Recep Durul Yazıları

Recep Durul
Recep Durul
Yazarın Profili
24.07.2026 18:39

NATO 3.0

Haber Detay Image

Kuzey Atlantik Antlaşması Teşkilatı (NATO), 4 Nisan 1949 tarihinde ABD, Belçika, Fransa, Lüksemburg, Hollanda, İngiltere, Kanada, Portekiz, İtalya, Norveç, Danimarka ve İzlanda olmak üzere 12 kurucu üye ile kurulmuştur. Türkiye, bu ittifaka 18 Şubat 1952 tarihinde Yunanistan ile eş anlı olarak dahil olmuştur. Günümüzde 32 ülke NATO üyesidir.

NATO, II. Dünya Savaşı sonrasında doğu ve batı bloku olarak ikiye bölünen dünyada, ABD liderliğinde Sovyetler Birliği’ne karşı kurulmuş askeri bir ittifaktı. Sovyetler Birliği’nin 1991 yılında dağıldığı tarihe kadar, askeri yönü oldukça aktif bir yapı olarak varlığını sürdürmüştür. 1991 yılından Rusya Federasyonu’nun yeniden güçlenip Ukrayna’ya saldırdığı 2022 yılına kadar ikinci dönemini yaşayan NATO, bu dönemde oldukça pasif bir yapıya bürünmüştür. Zira Sovyetler Birliği’nin tarih olmasıyla birlikte, çift kutuplu dünya düzeninden ABD’nin mutlak liderliğindeki tek kutuplu dünya düzenine geçen küresel sistem içinde NATO’nun korumasına ihtiyaç kalmamıştı. Çünkü artık Sovyet ve komünizm tehdidi tamamen ortadan kalkmıştı. Bu tehdide karşı kurulmuş olan NATO’nun da varlık sebebi ortadan kalkmıştı esasında. Ancak Rusya’nın Ukrayna’yı ilhak etmesi ile birlikte NATO yeniden önem kazanmaya başladı. Başta Kuzey Avrupa ülkeleri olmak üzere birçok ülke yeniden Rus tehdidini hissetmeye başlamıştı. Bu nedenle, yakın dönemde İsveç ve Finlandiya, NATO şemsiyesi altına girerek kendilerini Rusya’dan gelebilecek saldırılara karşı koruma altına almaya çalıştı. NATO 3.0 denilen bu dönemde, Avrupa ülkeleri II. Dünya Savaşı’ndan bu yana ilk defa silahlanmaya ve savunmaya yüksek bütçeler ayırmaya başladılar.

Biden’ın ABD başkanı olduğu dönemde ABD, Ukrayna’ya açık şekilde askeri destek verirken Trump’ın ikinci dönem başkanlığa gelmesi ile birlikte geleneksel ABD-Avrupa ilişkileri tepe taklak oldu. Trump dönemine kadar ABD, NATO’nun kurucusu ve lider ülkesi olarak savunma harcamalarının önemli bir kısmını tek başına üstleniyordu. Bu finansal yüke karşılık ABD, Almanya başta olmak üzere birçok Avrupa ülkesinde çok sayıda üs kurarak tüm Avrupa üzerinde askeri ve diplomatik olarak mutlak bir etkiye sahipti. Buna karşılık Avrupa ülkeleri, hiçbir mali külfet altına girmeden kendileri için sağlanan bu güvenceyle, elde ettikleri gelirlerini ülkelerinin refah düzeyini artırma ve sosyal harcamalara ayırarak 20. Yüzyılın ikinci yarısında refah ekonomisi haline geldiler. ABD-Avrupa arasındaki bu karşılıklı çıkar ilişkisi, Trump’ın artık Avrupa’nın savunma yükünü ABD’nin karşılamayacağı resti ile son buldu. Yapılan açıklamalara göre ABD, NATO için bugüne kadar 999 milyar dolar harcama yaparken kendisine en yakın Fransa ve İngiltere 100’er milyar dolarda kalmışlardı. Trump, tüm Avrupa ülkelerinin bundan sonra GSYIH’larının %5’in savunma harcamasına ayırmaları çağrısında bulundu.

İşte Türkiye’de gerçekleştirilen NATO toplantısı, bu dönüşümün işaret fişeğinin atıldığı yer olarak tarihe geçti. Başta NATO Genel Sekreteri Mart Rutte olmak üzere tüm NATO üyesi ülkeler, Trump’ın çağrısına uyarak savunma harcamalarında artış yaptıklarını ayrıntılı olarak açıkladılar.

Ankara’da gerçekleşen NATO toplantısı, adeta üye ülkelerin envanterlerinde bulunan ve ihraç etmek istedikleri silah/mühimmat/drone ve füzelerin görücüye çıktığı bir savunma fuarına dönüştü. Ülkeler birbirlerinden milyonlarca dolarlık silah ve ekipman satın aldı.

