Raziyye Kuzu Atalay Yazıları

Raziyye Kuzu Atalay
Raziyye Kuzu Atalay
Yazarın Profili
06.09.2026 23:34

Makine Nakkaşın Adını Öğrendi, Dokuyucunun Adını Değil

Haber Detay Image

Bir veri tabanı kurarken en sıradan görünen alan, en çok düşündüreni oldu.

Anadolu halı ve kilimlerinden derin öğrenme tabanlı sistemlerle kompozisyon üreten bir doktora çalışması yürütüyorum. Buna bağlı olarak bir motif haritası yayımladım. Her esere kod verdim, dokuma tekniğini, düğüm sıklığını, dönemini yazdım. Sonra motif alanına geldim ve yazacak tek bir kutu açtım: motif adı.

Anadolu Dokuma Hafızası, Motif Coğrafyası. Raziyye Kuzu Atalay, IDAF 2026.

Tek kutu. Tek ad.

Bugün bunun, alanın kendi tarihinden devraldığım bir alışkanlık olduğunu düşünüyorum. Bu alışkanlığın nereden geldiğini anlamak için de Türk süsleme sanatlarında bir motife adının nasıl verildiğine bakmak gerekiyor. Çünkü orada tek bir usul yok. En az üç ayrı adlandırma geleneği üst üste duruyor ve hangisini seçtiğimiz, kültürel mirası nasıl kaydettiğimizi belirliyor.

Bir ucunda nakkaşhâne var

Osmanlı sarayında merkezî bir tasarım kurumu vardı: nakkaşhâne. Buranın önemi yalnızca güzel desen üretmesi değil, ürettiği desenin tek bir nesneye ait olmaması. Nakkaşhânede çizilen bir desen çiniye de gidiyordu, kumaşa da, cilde de, kalem işine de, halıya da. Kara Memi üslubunun camilerin çini ve kalem işlerinden saray için dokunan halı ve kumaşlara kadar uzun süre hâkim olması bunun en açık örneği. Osmanlı klasik üslubundaki o meşhur bütünlük tesadüf değil, kurumsal bir dağıtımın sonucu.

Böyle bir kurumda motifin adı, motifle birlikte doğar. Rûmî, hatâyî, saz yolu. Bunlar sonradan halkın taktığı adlar değil, tasarımın kendi terminolojisi.

Adı tasarımla birlikte gelen motifler. Solda hatâyî (kesitten verilmiş stilize çiçek), hançer yani saz yaprağı ve bulut: Tile with Floral and Cloud-band Design, İznik, yaklaşık 1578, taş hamuru, sır altı çok renkli. The Metropolitan Museum of Art, env. 02.5.91, Gift of William B. Osgood Field, 1902. Sağda Kara Memi'nin başlattığı natüralist damar, erik çiçeği, lale ve karanfil: Tile Spandrel, İznik, 17. yüzyıl, env. 02.5.89, Gift of William B. Osgood Field, 1902. İkisi de nakkaşhânenin kendi terminolojisinde ayrı ayrı adlandırılmış ailelerdir. Kamu malı (CC0).

Şahkulu'na atfedilen "Saz"-Style Drawing of a Dragon Amid Foliage, yaklaşık 1540-50. Mürekkep, opak suluboya ve altın, kâğıt üzerine. The Metropolitan Museum of Art, env. 57.51.26, Bequest of Cora Timken Burnett, 1956. Kamu malı (CC0). Çizimin üstünde nakkaşın adı yazılı: saz yolunun ilk temsilcisi sayılan ustanın adı, üslubun adıyla birlikte kayıtlı.

Bu terminolojinin arkasındaki insanların adını da biliyoruz. Baba Nakkaş, asıl adıyla Muhammed b. Şeyh Bayezid, Fâtih ve II. Bayezid dönemlerinde nakkaşbaşı olduğu kabul edilen kişi. Şahkulu saz yolunun ilk temsilcisi sayılıyor, öğrencisi Kara Memi de onun ardından sernakkaş oldu. Bunlar bir geleneğin isimsiz taşıyıcıları değil, kendi üsluplarıyla anılan tasarımcılar.

Saray yalnızca ustalarını da kaydetmedi. Sanatkâr teşkilatına ait ehl-i hiref defterleri bugün arşivlerde duruyor. Bir araştırmada dağınık hâldeki defterler taranmış ve 275 deftere ulaşılmış. Bu defterlerde saray için üretim yapan usta ve şakirdlerin isimleri, çalışma alanları ve aldıkları ücretler yazılı. Çaldıran'dan sonra Tebriz'den getirilen sanatkârların 1515 tarihli tek yapraklık listesinde 16 nakkaş dâhil 38 kişinin adı, yanlarında sanatlarında ustalaşmış 23 oğullarıyla birlikte geçiyor. Kayıt o kadar ayrıntılı ki Kara Memi'nin 1545'te günlük 16,5 akçe, 1557-58'de nakkaşbaşı olarak 25,5 akçe aldığını bugün okuyabiliyoruz.

