Fidel Castro Yazıları

Fidel Castro

Fidel Castro

Ünvan: Kübalı Marksist-Leninist Devrimci ve Siyasetçi

Doğum Tarihi: 13.08.1926 / 25.11.2016

Fidel Castro Kimdir?

Fidel Alejandro Castro Ruz (13 Ağustos 1926, Mayarí - 25 Kasım 2016, Havana), 1959'dan 2008'e kadar Küba'nın lideri olarak görev yapan Kübalı Marksist-Leninist devrimci ve siyasetçidir. 1959 ile 1976 yılları arasında Küba başbakanı, 1976 ile 2008 yılları arasında ise Küba devlet başkanı olarak görev yaptı. 1965 ile 2011 yılları arasında Küba Komünist Partisi'nin birinci sekreteri olarak da görev yaptı.

Orta halli İspanyol göçmeni Ángel Castro y Argiz'in (1875-1956), aşçısı Lina Ruz González'den (Ángel Castro y Argiz'in ilk evliliğinin sona ermesinden sonra nikahlandılar) evlilik dışı doğan beş çocuğundan ikincisidir. İspanya'nın kuzeybatısındaki Galiçya'da dünyaya gelen babası Ángel Castro y Argiz, Küba Bağımsızlık Savaşı sırasında Küba'ya gelen İspanyol askerlerinden biriydi. Savaş bittikten sonra adadan ayrılmış ama kısa süre sonra Küba'ya dönmüştü. Ülkenin doğusundaki Oriente ilinde (1976'da lağvedildi) başarılı bir şeker kamışı yetiştiricisi olmuştu.

Fidel Castro, United Fruit Company'nin denetimi altındaki yoksul bir yöre olan Mayarí'de yetişti. Oriente ilinin merkezi Santiago'daki Katolik okullarında ve Havana'daki Cizvit lisesi Belén İlahiyat Okulu'nda öğrenim gördü. 1945'te eğitime başladığı Havana Üniversitesi'nden 1950'de hukuk doktoru olarak mezun oldu. Üniversite yıllarında solcu ve anti-emperyalist fikirleri benimsedi.

Öğrenciyken, 1947'de Dominik Cumhuriyeti'nde Rafael Trujillo'nun sağcı askeri cuntasına karşı başarısızlıkla sonuçlanan bir devrimci harekete ve 1948'de Bogotá'daki kent ayaklanmalarına katıldı. 1947'de Küba Halk Partisi'ne girdi. 1950-52 arasında avukatlık yaptıktan sonra Temsilciler Meclisi seçimleri için Küba Halk Partisi'nden adaylığını koydu. Ama 10 Mart 1952'de iktidardaki Carlos Prío Socarrás hükümetini deviren Küba'nın eski başkanlarından General Fulgencio Batista seçimleri iptal etti.

1953 başlarında Batista diktatörlüğünü yıkmak amacıyla küçük bir grup oluşturan Castro, 26 Temmuz'da Santiago'daki Moncada Kışlası'na 165 arkadaşıyla birlikte bir baskın düzenledi; ama başarısızlığa uğrayarak tutuklandı. 16 Ekim 1953'te Santiago'daki Küba Yüksek Mahkemesi'nde yapılan yargılamada 'Sayın yargıç siz beni mahkûm edin! Tarih beni haklı çıkaracaktır!' (La Historia Me Absolvera) cümlesiyle biten ünlü savunmasını yaptı. Mahkeme sonunda 16 yıla mahkûm oldu. Bir yıl hapis yattıktan sonra Batista'nın emriyle cezasının geriye kalan bölümü bağışlandı.

