Salvador Dali Yazıları

Salvador Dali

Salvador Dali

Ünvan: Sürrealist Ressam

Doğum Tarihi: 11.05.1904 / 23.01.1989

Salvador Dali Kimdir?

11 Mayıs 1904’te Figueras’ın (İspanya’nın Kuzeyinde Pireneler’e yakın bir kasaba) bir köyünde doğdu. 6 yaşındayken menenjitten ölen erkek kardeşinden 3 sene sonra dünyaya gelmişti. 1973’te şöyle yazacaktı: “Doğar doğmaz tapınılan bir ölünün ayak izlerinden yürümeye başladım. Beni severken hala onu seviyorlardı aslında. Belki de benden çok onu.. Babamın sevgisinin bu sınırları yaşamımın ilk günlerinden itibaren çok büyük bir yara oldu benim için.” Ona koydukları isim; ölmüş kardeşinin ismiyle aynıydı: Salvador. Ressam bu kardeşine ikiz kadar benziyordu. Anne babasının yatak odasında Velazquez’in Çarmıhta İsa resmiyle birlikte asılı olan kardeşinin resminin yaşayan bir aynasıydı. Böylece Salvador Dali bir küçük despota dönüştü. Ailesinin dikkatini çekmek için yaptığı histeri krizleri, teatral hareketler alışılagelmiş şeylerdi. Uzun süre, onu fetheden kızkardeşi Ana Maria’nın doğumu bile onu düzeltmeye yetmedi. Aksine zaman geçtikçe farklılığını ifade etme isteği daha dayanılmaz hale geliyordu.

Hasta çocuk; 10 yaşında yaptığı ilk self-portresinin ismiydi. Bir süre sonra ilk resim kursuna başladı. Öğretmeni Juan Núñez iyi bir ressamdı; ondan karakalem çalışmayı öğrendi. Daha sonra Katalan empresyonist ve realistlerini tanıdı. Daha sonra Kübizm ve Juan Gris’i keşfetti. 1914’te annesinin desteğiyle özel bir resim okuluna yazılan Dali, 1919’da Figueres Belediye Tiyatrosu’nda ilk sergisini açtı. Şubat 1921’de çok sevdiği annesini meme kanserinden kaybetti.

20’li yılların başında Madrid San Fernando Akademisine başladı. Ancak anarşist hareketleri nedeniyle okuldan atıldı ve bir süre Girona’da tutuklu kaldı (1923). Daha sonra tekrar okula kabul edilse bile 1926’da tamamen atıldı. Bunu takip eden yıl Paris’te Picasso’yla tanıştı. 1929’da arkadaşı Luis Buñuel ile beraber çektikleri Bir Endülüs Köpeği adlı avangart kısa film, sürrealist sanat çevrelerinde ikiliye büyük şöhret kazandırdı. Aynı yıl ikinci kez Paris’e giden Dali, burada ressam Joan Miró aracılığıyla sürrealist akımın öncüleri André Breton ve Paul Éluard ile tanıştı. 10 yıl sonra Londra’da Stefan Zweig onu Sigmund Freud’a tanıttı. 1923’te Madrid’de Luis Bunuel ve Garcia Lorca ile tanıştı.

Dali böylece değişti. Görünümüyle de. Başlangıçtaki uzun saçları; ağzından hiç düşmeyen piposu daha sonra kısacık briyantinli saçlı spor kıyafetli asık suratlı birine dönüştü. Günlük yaşamı; entelektüel bir söylemin ve lüks bir yaşamın çevresinde dönüyordu.

Bunuel’le ‘Bir Endülüs Köpeği’ filminin sahneye konmasına yardımcı oldu. Ama Bunuel’i dinsizlikle suçlayarak ikinci bir filmden uzak durdu. Buna karşın Garcia Lorca’yla çok yakın bir arkadaşlığı oldu. 1925-36 yılları arasında uyumlu bir dostlukları oldu. Kadınlar pek ilgisini çekmiyordu. Onlar sadece erotik fantezileri için gerekliydiler.

Dali’nin fikrini değiştiren olay 1926’da Gala’yla tanışmasıyla gerçekleşti. Gala; bir Rus avukatın kızı ve sürrealist şair Paul Eduard’ın eşiydi. Onu ilk defa Cadaquez’de Akdeniz’in Katalan kıyısında Hotel Miramar’ın karşı terasında gördüğünde eşiyle beraberdi. Ertesi gün saat 11’de plajda buluşmak üzere sözleştiler. Dali bu olayı tamamen sembolik bir biçimde hazırlamaya karar verdi. Soyundu. Elbiselerini, göğüs uçlarını, kıllarını, göbek deliğini ve esmerleşen tenini gösterecek şekilde kesti, katladı. Boynuna inci bir kolye, kulağına bir kırmızı bir sardunya taktı. Traş olurken yaralanmasından esinlenerek kendi kanını süründü. Bunu balık kuyruğu, keçi gübresi ve yağla karıştırdı. Ama pencereden Gala’yı, özellikle de çıplak bronzlaşmış sırtını görünce, bu ölümcül ritüele son vererek üzerindeki paçavraları ve bu vebalı tutkuyu soymaya karar verdi. Birkaç ay sonra tamamen aşık olarak birlikte yaşamaya başlayacaklardı. Ve o andan itibaren Gala; Dali için bir aşık, bir arkadaş, esin perisi ve model (ilk defa profilden Gran Masturbador’da gözükür), danışman ve her şeyin ötesinde varlığının yöneticisi olacaktır. Port Lligat’te hayatlarının evini kurdular. 1929’dan beri beraber yaşayan Dali ve Gala, 1934’te bir devlet nikâhıyla evlendiler (1958’de bir Katolik düğünüyle nikâh tazeleyeceklerdi).

