelektüel olan Binbaşı Sadık tarafından yazılmış olan "Dönmelerin Hakikati" reddiyesiydi.
Bu iki metni Osmanlıca orijinal arşiv vesikalarından günümüz diline kazandırarak yan yana getirmek, araştırmacılara ilk kez bir "iddia ve savunma" dengesi sundu. Ancak çalışmamızı sadece metinsel bir analiz olmaktan çıkaran, konunun görsel antropolojisine yaptığımız o büyük katkıydı: Sabatayist cemaatin en önemli sembolik ve dini merkezlerinden biri olan Üsküdar Bülbüldere Mezarlığı’nın fotoğraflarını Türkiye’de ilk kez bu eserde yayınlayarak, o güne kadar kulaktan kulağa fısıldanan bir gizemi somut birer tarihsel vesikaya dönüştürdük. Hamaset değil; hem vesikalar hem de o sessiz taşların şahitliği konuştu.
Prof. Dr. Yalçın Küçük’ten Soner Yalçın’a: Ortak Payda Belge
Zaman, belgesel tarihçiliğe sadık kalınarak atılan bu adımın ne kadar kalıcı olduğunu kanıtladı. Türkiye'de elit sosyolojisi, aydın hareketleri ve yakın tarih analizleriyle fırtınalar koparan saygın düşünür ve bilim insanı Prof. Dr. Yalçın Küçük; tarih yazımındaki doğmaları sarstığı başyapıtları "Putları Yıkıyorum" ve "İsyan" başta olmak üzere Tekelistan ve Şebeke gibi eserlerinde bu çalışmamızı "kurucu ve öncü bir kaynak" olarak nitelendirdi. Küçük, Osmanlı son dönemindeki bu yazılı vesika ve reddiye geleneğini nesnel bir biçimde ortaya koyan arşiv çalışmamızı ve Bülbüldere üzerinden sunduğumuz o ilk somut saha verilerini, kendi elit çözümlemelerinde temel bir dayanak noktası yaptı.
Bu bilimsel yankı, Türk sosyolojisinin ve akademik dünyasının en velut, en saygın çınarlarından biri olan Prof. Dr. Orhan Türkdoğan nezdinde de büyük bir takdirle karşılandı. Türkdoğan, çalışmamızın yayınlanmasının ardından şahsımı bizzat telefonla arayarak tebriklerini iletmiş; bu arşivsel emeğin hakkını teslim etmiştir. Bununla da kalmayarak, Türk sosyoloji literatürünün kült çalışmalarından biri kabul edilen "Türk Toplumunda Aydın Sınıfının Anatomisi" adlı eserinde kitabımızı referans ve kaynak olarak göstermiştir. Bu takdir, çalışmamızın sadece tarih yazımında değil, Türk aydın sosyolojisinin haritası çıkarılırken de ne denli sarsılmaz bir zemine oturduğunun en somut nişanesidir.
Aynı şekilde, toplumsal hafıza ve yakın tarih araştırmalarıyla geniş kitlelere ulaşan araştırmacı-yazar Soner Yalçın, ünlü "Efendi: Beyaz Türklerin Büyük Sırrı" kitabında çalışmamızdan geniş ölçüde faydalanarak eseri temel başvuru kaynakları arasında gösterdi. Farklı kutuplarda yer alan bu isimlerin ortak paydada buluştuğu tek şey, kitabın sunduğu birincil kaynakların gücüydü.
Harvard’dan Oxford’a Uzanan Küresel Akademik Köprü
Eserimin etkisi yalnızca yerel ve popüler incelemelerle sınırlı kalmadı; Türkiye sınırlarını aşarak dünya akademisinin en prestijli iki devine, Harvard’dan Oxford’a uzanan küresel bir akademik köprüye dönüştü. Sosyolojik ve kimliksel kırılmalar noktasında Sabancı Üniversitesi bünyesindeki yakın dönem siyasi tarih tezlerinden Semra Balanlı'nın araştırmalarına kadar referans kabul edilen bu çalışma, uluslararası literatürde de kurucu bir eşik oldu.
Harvard Üniversitesi bünyesinde Sabatayizm tarihi üzerine araştırmalar yürüten Prof. Dr. Cengiz Şişman da bu birincil kaynaklarımızı çalışmasında temel almak durumunda kalmıştır. Geçmişte Nokta dergisinde Ahmet Şık tarafından, benim rehberliğimde çekilen Bülbüldere fotoğrafları ve o dönem sunduğumuz saha verileri, konunun uluslararası düzleme taşınmasında önemli bir basamak olmuştur. Şişman’ın, dünyanın en saygın akademik yayınevlerinden biri olan Oxford University Press (Oxford Üniversitesi Yayınları) tarafından basılan ve alanında bir mihenk taşı kabul edilen "The Burden of Silence" (Sessizliğin Yükü) adlı çalışmasında, kitabımızı kurucu metinler ve birincil kaynaklar (primary source) arasında değerlendirerek kaynak göstermesi, attığımız adımın küresel tescili niteliğindedir. Batı akademisinde Osmanlı son dönem matbuatına ve arşivlerine erişim zorluğu yaşayan yabancı araştırmacılar, Harvard’daki kürsülerden Oxford’un kütüphanelerine kadar bu görsel ve metinsel arşivi temel bir el kitabı olarak kullandı.
Son Söz
Bugün geriye dönüp baktığımda görüyorum ki; popüler yayıncılığın, sansasyonel başlıkların ve ezberlerin cazibesine kapılmadan sadece "belgeyi" konuşturmak ve ilk kez gün yüzüne çıkardığımız Bülbüldere fotoğrafları gibi somut kanıtlarla sahaya inmek, bir tarihçinin geleceğe bırakabileceği en büyük mirastır. Harvard’dan Oxford’a, Prof. Dr. Orhan Türkdoğan ve Prof. Dr. Yalçın Küçük'ün titiz analizlerinden Soner Yalçın'ın araştırmalarına kadar uzanan bu küresel yelpaze, bize tek bir şeyi fısıldıyor: Hakikat, komplolardan her zaman daha güçlü ve çok daha esrarengizdir.