1955'te Küba'dan ayrılarak Meksika'ya geçti ve kardeşi Raúl Castro ile Ernesto "Che" Guevara'nın da aralarında bulunduğu 26 Temmuz Hareketi adlı devrimci bir grup kurdu. İspanya İç Savaşı'na katılmış olan Kübalı Alberto Bayo'nun yönetiminde gerilla savaşı eğitimi gören örgüt üyeleri 2 Aralık 1956'da Granma yatıyla Küba'ya dönerek Oriente'de karaya çıktı. Burada hükûmet kuvvetleriyle girişilen çatışmalarda arkadaşlarının çoğunu yitiren Castro, aralarında kardeşi Raul Castro ve Che Guevara'nın da bulunduğu 12 arkadaşıyla birlikte Oriente'nin güneybatısındaki Sierra Maestra'ya çekildi. Bu dağlarda iki yıl boyunca Batista'nın kuvvetlerine karşı bir gerilla savaşı yürüttü. Giderek siyasi desteğini yitiren ve bir dizi askerî yenilgiye uğrayan Batista, 31 Aralık 1958'de Dominik Cumhuriyeti'ne kaçtı. Castro 1959'un ilk günlerinde Havana'ya girdi. Hukukçu Doktor Manuel Urrutia Leo devlet başkanlığına, Castro da başbakanlığa getirildi.

Castro hükûmeti, ilk olarak fiyatları ve kiraları düşürdü. Ardından köklü bir toprak reformu başlattı. 40 hektarı geçen toprak bedelleri 20 yılda ödenmek üzere kamulaştırıldı ve halk çiftlikleri olarak işletilmeye başlandı. Önceleri Castro'ya karşı çıkmakla beraber 1959'a doğru gerilla hareketini desteklemeye başlayan Küba Sosyalist Halk Partisi (PSP), Castro ile ilişkilerini geliştirerek etkili bir konum kazandı. Bu durumdan tedirgin olan Urrutia'nın toprak reformunun ertelenmesi yönündeki baskıları üzerine Castro istifa etti; ama halkın yoğun tepkisi karşısında Urrutia, görevinden çekilmek zorunda kaldı. Yerine Osvaldo Dorticós getirilirken Castro yeniden başbakan oldu.

Bu sırada toprakların kamulaştırılmasından zarar gören ABD şirketlerinin baskısıyla ABD hükûmeti, Küba'ya karşı ekonomik ambargo uygulamaya başladı. Ekonomisi tek ürüne dayalı bir ülke olan Küba, öteden beri ABD'ye sattığı şekeri SSCB'ye satmaya başladı. ABD şirketlerinin elindeki rafineriler, şeker karşılığında SSCB'den alınan ham petrolü işlemeyi reddedince Castro bu rafinerileri devletleştirdi. Bu gelişme ABD ile Küba'nın arasını daha da açtı. Devrimden sonra ABD'ye kaçan ve John F. Kennedy yönetiminden silah ve mali destek sağlayan Kübalıların Nisan 1961'de giriştiği Domuzlar Körfezi Çıkarması başarısızlıkla sonuçlandı. Castro, çıkarmanın ardından yayımladığı Havana Bildirisi ile ilk kez Küba'nın sosyalist politikalar izleyeceğini dünyaya duyurdu. 1962'de SSCB'nin Küba'ya balistik füzeler yerleştirmesi ve John F. Kennedy'nin Küba'yı deniz ablukasına almasıyla dünya bir nükleer savaşın eşiğine geldi. Bunalım; ancak ABD'nin Küba'da hükûmeti devirmek için artık girişimde bulunmayacağına söz vermesi ve SSCB'nin Türkiye'deki Amerikan füze rampalarının kaldırılması karşılığında nükleer silahlarını Küba'dan geri çekmeyi kabul etmesiyle atlatılabildi. Bununla birlikte Merkezi İstihbarat Örgütü (CIA) Castro'ya yönelik suikast planları hazırlamayı sürdürdü.

Kruşçev'in Küba Füze Krizi sırasında ödün verdiğini öne süren Castro, 1968'e değin bağımsız sosyalist bir politika izledi. Güney ve Orta Amerika ile Afrika'daki devrimleri destekleyici bir tutum aldı. Aynı dönemde Bağlantısızlar Hareketi'nin önderlerinden biri durumuna geldi. 1968'den sonra SSCB ile ilişkilerin düzelmesi doğrultusunda başlayan askeri ve ekonomik yakınlaşma süreci içinde SSCB'ye dönük bir dış politika izledi. 1975'te Angola'daki iç savaş sırasında Angola Halk Kurtuluş Cephesi'ni (MPLA) desteklemek amacıyla Kübalı askerler gönderdi. Bunu Etiyopya ve başka ülkelere gönderilen Kübalı askerler izledi. 1980'lerde Küba'nın yurt dışındaki asker sayısı 40 bine ulaştı.

