Tunç: 'Sinemacılar 15 Temmuz'da imtihanı kaybetti'

Güncel Haberler

Sinema Derneği Başkanı Nazif Tunç, 15 Temmuz darbe girişimi gecesi sinemacıların sessiz kaldığını ve bu durumun utanç verici olduğunu belirtti. Millet istiklal için meydanlara çıkarken sinemacıların festivallerle avunduğunu söyleyen Tunç, darbe girişiminin sinemaya yeterince yansıtılamadığını ifade etti.

Uluslararası Sinema Derneği Başkanı ve yönetmen Nazif Tunç, Türk sinema camiasının 15 Temmuz darbe girişimi karşısındaki tutumuna değinerek, "Sinemacılar 15 Temmuz gecesi imtihanı kaybetti ve yaşadıkları sürece yüzlerini yerden kaldıramayacakları bir utançla karşı karşıya kaldı." dedi.
Tunç, 15 Temmuz 2016'da yaşanan Fetullahçı Terör Örgütü'nün (FETÖ) darbe girişiminin sinema sektörüne etkilerini, aydınların tutumunu ve bu destansı direnişin beyaz perdeye yansımalarını AA muhabirine değerlendirdi.
Darbe girişimi gecesi Marmara Adası'nda bulunduğunu belirten Tunç, "O gece kapkara bir geceydi. İhanetin, hainliğin, sinsiliğin ve darbenin usul usul geldiği bir geceydi. Def gibi gergin, kılıç gibi keskin bir gece. Dört tarafı suyla çevrili bir yerdeydim. Halkımın İstiklal Marşı ruhuyla, tevhid ruhuyla, korkmadan meydanlara çıkmasını gıpta ederek izledim." ifadelerini kullandı.
Tunç, ertesi gün ilk feribotla İstanbul'a dönerek demokrasi nöbetlerine katıldığını anlatarak, şunları kaydetti:
"Allah'tan başka hiçbir sistemin, düzenin, darbenin, işgalcinin önünde diz çökmeyen aziz milletin, meydanlara doğru apak akan halkımın arasına katıldım. Apaçık gördüğüm şey şuydu, vatanı için göğsünü siper ederek şehit olmak için yürüyen bir halk vardı. Binlerce defa gurur duydum, dünyaya örnek bir Kurtuluş Savaşı daha gerçekleştirildi. Yıllardır darbelere karşı yutkunduğu öfkesiyle birdenbire zincirlerini kırarak şaha kalkmıştı."
"Millet istiklal derken sinemacılarımız festival diyor"
Darbe girişimi karşısında sanat camiasının sessizliğine dikkati çeken Tunç, sözde aydın geçinen bir kısım sanatçının halktan koptuğunun altını çizdi.
Nazif Tunç, sözlerini şöyle sürdürdü:
"Bir aydın namusu var, bir de aydın yabancılaşması. Aydın namusu ister muhalif, ister inkarcı olsun, memleket dendiğinde akan suları durdurmaktır. Aydın yabancılaşması dediğimiz, 'Köy yanarken aynasına bakıp saç tarayandır.' Memleketinden, halkından uzak, gafil Jön Türkler gibi Batı'nın vesayetine teslim şeksiz şüphesiz teslim olmaktır. Alkış beklemektir. Vatanının sadece insanına değil, bulutuna, otuna, ağacına, tozuna toprağına inkarcı aydınlarınızın halleri bir kez daha güldürdü. Memlekete dönün arkadaş. Ot bile bir kökün üzerinde yükselir. Vatan olmadan nereye dal budak salacaksınız. Hiçbir tevile, yoruma gerek kalmadan sipsivri bir ihanetti bu. O gece bütün dünya bayrak gibi dalgalanan Türk Milleti'ne gıpta ederken, kanlı darbe kalkışmasına 'tiyatro' diyenler sonsuza kadar yüzlerini yerden kaldıramayacakları bir utanca boğuldu. Be adam o gece 253 can şehadete yürüdü. O şehitler perde kalktıktan sonra dirildi mi hayata döndü mü de tiyatro oldu. Bunu söylemek utançtır. Bu aziz millet, o kapkara geceyi gözü pekliğiyle canıyla Allah'a koşarak apak bir geleceğe dönüştürdü."