Yani bu uçta ad yukarıdan aşağı verilir. Motifin adı tasarımın parçasıdır, tasarımcının adı defterin parçasıdır, ikisi de tektir.

Öbür ucunda tezgâh var

Tezgâhta ad, çizimden değil benzetmeden doğar. Dokuyucu motife baktığı yerden ad verir: mutfağından, tarlasından, komşuluğundan, uğraşından.

Milas halı ve kilimleri üzerine yapılan bir dil incelemesinde, tek bir ilçede 173 ayrı "yanış" adı derlenmiş. "Yanış", motifin o yöredeki karşılığı. Üstelik "motif" kelimesinin karşılığı bile sabit değil: yanış, nakış, desen, model, yağnıç, yagnış, örnek, oyu, tabak, su.

Bu adlar bizim alışkın olduğumuz müze diline hiç benzemiyor: kibritli, şişeli, makarnacı, paralı, anahtarlı su, kedi bastı, köpek izi. Kırşehir dokumalarında göz motifine "elma", pıtrağa "çuval yanışı", çengele "tazı kuyruğu" deniyor. Van-Hakkâri kilimlerinde desen adları üç yerden geliyor: ana motiften, yörede yetişen çiçekten ve kilimi dokuyan aşiretten. Herki bir aşiretin adı, lüleper Hakkâri'de yetişen bir çiçek, kesneker "kimse yapamaz" demek, canbezar ise dokuması zor olduğu için "candan bezdiren". Elibelinde motifi bile Anadolu'nun farklı yerlerinde "gelin kız", "çocuklu kız", "kahküllü kız", "eğer başı" gibi bambaşka adlarla anılıyor.

Bu bir dağınıklık değil, başka bir sistem. Nakkaşhâne tek ad üretir, çünkü tek bir tasarım kaynağı vardır. Tezgâh çok ad üretir, çünkü her köy kendi kaynağıdır.

İkisini karşı karşıya koymak istemiyorum

Burada kolayca kurulabilecek bir cümle var: "Halının adını halk koydu, çininin adını saray." Bu cümle çekici ama olduğu gibi doğru değil. Alanda çalışan biri olarak onu böyle kurmak istemem.

Çünkü halı her zaman tezgâhın kendi işi değildi. Uşak'ın saray ve cami siparişi büyük halılarının, saray nakkaşlarının hazırladığı kartonlarla dokunduğu kabul ediliyor. Literatürde "Osmanlı saray halıları" denen ayrı grup ise adı üstünde, Kahire ve Bursa'daki saray tezgâhlarının işi: Anadolu'nun Gördes düğümü yerine asimetrik düğümle, natüralist lale ve karanfil desenleriyle. Halı piyasasında geleneksel olarak yapılan ayrım da bunu doğruluyor. Tüccarın talimatıyla, onun müşterisinin zevkine göre dokunan "tüccâr halısı" ile dokuyucunun kendi ölçüsüyle dokuduğu "perâkende halı" aynı şey değil.

Yani ayrım nesnenin cinsinde değil. Ayrım, adın nereden geldiğinde: merkezî bir tasarımdan mı, yoksa günlük kullanımdan mı.

Yine de iki düzen arasında dikkat çekici bir ters simetri var:

Nakkaşhâne tarafında kişinin adı kayıtlı, motifin adı tek.

Tezgâh tarafında motifin adı çok, kişinin adı kayıtsız.

Bir Osmanlı nakkaşının gündeliğini akçesine kadar bilebiliyoruz. Bir Milas halısını dokuyan kadının adını ise çoğu zaman bilmiyoruz. Bildiğimiz yerlerde de bilgi, bir makalenin son dipnotunda duruyor: Aysel Kara, 75 yaşında, Karacahisar Köyü. Ayşe Türkel, 62 yaşında, Koru Köyü. Milas'ın 173 adını derleyen makalede adıyla anılan yalnızca iki dokuyucu bunlar. Adların büyük kısmı önceki yayınlardan aktarılmış. O yayınların arkasındaki kadınların adı ise hiç yok.

Bir istisna da var ve tam da kuralı gösterdiği için değerli. Van-Hakkâri kilimlerindeki "gülsarya" deseni "Sarya'nın gülü" demek, çünkü ilk defa Sarya adlı bir kadın tarafından dokunduğu düşünülüyor. Dokuyucunun adı bir kere desene geçebilmiş.

Üçüncü bir gelenek: sonradan gelen ad

Bu iki geleneğin üstüne, çok daha geç bir tarihte, bir üçüncüsü bindi: modern literatürün adlandırması.