1961'de Küba Sosyalist Halk Partisi ile birleşme sonucu ortaya çıkan Birleşmiş Sosyalist Devrim Partisi'nin (1965'ten sonra Küba Komünist Partisi) genel sekreterliğini üstlenen Castro, ülke içinde çok yönlü ve kapsamlı politikalar uygulamaya başladı. Okuma yazma seferberliği sonunda okuryazarlık oranı %90'ın üzerine çıktı. Yeni okullar açılarak eğitim olanakları yaygınlaştırıldı. Zenginlik kaynaklarının, ulusal gelirin ve sağlık hizmetlerinin dağılımında köklü değişiklikler gerçekleştirildi. İşsizlik büyük ölçüde ortadan kaldırılırken herkese çalışma yükümlülüğü getirildi. Bütün bunlara karşın tek ürüne dayalı (şeker) Küba ekonomisini dönüştürme yönündeki çabalar başarılı sonuçlar vermediğinden 1970'lerin ortasından başlayarak önemli sıkıntılar yaşanmaya başladı. Bu nedenle SSCB'nin mali desteği büyük önem kazandı. SSCB'nin Küba üzerindeki kuvvetli etkisinin bir başka sonucu da Che Guevara'nın SSCB'nin uluslararası çıkarlarına aykırı bir şekilde giriştiği bir takım eylemlerinin engellenmesi olmuştur. SSCB'nin yoğun baskılarından bunalan Che, Küba'da daha fazla kalmayı gereksiz görerek çeşitli uluslararası eylemlere girişmiş ve bu süreç onun Bolivya'da öldürülmesiyle son bulmuştur.

Küba'da 1959'dan sonra ilk kez yerel seçimlerin yapıldığı ve devlet yapısında yeni düzenlemelerin geliştirildiği 1976'da Devlet Konseyi ve Bakanlar Kurulu başkanlığını üstlenen Castro, güçlü ve merkezi bürokrasiye dayanarak toplumsal ve ekonomik yaşamdaki yönlendirici rolünü sürdürdü. Devlet ve parti organlarında eski mücadele arkadaşlarına ağırlık verdi. Silahlı kuvvetlerden sorumlu devlet bakanı olan kardeşi Raul Castro, giderek ikinci adam konumu kazandı. SSCB ve Doğu Avrupa'nın sosyalist ülkelerinde 1980'lerin sonlarında ortaya çıkan demokratikleşme ve piyasa ekonomisine yönelme süreci karşısında Küba yönetimi, sosyalizmin Marksist-Leninist yorumuna bağlılığını sürdürdü. 1989'da Fidel Castro'nun yakın çevresindeki ordu komutanlarının karıştığı yolsuzlukların ortaya çıkarılması yönetimi ciddi biçimde sarstı. Öte yandan SSCB'yle ticaret hacminin gitgide küçülmesi ve Sovyet yardımlarının ortadan kalkması kısa sürede Küba ekonomisi üzerindeki etkilerini göstermeye başladı. 1991'de Sovyetler Birliği'nin dağılmasının ardından Castro, Küba'yı "Özel Dönem" olarak adlandırılan ekonomik krizden geçirdi ve çevrecilik ile küreselleşme karşıtı fikirleri benimsedi. 2000'li yıllarda Latin Amerika'daki "pembe dalga" hareketi içinde, özellikle Hugo Chávez'in Venezuela'sıyla ittifaklar kurdu ve Latin Amerika İçin Bolivarcı İttifak'ın oluşumuna katkı sağladı.