1931 yılında Dali, en meşhur eseri olan Belleğin Azmi’ni yaptı. Yumuşak Saatler ya da Eriyen Saatler olarak da bilinen eserde, geniş bir kumsal manzarası önünde eriyen cep saatleri resmedilmiştir. Eser genel olarak, katı ve değişmez zaman kavramına karşı bir protesto olarak yorumlanır.

İlk önce İspanya İç Savaşı’ndan daha sonra Dünya Savaşı’ndan kaçmak için tüm dünyayı gezdiler. Dali şöyle açıklar düşüncesini: “Her zaman anarşist ve aynı zamanda da monarşisttim. Her zaman burjuvaziye karşıydım ve hala da öyleyim. Gerçek kültürel devrim monarşist prensiplerin restoresiyle mümkündür.” Ama 1934’te beş yıllık aktif bir işbirliğinden sonra artık eski sürrealist arkadaşlarından ayrılmış ve küçük burjuvaya dönüşmekle suçlanır olmuştu. Çünkü politikadan kaçıyordu: “Beni ne marksizm bir parça bile ilgilendirmiyordu. Politika bir kansere benziyordu.” New York’a yerleşti, ama arada sırada geri dönüyordu. Örneğin faşistler arkadaşı Garcia Lorca’yı öldürdükten ya da Nazilerin istilasından sonra. Mamafi, Kuzey Amerikalılar tarafından aranılan, sevilen, iyi ücret ödenen biriydi. 1940’ta Dali ve Gala, II. Dünya Savaşı’ndan kaçarak ABD’ye yerleştiler. Burada dokuz yıl kalacaklardı. 1942 yılında Dali, Salvador Dalí’nin Gizli Hayatı isimli otobiyografisini yayımladı. 1945-46 yıllarında, Walt Disney ile beraber Destino, Alfred Hitchcock ile beraber Spellbound filmlerinin yapımında çalıştı. 1947’de sürrealist bir Picasso portresi yaptı.

1949’da Dali, karısıyla beraber Avrupa’ya döndü ve memleketi Katalonya’ya yerleşti. 1951’de Katolisizm’in ve modern bilimin bazı kavramlarını sentezlediği Mistik Manifesto’yu yayımladı. 1960’ta Figueres belediye başkanı, yıllar önce Dali’nin ilk sergisine ev sahipliği yapmış ve iç savaşta zarar görmüş olan Belediye Tiyatrosu’nu “Dali Tiyatrosu ve Müzesi” adıyla restore etmeye karar verdi. Dali, 1974’e kadar müzenin inşaatı ve dekorasyonuyla bizzat ilgilendi. Müze 1974’te açıldıysa da, Dali 1980’lerin ortasına kadar ufak eklemeler ve değişiklikler yapmaya devam etti.

1966’da New York Modern Sanatlar Müzesi’nde ona bir retrospektif adadılar. Beaubourg’daki bir diğer sergi için 1979’a kadar beklemesi gerekti. 10 Haziran 1982’de Gala öldü. O zamandan sonra neredeyse resim yapmayı bıraktı. Dali, Gala’nın mezarının olduğu Pubol’e yerleşti ve son eserlerini verdi. Temmuz 1982’de İspanya Kralı Juan Carlos, Dali’yi Púbol Markisi ilan etti. 1983’te Púbol Kalesi’nde yaptığı Serçenin Kuyruğu adlı tablo, Dali’nin son eseri olacaktı. Ağustos 1984’te Dali, kaledeki yatak odasında bilinmeyen bir sebepten çıkan yangında bacağından yaralandı. Bu olaydan kısa süre sonra Figueres’e döndü ve Salvador Dali Tiyatro ve Müzesi’nde yaşamaya başladı.

Bütün akımları tanıyıp; olası bütün etkilerden geçtikten, tüm çılgınlığıyla o devasa eseri ‘Babil Kulesi’ni oluşturduktan sonra; Salvador Dali sanatı boyunca uzayıp giden bir ipi fark etti. Bu ip görünmez bir şekilde daha Breton’la bile değilken gerçekleştirdiği ilk sürrealist eseriyle, gerçek anlamdaki sürrealist eserlerini birbirine bağlıyordu.

Freud’un içten ve fanatik olarak tanımladığı, Dali’nin gözleri; hep büyüleyici bir dünyayı keşfediyordu. Dali hiçbir zaman taptığı esin perisi Gala’dan ayrılmadı, eve kendine duyduğu ihtiyaçtan daha fazla bir ihtiyaçla ona bağlıydı.

Pubol Şatosundaki yangından kurtulduktan sonra; 23 Ocak 1989’da Figueras hastanesinde, 84 yaşında kalp yetmezliğinden öldü. Cesedi ilaçlandı; ve Figueras’daki müzesine hakim olan dev kubbenin altına gömüldü.

Bazı Eserleri: Belleğin Azmi (Eriyen Saatler), Haşlanmış Fasulyeli Yumuşak Yapı (İç Savaş Öngörüsü), Yanan Zürafa, Atomik Leda, Picasso Portresi.