Okan Geçgel

Bir Dönemin Kırılma Noktası: Erbakan ve Faizle Mücadele Cesareti

08.02.2026 16:24
Haber Detay Image

Bu yazımda, yakın siyasi tarihimizin en kritik dönemeçlerinden birine, bugün hâlâ yeterince anlaşılmadığını düşündüğüm bir sürece değinmek istiyorum.

Takvimler 1996 yılını gösterdiğinde Türkiye'de Refahyol Hükümeti kurulmuş, hükümetin başına ise merhum Prof. Dr. Necmettin Erbakan geçmişti.

Erbakan Hoca sıradan bir siyasetçi değildi. Onu diğerlerinden ayıran en temel özellik, "proje adamı" olmasıydı. Hayal kuran değil, hayalini fabrikaya, üretime, istihdama dönüştüren bir liderdi. Ağır sanayi hamlesine verdiği önem, Türkiye'nin kendi ayakları üzerinde durması gerektiğine olan inancı ve "lider ülke Türkiye" vizyonu, onun siyasetinin omurgasını oluşturuyordu.

Daha siyasete girmeden önce TOBB başkanlığı yapmış, yerli motor üretimi gibi cesur girişimlere imza atmış, Türkiye'nin ithal eden değil üreten bir ülke olması gerektiğini savunmuştu. Yani mesele onun için koltuk değil, memleketti. Makam değil, kalkınmaydı.

Ancak asıl kırılma, başbakanlık koltuğuna oturduğu gün başladı.

Göreve gelir gelmez yaptığı ilk büyük hamle, meşhur "havuz sistemi" oldu. Bugün genç neslin pek bilmediği bu sistem, devletin parasını bankalara yüksek faizle teslim etmek yerine, kamu kaynaklarını tek havuzda toplayarak faiz yükünü azaltmayı hedefliyordu. Basit ama devrim niteliğinde bir modeldi.

Çünkü o dönem Türkiye, akıl almaz bir tabloyla karşı karşıyaydı.

Devlet parasını yüzde 10'larla satıyor, aynı parayı yüzde 130'ları, 140'ları bulan faizlerle geri alıyordu. Yani milletin vergisi bankalara akıyordu. Devlet adeta kendi eliyle tefeci düzenine hizmet ediyordu.

Bir ülke düşünün; üretmeden kazanamıyor, kazandığını da faize gömüyor.

İşte Erbakan Hoca bu çarkın tam ortasına çomak soktu.

Faiz lobisinin ayağına bastı.

Ve tarihte defalarca gördüğümüz bir gerçek vardır:

Sermayenin ayağına basan, karşısında mutlaka barikat bulur.

Havuz sistemi sayesinde milyarlarca lira faiz ödemesi kesildi. Bu para doğrudan millete döndü. İşçiye, memura, emekliye yüzde 100'lere varan maaş artışları yapıldı. Esnaf ilk kez rahat nefes aldı. Piyasaya para girdi, üretim canlandı, ekonomi büyüme eğilimine girdi.

Bugün hâlâ konuşulan o kısa dönem, aslında Türkiye'nin faizsiz bir modelle ayağa kalkabileceğinin ispatıydı.

Bütçe ilk kez rahatlamıştı.

Devlet, bankalara değil milletine çalışıyordu.

Ama bu tablo bazı çevreleri rahatsız etti.

Çünkü faizden beslenen düzen sarsılmıştı.

Ardından bildik senaryo devreye girdi. Finans çevreleri, sermaye grupları ve onların sözcülüğünü yapan bir kısım medya… O dönemde "kartel medya" diye anılan yapı, sistematik bir algı operasyonu başlattı. Hükümet yıpratıldı, itibarsızlaştırıldı ve sonunda Refahyol Hükümeti düşürüldü.

Sadece bir hükümet gitmedi aslında.

Bir ekonomik bağımsızlık denemesi de yarım bırakıldı.

54. Hükümet dönemi, kısa sürmesine rağmen bir destan yazdı. Çünkü ilk kez bu ülkenin kaynakları bu ülkenin insanına aktı. İlk kez faiz yerine üretim konuşuldu. İlk kez millet kazandı, rant çevreleri kaybetti.

Bugün geriye dönüp baktığımızda şunu çok net görüyoruz:

Faiz, sadece ekonomik bir mesele değildir.

Faiz, bir ülkenin geleceğini ipotek altına alan bir prangadır.

Adeta hücrelere yerleşen bir virüs gibidir. Sessizce yayılır, üretimi öldürür, emeği değersizleştirir, devleti borca mahkûm eder.

Erbakan Hoca'nın mücadelesi tam da bu zihniyeteydi.

O yüzden onun kavgası sadece bir siyasi kavga değil, ekonomik bağımsızlık savaşıydı.

Bugün Türkiye'nin yeniden ayağa kalkabilmesi için belki de en çok ihtiyacı olan şey, o günkü cesaret, o günkü milli duruş ve o günkü kararlılıktır.

Çünkü tarih bize şunu öğretiyor:

Faize teslim olan ülkeler küçülür,

Üreten ülkeler büyür.

Ve Erbakan, bu gerçeği yıllar önce görmüş bir liderdi.

Kalın Sağlıcakla…

Yazarın Tüm Yazıları