Fidel Castro 31 Temmuz 2006 tarihinde sağlık problemleri nedeniyle yetkilerini geçici olarak başkan yardımcısı ve kardeşi Raúl Castro'ya devretti. 19 Şubat 2008'de de, bir açıklama yaparak, 1976 yılından beri yürütmekte olduğu Küba'nın en yüksek yönetim organı olan Devlet Konseyi Başkanlığı görevini bıraktığını açıklamıştır. Görevden ayrıldıktan sonra Yoldaş Fidel'in düşünceleri adıyla yazdığı makalelerde gündemdeki önemli olayları yorumlamıştır. 25 Kasım 2016 tarihinde Fidel Castro, uzun süredir muzdarip olduğu çoklu organ yetmezliğine yenik düşerek hayatını kaybetmiştir. Vasiyeti üzerine cenazesi 27 Kasım'da yakılmıştır.

Castro, kendini bir "Sosyalist, Marksist ve Leninist" olarak tanımladı. Bir Marksist olarak, Küba'yı yabancı emperyalizm etkisindeki kapitalist bir devletten sosyalist topluma çevirmeyi amaçlıyordu. Yönetimi altında Küba, tek partili bir komünist devlet hâline geldi; sanayi ve ticaret kamulaştırıldı ve toplumun çeşitli kesimlerinde sosyalist reformlar uygulandı.

Castro yoğun çalışma saatleriyle tanınıyordu, genellikle sadece 3 ya da 4'te yatıyordu. Bu erken saatleri yabancı diplomatlarla tanışmayı, yorgun olacaklarına ve müzakerelerde üstünlük kazanabileceğine inanarak tercih etti. Ernest Hemingway'i en sevdiği yazar olarak tanımlar ve okumayı severdi, ancak müzikle ilgilenmedi. Bir spor hayranı olarak zamanının çoğunu formda kalmaya çalışarak düzenli egzersiz yaparak geçirdi. Gastronomi, şarap ve viskilere büyük ilgi gösterdi. Castro'nun ömrü boyunca silah sevgisi vardı ve şehirden ziyade kırsal kesimde yaşamayı severdi. Fidel Castro'nun dini inançları tartışma konusu olmuştur; doğduğunda vaftiz edildi ve bir Roma Katoliği olarak büyüdü, ama kendini ateist olarak tanımladı. Ayrıca Mukaddes Kitabın kadınlara ve Afrikalılara yönelik baskıyı haklı çıkarmak için kullanımını eleştirdi, ancak Hristiyanlığın dünyaya "etik değerler" ve "sosyal adalet duygusu" veren "çok insancıl kurallar" sergilediğini belirtti. "Eğer insanlar bana din dersi olarak değil, toplumsal vizyon açısından Hristiyan diyorlarsa, ben bir Hristiyan olduğumu beyan ederim" şeklinde konuştu. Ayrıca İsa Mesih'in bir komünist olduğu fikrini desteklemiştir.

Eserleri:
Fidel Castro, "Devrim İçin Savaşmayana Komünist Denmez", Yar Yayınları, ISBN 9757530381
Fidel Castro, "Sosyalizmi Kuracağız", Belge Yayınları, ISBN 975-344-021-9
Fidel Castro, "Fidel Diyor ki: Vamos Bien / İyi Gidiyoruz", Nazım Kitaplığı, ISBN 975-8271-92-X
Fidel Castro, "Dünya Bunalımı", Onur Yayınları, Ankara, Mayıs 1987, çev. Öner Ünalan.

Hakkındaki kitaplar:
Fidel Castro, Doğan Kitapçılık, İgnacio Ramonet, ISBN 975-293-502-8
Angola Savaşı ve Ochoa Davası: Bu aksiliği bir zafere dönüştüreceğiz, İvme Yayınları, 1991, derleyen Mete Deniz.
Küba Uzak Değil Dursun Özden; Belge yayınları, 1997, İstanbul.
Devrim İçin Savaşmayana Komünist Denmez, Yar Yayınları, 1977, İstanbul.
Fidel Castro Konuşuyor, Yar Yayınları, 2008, İstanbul.
Selam Sana Fidel, Nicolás Guillén Batista, Çeviren: Celil Denktaş, Yazılama Yayınevi, 2021