İnsanlar hâlâ Kuzey Kore'de neden isyan çıkmadığını gizli polisle, propagandayla, "beyin yıkamayla" açıklamaya çalışıyor. Bu, meseleyi hiç anlamadıklarının kanıtı. Gizli polis tek başına rejim ayakta tutmaz. Propaganda tek başına karın doyurmaz. Yasalar tek başına iktidarı korumaz.
Gerçek çok daha basit ve çok daha rahatsız edici:
Açlıktan kırılan, okuma yazma bilmeyen köylüler devrim yapamaz. Nokta.
Kuzey Kore bir "halk diktatörlüğü" değil. Tepede Kim Jong yok, bir yönetici kast var: generaller, parti elitleri, ithalat-ihracat ağlarını kontrol eden zenginler. Kim ailesi bir hanedan değil, bu kastın vitrini. Ve bu insanlar sadakatlerini ideolojiyle değil, dövizle satıyor.
Kim Jong'un güçlü falan değil. Gücü, bu elitleri memnun ettiği sürece var. Ordu onların, ekonomi onların, lojistik onların. Yarın biri çıkıp "ben size daha fazla para, daha fazla lüks, daha fazla Batı malı getireceğim" derse Kim'i bir gecede paket ederler. Kim bunu biliyor. O yüzden ülkeyi değil, elitleri besliyor.
"Peki madem açlık var, neden Çin'e gıda satıyorlar?"
Çünkü Kuzey Kore parası tuvalet kâğıdından farksız. O parayla general satın alamazsın. Sadakat yerel parayla değil, dolarla alınır. Kim gıdayı satar, döviz kazanır, elitlere öder. Halk mı? Onlar zaten sistemin bir parçası değil. Onlar tüketilecek kaynak.
Aç insanlar özgürlük düşünmez. Aç insanlar ideoloji tartışmaz. Aç insanlar örgütlenmez. Aç insanlar sadece bir sonraki öğünü düşünür. Bu bir varsayım değil, tarihsel bir gerçek. Devrim romantizmi, tok insanların uydurduğu bir masaldır.
Ve burada Açlık Oyunları gibi saçmalıklara geliyoruz.
Açlık Oyunları muhtemelen politik açıdan yapılmış en aptal kurgu evrenlerden biri. Her bölgeye tek bir üretim alanı mı veriyorsun? Niye? Balık çıkan maden bölgesinde balığı çöpe mi atacaksın? Ekonomi bu kadar mı anlaşılmıyor?
Daha da kötüsü: başkent, insanları yoksul ve çaresiz tutmak yerine her yıl çocuklarını öldürerek bilinçli öfke üretiyor. Yani halkın her sene kime nefret edeceği sistematik olarak hatırlatılıyor. Gerçek diktatörlükler böyle çalışmaz. Gerçek diktatörlükler öfkeyi dağıtır, hedefi bulanıklaştırır, insanları bitkin ve umutsuz bırakır.
Açlık Oyunları'ndaki sistem isyan çıkarmak için tasarlanmış gibi. Kuzey Kore ise isyan çıkmaması için.
Son olarak şu romantik yalanı da çöpe atalım: İsyanlar aşağıdan başlamaz. Asla.
Amerikan Devrimi, yalınayak çiftçilerin imparatorluğu devirmesi değildi. Zengin kolonistlerin "artık yeter" demesiydi. Britanya'nın hatası halkı ezmek değil, elitleri kızdırmaktı. Fransız Devrimi, Rus Devrimi, hatta modern darbeler… Hepsi yukarıdaki çatlakla başlar.
Halk sadece sonuçtur.
Motor değildir, yakıttır.
Kuzey Kore'de devrim olmayacak çünkü devrim yapabilecek insanlar aç değil. Onlar tok, silahlı ve sistemden memnun. Aç olanlar ise sadece hayatta kalmaya çalışıyor.
Bunu anlamadan "neden ayaklanmıyorlar?" diye sormak, çocuğa "niye yüzmüyorsun?" diye bağırmaya benzer.
Çocuk zincirli. Ve suyun altında.









