Ekonominin dayanıklılığının ve piyasaların sabrının test edildiği bir eşik dönemdeyiz. Kıymetli madenlerde amansız yükselişler ve akabinde kaçınılmaz satışlar, kripto gibi geleneksel finansla entegre olan bir marketin aşırı volatil halleri, makro gelişmelerdeki gri-sisli hava, para politikalarındaki rahatlamayı sağlamaktan çok uzak faiz indirimleri... Bunlar para piyasalarının mevcut durumunu tanımlamak için çok yeterli aslında ; 2025'in sonu ve 2026'nın başı, ekonominin dayanıklılığının ve piyasaların sabrının test edildiği bir eşik dönemidir. Ne tam bir kriz, ne bir coşku '' Seçici, sinir bozucu ve hata kaldırmayan'' bir dönemdeyiz tam olarak.
Küresel ekonomi 2026'nın ilk çeyreği yüksek sesli kriz manşetlerinden çok, sessiz ama belirleyici bir döneme olarak netilikten çok uzak devam ediyor. Ne büyük bir çöküşten söz etmek mümkün ne de yeni bir büyüme coşkusundan. İçinde bulunduğumuz tablo, daha çok geçmiş yıllarda alınan kararların gecikmeli sonuçlarının görünür olduğu bir eşik sürecine işaret ediyor.
Pandemi sonrası dönemde uygulanan genişleyici para politikaları, ardından gelen yüksek enflasyon ve agresif faiz artışları artık teorik tartışmaların ötesinde, reel ekonomide net etkiler üretmeye başladı. 2025'in sonu ve 2026'nın ilk ayları, bu etkilerin daha açık hissedildiği bir zaman dilimi olacak.
Merkez bankaları cephesinde beklentiler büyük ölçüde şekillenmiş durumda. Faiz indirimleri gündemde; ancak bu indirimlerin piyasaları rahatlatacak ölçüde genişleyici bir etki yaratması beklenmemeli. Aksine, söz konusu adımlar daha çok ekonomide ani kırılmaların önüne geçmeye yönelik temkinli hamleler niteliğinde. Bu nedenle "faiz indirimi" kavramı artık tek başına iyimserlik üretmiyor.
Reel ekonomiye bakıldığında küresel ölçekte belirgin bir yavaşlama görülüyor. ABD ekonomisi sert bir resesyondan kaçınmış olsa da iş gücü piyasasında soğuma ve tüketici harcamalarında zayıflama dikkat çekiyor. Avrupa, uzun süredir düşük büyüme ve yüksek maliyet sarmalından çıkmakta zorlanıyor. Çin ise geçmiş yıllarda olduğu gibi küresel büyümeyi sürükleyen bir lokomotif olmaktan uzak; daha çok iç dengelerini korumaya odaklanan bir ekonomik görünüm sunuyor.
Bu tablo, son dönemde altın ve gümüşte yaşanan sert yükselişi de daha anlamlı kılıyor. Son aylarda değerli metallerde görülen güçlü alımlar, klasik bir "enflasyon hikâyesinden" çok, küresel sisteme duyulan güvensizliğin bir yansımasıydı. Yüksek borçluluk, jeopolitik riskler ve uzun vadeli para politikalarına dair belirsizlikler, yatırımcıyı yeniden güvenli liman arayışına itti.
Ancak son haftada altın ve gümüşte yaşanan derin düzeltme, bu yükselişin sorgulanması gerektiğini de gösterdi. Burada yaşanan geri çekilmeyi yalnızca teknik bir kâr realizasyonu olarak okumak eksik kalır. Asıl mesaj, piyasanın bu dönemde hiçbir varlık sınıfına koşulsuz bir prim vermediği gerçeğidir. Değerli metaller dahi, aşırı beklenti biriktiğinde düzeltmeden muaf değil.
Bu durum aslında daha geniş bir resme işaret ediyor: İçinde bulunduğumuz zaman piyasalarda tek yönlü hikâyelerin çalışmadığı bir dönem olacak. Hisse senetlerinde de benzer bir ayrışma yaşanıyor. Endeksler zaman zaman güçlü yükselişler sergilese de, şirket bilançoları bu iyimserliği aynı ölçüde desteklemiyor. Yüksek faiz ortamında borçlarını çevirmek zorunda kalan şirketler için bu dönem gerçek bir dayanıklılık testi anlamına geliyor. Güçlü nakit akışına sahip, borç yapısını iyi yöneten şirketler öne çıkarken; uzun süredir düşük faizlerin sağladığı konforla ayakta kalan yapılar zorlanıyor.
Kripto varlıklar da bu denklemden bağımsız değil. Likidite beklentileri fiyatları desteklese de, küresel risk iştahındaki en küçük bozulma bu piyasada sert dalgalanmalara yol açabiliyor. Tıpkı değerli metallerde olduğu gibi, burada da piyasa artık "hikâye" değil, dayanıklılık arıyor.
Gelişmekte olan ülkeler açısından tablo daha hassas. Küresel sermaye bu dönemde daha seçici, daha kısa vadeli ve daha temkinli davranıyor. Fırsatlar var; ancak bu fırsatların kalıcı olabilmesi, küresel risk iştahının korunmasına ve iç dengelerin doğru yönetilmesine bağlı.
Sonuç olarak 2025'in son çeyreği ile 2026'nın ilk ayları, piyasalarda ne büyük bir çöküş ne de yeni bir refah dönemine işaret ediyor. Bu daha çok sabrın, disiplinin ve sağlam yapının ödüllendirildiği bir geçiş süreci. Altın ve gümüşte yaşanan sert yükselişler kadar hızlı düzeltmelerin de bu dönemin doğal bir parçası olması tesadüf değil.
Küresel ekonomi artık umut satmıyor; dayanıklılığı test ediyor.