Anadolu halılarının bütün bir grubu bugün Avrupalı ressamların adıyla anılıyor: Holbein, Lotto, Memling, Ghirlandaio, Crivelli. Sebep basit. O halılar bu ressamların tablolarında göründü, erken dönem araştırmacıları da tarihlendirmeyi bu tablolar üzerinden yaptı. Böylece bir Bergama halısının adı, onu dokuyanla değil, onu resmeden ressamla kuruldu.

Aynı şey saray tarafında da oldu. Osmanlı kaynaklarında iki ayrı nakış olarak geçen "şâhî benek" ve "pelengî" (pelenk: kaplan), modern yayınlarda tek motif sayılıp "çintamani" adıyla ve Budist kökene bağlanarak anıldı. Aziz Doğanay bu duruma "çintamani yanılgısı" diyor ve şunu savunuyor: Bu motifler, onları kullananların bizzat kullandığı isimlerle anılmalı.

Doğanay'ı destekleyen kayıt sarayın dışında da var. 1640 tarihli narh defterindeki halı fiyat listesinde "Selendi, pelengnakş" yazıyor, yani kaplan desenli Selendi halısı. Motifin adı 17. yüzyılda çarşıda da böyle geçiyormuş.

İşin ironisi, "Baba Nakkaş üslûbu" teriminin kendisi de bir Osmanlı terimi değil. Bu tanımlamayı yapan, İngiliz sanat tarihçisi Julian Raby.

Üç gelenek yan yana duruyor: tezgâhın adı, nakkaşhânenin adı, literatürün adı. Üçüncüsü en geç gelen, ama bugün en çok dolaşımda olan.

Bir dördüncüsü de yolda. Şangay merkezli 100architects, Astana için "Nomad's Carpet" adlı bir kent meydanı tasarladı. Kazak göçebe halılarından yola çıkıyor, tanıtım metni süslemelerin "çağdaş geometrik soyutlamalara" dönüştüğünü söylüyor. Renderlarda halının rengi var, düzenin mantığı var, artı ve yıldız biçimleri var. Yurt çatısının adı yazılı: shanyrak. Motiflerin adı yok. Ne yörenin adı, ne kataloğun, ne literatürün. Ad silinmemiş, seçilerek silinmiş: mimarininki kalmış, dokumanınki düşmüş.

Nomad's Carpet, Astana, proje görseli. Tasarım: 100architects. Kaynak: 100architects, Instagram, Eylül 2026.

Şimdi kendi masama dönüyorum

Bu geleneklerin karşısında bir soru kalıyor: Anadolu dokumasıyla eğitilen bir yapay zekâ modeli bunlardan hangisini öğrenir?

Cevabı kendi veri setimi kurarken gördüm. Model, kaydı en düzenli olanı öğrenir. Nakkaşhâne düzeni zaten makinenin sevdiği biçimde duruyor: tek ad, sabit terim, tarihlenmiş üslup, adı bilinen tasarımcı, defterde satır. O gelenek, farkında olmadan, çok iyi bir veri şeması bırakmış.

Tezgâhın düzeni ise makinenin en zorlandığı biçimde: çok adlı, yerel, sözlü, kimi zaman kendi içinde çelişkili. Bir motifin bir ilçede sekiz adı varsa veri setinde biri seçilir, yedisi düşer. Seçilen de genellikle katalog dilinde yerleşmiş olan olur.

Kendi haritamda sistemin tanıdığı on iki yerleşik motif adı var: hayat ağacı, yıldız, kuş, ejderha, madalyon, elibelinde, koç boynuzu, gül, sekizgen, göz, lale, akan su. On iki ad, tek bir ilçede derlenmiş yüz yetmiş üçün karşısında. Yani ben de, iyi niyetle, tezgâhın çoğul dilini kataloğun tekil diline çevirmişim.

Somut öneri

Çözüm romantik bir çağrı değil, şema meselesi. Bir dokuma veri setinde motif adı için tek alan olmamalı. En az altı alan olmalı:

yerel ad · yöre · kaynak kişi ve kayıt tarihi · adın türediği unsur · kataloglama adı · literatür adı.

Dördüncü alan alanın kendi araştırmasından geliyor. Milas'ın 173 yanışını inceleyen dilbilimciler adları kaynağına göre sınıflamış: nesneden, hayvandan, bitkiden, organdan, hareketten, şahıstan, yerden, tabiattan. Bir adın nereden türediğini kaydetmek, o adı anlamlı kılan tek şey.

Bu yapılamaz bir şey de değil. Van'da 2010-2020 arasında bir derneğin kilim atölyelerinde dokunan kilimlerin envanter fişlerinde dokuyucunun adı, yaşı, köyü yazılı: "Sacide Akar, 23 yaşında, Hakkâri-Çukurca Narlı Köyü'nden Van'a göç etmiş sekiz kişilik bir ailenin kızı." Kayıt tutmak teknik bir mesele değil, tercih meselesi.

Nakkaşhânenin sözlüğü yazıldı. Tezgâhınki hâlâ bekliyor.

Yazarın Yazıları