NATO toplantısı, Türkiye açısından da önemli gelişmelere neden oldu. Bundan önce 2004 yılında da NATO toplantısına ev sahipliği yapan Türkiye, bu toplantıda göz dolduran, oldukça başarılı bir etkinliğe imza attı. Sayın Cumhurbaşkanı ve eşinin gelen ülke liderlerini mehter takımı eşliğinde karşılaması yanında liderlere silah hediye etmesi tüm dünya basınında kendisine yer buldu.

Öte yandan Türkiye, NATO’nun güneydoğu kanadında oldukça önemli konumda olan bir üyedir. ABD’den sonra en güçlü orduya sahip olan Türkiye, Avrupa için bu yönüyle hayati öneme sahiptir. Türkiye, Avrupa için kritik öneminin farkına vararak AB’den kendi beklentilerine olumlu cevap almaya çalışmaktadır. Bilhassa Gümrük Birliği konusunda revize edilmesi gereken konular, göçmenlerin geri kabul anlaşması konusunda AB’den beklentiler ve vize gibi konular Türkiye’nin ajandasında olan önemli konulardı.

Tüm bunların yanında NATO toplantısının, İran Savaşı’nın gölgesinde gerçekleşmesi de diğer önemli bir husustur. Uzun zamandır fasılalı da olsa devam eden ateşkes, maalesef Trump Türkiye’de iken son bulmuştur. ABD uçaklarının İran’ı bombalamaya başlaması için seçilen zamanlama oldukça dikkat çekici olmuştur. ABD, NATO toplantısı devam ederken ateşkesi sonlandırarak bir manada NATO’yu da kendisine taraf yapmaya çalışmıştır. Buna rağmen üye ülkeler açık şekilde taraf olmaktan kaçınmışlardır. Trump’ın NATO üyesi ülkeleri İran savaşında kendisini yalnız bırakmakla açıktan suçlaması da ülkelerin ABD’yi desteklemesine yetmemiştir. Bu ülkeler, savaşa girerken NATO üyesi hiçbir ülkenin bilgilendirilmediği ve görüşünün alınmadığını gerekçe göstermiş olmakla birlikte, kuruluş amacı savunma olan bir örgütün savaşı başlatan tarafı desteklemesi de beklenemezdi.

Ankara’da yapılan NATO toplantısının belki de en absürt anı, Trump’ın Danimarka’dan yine Grönland’ı istemesiydi. NATO’nun en güçlü ülkesinin, bir diğer üye ülkenin toprağını açık şekilde talep etmesi, ortak bir savunma şemsiyesi olan NATO’nun ruhuna oldukça ters bir durumdur. Trump’ın Grönland’ı alma konusunda ısrarcı olması durumunda iki NATO üyesi ülke savaşa mı tutuşacaktır?

Trump’ın iş adamı kimliği ile yönetmeye çalıştığı ve her konuyu finansal kar ve zarar üzerinden değerlendirdiği NATO’nun artık daha fazla Avrupa merkezli olacağı ve II. Dünya Savaşı’ndan bu yana ilk defa güçlü bir Avrupa ordusunun kurulması için Almanya başta olmak üzere tüm Avrupa’nın hızlı bir şekilde silahlanma sürecine girdiği ortadadır.

II. Dünya Savaşı sonrasında ordusu lağvedilen ve silahlanmasına kesinlikle izin verilmeyen Almanya, günümüzde Avrupa’nın en hızlı silahlanan ülkesi durumuna gelmiştir. Silahlanma sürecini 2030’a kadar tamamlamayı planlayan Almanya’da küresel otomobil üstünlüğünü Çin’e kaptıran Alman şirketleri otomotiv sektöründen çekilip savunma sanayiine kaymayı planlamaktadırlar. Henüz II. Dünya Savaşı’nın etkilerini üzerinden atamamış olan Polonya başta olmak üzere birçok Avrupa ülkesi, Almanya’nın bu derece hızlı silahlanmasından oldukça tedirgin durumdadır. Özetle Avrupa, önceki dönemlerde olduğu gibi yine kendi içinde huzursuz bir döneme girmiştir.

NATO’nun kurulduğu dönemde iki kutuplu olan dünya düzeni, artık Çin gibi önemli oyuncuların da dahil olmasıyla çok kutuplu düzene doğru evrilmiştir. Yeni dünya düzeninde NATO’nun rolü, kurulduğu dönemde olduğundan çok daha farklı bir şekil almıştır. Türkiye’nin NATO üyesi olması yanında Orta Doğu, Rusya ve Çin ile iyi ilişkileri Türkiye’nin rolünün ve NATO içindeki ağırlığının giderek artmasına katkı sağlayacaktır. Türkiye, tehditleri iyi analiz edip fırsatları değerlendirebilirse bu kaotik süreç, bizim lehimize işleyecektir.

Yazarın Yazıları