Türk siyasetinde en çok unutulan kavram nedir diye sorsanız, hiç tereddüt etmeden "vefa" derim. Çünkü bu ülkede çalışan, üreten, iz bırakan insanlar çoğu zaman ödüllendirilmez; aksine bir noktadan sonra sessizce tasfiye edilir. Başarı, kimi çevrelerde takdir edilmek yerine rahatsızlık doğurur. Maalesef Ekrem Yüce'nin yaşadıkları da tam olarak budur.
Ekrem Yüce, görev aldığı her makamda sıradan bir yönetici olmamış; bulunduğu kuruma kimlik kazandırmış, sistem kurmuş, kalıcı işler üretmiş bir isimdir. Özellikle ÇAYKUR Yönetim Kurulu Başkanlığı ve Genel Müdürlüğü dönemini hatırlayalım. ÇAYKUR sadece bir kamu işletmesi değil, Doğu Karadeniz'in sosyoekonomik bel kemiğidir. On binlerce ailenin ekmek kapısı, bölge ekonomisinin can damarıdır. Böyle bir kurumu yönetmek masa başında imza atmaktan ibaret değildir; vizyon, disiplin ve saha bilgisi ister.
Ekrem Yüce, ÇAYKUR'u hantallıktan kurtarıp kurumsal bir yapıya kavuşturan, markalaşma sürecini hızlandıran, üretici ile kurum arasındaki güven bağını güçlendiren bir yönetici profili çizdi. ÇAYKUR'u sadece çay alım-satım yapan bir yapı olmaktan çıkarıp değer üreten bir markaya dönüştürme çabası herkesin malumudur. Kurumun mali yapısının toparlanması, üretici memnuniyetinin artması ve modernizasyon adımları tesadüf değildi; planlı bir yönetim anlayışının sonucuydu.
Ardından Sakarya Büyükşehir Belediye Başkanlığı…
İşte asıl farkın ortaya çıktığı dönem burası oldu.
Belediyecilik, asfalt döküp kaldırım yapmaktan ibaret değildir. Belediyecilik vizyon işidir. Şehre ruh katmaktır. İnsanların hayatına dokunmaktır. Ekrem Yüce'nin Sakarya'da ortaya koyduğu performans, klasik belediyeciliğin çok ötesine geçti. Özellikle tarım alanındaki projeleri, yerel kalkınma modeline örnek olacak nitelikteydi.
Bugün birçok belediye sosyal medya belediyeciliği yaparken, Ekrem Yüce üretim belediyeciliği yaptı.
Seracılık projeleri, akıllı tarım uygulamaları, yerli üreticiyi destekleyen kooperatif çalışmaları, kırsal kalkınmayı önceleyen hamleler… Bunlar sadece tabelalık projeler değildi. Doğrudan istihdam üreten, gençleri üretime teşvik eden, toprağı yeniden değerli hale getiren somut yatırımlardı. Türkiye'de belediyeciliğin tarımla bu kadar entegre olduğu örnek sayısı bir elin parmaklarını geçmez.
Kısacası Sakarya'da laf değil, iş üretildi.
Tam da bu yüzden 2024 seçimlerinde yeniden aday gösterilmesine kesin gözüyle bakılıyordu. Sahada karşılığı olan, vatandaşta memnuniyet oluşturan, parti tabanında kabul gören bir ismin doğal olarak devam etmesi beklenirdi.
Fakat Türk siyasetinin kronik hastalığı yine devreye girdi.
Kulisi güçlü olan, hizmetten çok hesap yapan, siyasi rantı önceleyen anlayışlar devreye girdi.
Ve ne yazık ki Ekrem Yüce aday gösterilmedi.
Bu karar, sadece bir ismin aday yapılmaması değildir. Bu karar, emeğin cezalandırılmasıdır. Bu karar, "çok çalışırsan değil, doğru çevreyi bulursan kazanırsın" mesajıdır. Bu karar, siyasette liyakatin değil, kulislerin kazandığının ilanıdır.
Açık konuşalım: Bu durum Sakarya'da da, teşkilatlarda da ciddi bir hayal kırıklığı oluşturdu. Çünkü insanlar adalet bekler. Başarının ödüllendirilmesini ister. Sahada ter dökenin arkasında durulmasını ister.
Siyaset vefa göstermezse güven üretmez.
Güven üretmeyen siyaset ise uzun vadede kaybeder.
Bugün yapılması gereken şey çok nettir. Ekrem Yüce gibi tecrübesi olan, kamu yönetimini bilen, üretim odaklı düşünen, yerel kalkınma modelini uygulayabilen bir isim siyasetin dışında tutulmamalıdır. Bu hem ülke hem de devlet yönetimi açısından büyük bir kayıptır.
Böylesi bir birikimin kenarda bekletilmesi israf olur.
Tam aksine, bu tecrübe daha üst düzeyde değerlendirilmelidir.
Tarım mı? Yerel yönetimler mi? Kırsal kalkınma mı? Kooperatifçilik mi?
Hangi alana bakarsanız bakın, Ekrem Yüce'nin birikimi doğrudan bakanlık seviyesinde değerlendirilebilecek niteliktedir. Hatta açık söyleyelim; sahayı bilen, üretimi bilen, bürokrasiyi tanıyan böyle isimlere bugün her zamankinden daha fazla ihtiyacımız var.
Bu nedenle Ekrem Yüce'ye yapılan haksızlığın telafisi ancak daha üst bir görevle, özellikle bir bakanlıkla mümkündür.
Bu sadece bir kişiye görev vermek değil; liyakate sahip çıkmak, emeği ödüllendirmek ve siyasette adalet duygusunu yeniden tesis etmektir.
Çünkü siyaset hesaplaşma değil, hizmet makamıdır.
Ve hizmet edenler asla cezalandırılmamalıdır.
Unutmayalım: Üreten insanları küstüren sistemler güçlenmez, zayıflar.
Türkiye'nin ise artık kaybedecek tek bir yetişmiş kadrosu bile yoktur.
Kalın Sağlıcakla…