Sinemacıların şehitlik ve gazilik peşinde koşmaktan ziyade verilen ödüllerle avunduğunu aktaran Tunç, "Millet istiklal derken sinemacılarımız festival diyor. Memleket sevdasına yürek gerek. Yahya Kemal'in dediği gibi 'Evet biz mektepte okuyoruz ama memlekete bir türlü dönemiyoruz.' Sinemacılar 15 Temmuz gecesi imtihanı kaybetti ve yaşadıkları sürece yüzlerini yerden kaldıramayacakları bir utançla karşı karşıya kaldı. Belki ilk hamlede ne olduğunu, bu kalkışmanın nedenini anlamamışlardır, bir gaflet hali içinde olabilirler. Peki sonraki gecelerde istiklal nöbetlerine neden katılmadılar? Bu bir tiyatro diye dudak büktüler, 253 şehidin vatan için canlarını verdiği o dehşet sahnelerinde bile akılları başlarına gelmedi." görüşünü paylaştı.
Usta yönetmen, 15 Temmuz'un modern çağın Çanakkale destanı olduğuna ve sinemaya yeterince aktarılamadığına işaret ederek, sokaklarda çekilen gerçek görüntülerin gücüne vurgu yaptı.
Tunç, "Bunun beyaz perdeye aktarılamamasının sebebi şu, cep telefonları, el kameraları ve mobeselerle meydanlarda yaşananlar o kadar gerçek ve canlı ki, bütün bu gerçekliğin önüne kurgusal olanın, hayal edilmiş, tasarlanmış filmin geçmesi mümkün değil. Senaristler ve yönetmenler bu gerçekliğin üstüne çıkamayacaklarını bildiklerinden cesaret edemiyor. Taşlar yerine oturuyor, gözlemler su yüzüne çıkıyor. Karanlık olan aydınlanıyor ve o güne ait duygular köpürüyor. Telaşsız, uzaktan bakmayan, hamasetten de arınmış, yalın ve estetik bir dokunuşa ihtiyaç var." değerlendirmesinde bulundu.
"Sıradan bir kahramanın hikayesini perdeye taşıdık"
Kendi filmografisinde 15 Temmuz'u anlatan çalışmalara yer verdiğini belirten Nazif Tunç, darbe girişiminden bir hafta sonra şair Dursun Ali Erzincanlı'nın "30 Kuş" şiirini görselleştirerek kısa film haline getirdiklerini hatırlattı.
Nazif Tunç, "Bu, 15 Temmuz ile ilgili yapılan ilk filmdir. Şehitlerimize sunduğumuz bir anma, bir armağandır. Ömer Halisdemir'in şehadete yürüdüğü o korkusuz ve yüce anların hatırlanmasıydı. Hain kalkışmanın ikinci yılında şehidimiz Tolga Ecebalın'ın o kapkaranlık geceyi şehadetiyle gül gecesine çevirmesini gösterdiğimiz 'Sağ Gözümün Altından Öp Beni Anne' adlı kısa filmi çektik. Onuncu yılda da şehit olup cennete giden ve şehitlere Rabbinin sunduğu eşsiz ikramları tekrar tekrar tatmak için 'Ya Rabbi daha dünyaya gönder de yine şehit olayım' diyen memleket sevdalısı kahramanımızın hikayesini 'On Kere Daha' adıyla perdeye taşıdık. Yusuf Faruk Tunç'un senaryosunu yazdığı, Ömer Miraç Tunç'un yönetmenliği yaptığı bu filmi yapanların oğullarım olması bana övünç veriyor. Şehit nasıl 'on kere daha' derse 15 Temmuz filmleri için de on kere daha yetmez. Bu kısa film 15 Temmuz'da TRT'de yayınlanacak." dedi.
Gelecek nesillere 15 Temmuz ruhunun aktarılmasında sinemaya büyük görev düştüğünün altını çizen Tunç, sözlerini şöyle tamamladı:
"Hainlerin sinsi ve zehirli yılanlar gibi kendi halkına saldırdığı o kapkara geceyi, 15 Temmuz'u yaşayan nesiller bunu mahşere kadar unutmaz. Unutmak da ihanettir. Unutturmamak için her an filmler, projeler gerçekleştirilmeli. Türküler olmalı. Bizim her büyük acımızın türküsü var. Resimleri yapılmalı, müze duvarlarını bütün heybetiyle süsleyen. Şiir olmadan olmaz. 15 Temmuz gecesinin 'Memleketimden İnsan Manzaraları', şairlerimizi bekliyor. Senaryo yarışmaları açılmalı. Bütün sinema insanlarımız ayaklanmalı. Anıt bir film yapmak için. Sağımıza solumuza bakmadan milli bir film için herkes sanatını konuşturmalı. Bir Millet Uyanıyor, Küçük Ağa, Kuruluş, Kurtuluş nasıl bir yürek çarpıntılarıyla yazıldı ve yapıldıysa o gerekli bize şimdi. Bu bir istiklal, bağımsızlık savaşıydı. Bütün dünyaya örnek olmuş bir mücadeleydi. Dünya bu filmlere bakarak vesayetten, darbeden, işgalcilerden nasıl kurtulacağını görmeli. 15 Temmuz filmleri dünyanın bütün sabahlarına, karanlığı bitiren uyanış filmleri olmalı."