Türkiye Cumhuriyeti Devleti, yaklaşık yarım asra yaklaşan terörle mücadelesinde yalnızca silahlı bir örgüte karşı değil, aynı zamanda Türkiye'nin birlik ve beraberliğini hedef alan çok katmanlı bir tehdide karşı mücadele etmektedir. Bu mücadele boyunca binlerce şehit verilmiş, nice ocaklara ateş düşmüş, milletimiz ağır bedeller ödemiştir. Ancak bütün bu fedakârlıklar, devletimizin kararlılığını hiçbir zaman zayıflatmamış; aksine Türk Devleti'nin bekâsını koruma iradesini daha da güçlendirmiştir.
Bugün gelinen noktada ise Cumhurbaşkanı Sayın Recep Tayyip Erdoğan'ın kamuoyuyla paylaştığı "terör örgütünün tasfiye sürecini hızlandıracak yasal çerçeve" açıklaması, terörle mücadelede yeni bir dönemin habercisi olarak değerlendirilmelidir.
Ancak burada dikkat edilmesi gereken temel husus şudur: Devletin hedefi yeni bir af düzenlemesi yapmak değil; sahada kazanılan askerî ve güvenlik başarısını kalıcı bir hukuk düzeniyle tahkim etmek olmalıdır. Çünkü güçlü devlet yalnızca silahla mücadele eden devlet değildir. Güçlü devlet, güvenlik politikalarını hukuk devleti ilkeleriyle birlikte yürütebilen devlettir.
Muhtemel yasal düzenlemenin içeriğine bakıldığında; silah bırakma süreçlerinin açık usullere bağlanması, örgütsel bağın tamamen sona erdirilmesine ilişkin hukuki mekanizmaların belirlenmesi, etkin pişmanlık hükümlerinin yeniden değerlendirilmesi ve özellikle terörün finansmanına yönelik daha etkin tedbirlerin hayata geçirilmesi beklenmektedir. Bunun yanında propaganda faaliyetleri, dijital örgütlenme yöntemleri ve uluslararası finans ağlarının da yeni hukuki düzenlemelerin önemli başlıkları arasında yer alması beklenmektedir.
Ne var ki bütün bu düzenlemelerin üzerinde yükselmesi gereken temel zemin Anayasa'dır.
Hukuk devleti ilkesi, kanun önünde eşitlik, suç ve cezaların kanuniliği, masumiyet karinesi, adil yargılanma hakkı ve yargı bağımsızlığı hiçbir şart altında tartışmaya açılmamalıdır.
Daha da önemlisi, Anayasa'nın ilk dört maddesinde güvence altına alınan Türkiye Cumhuriyeti'nin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğü, üniter devlet yapısı ile millî egemenlik ilkeleri, bu sürecin temel anayasal sınırlarını oluşturmaktadır. Çünkü hukuk, devleti zayıflatan değil; devleti güçlendiren en önemli kurumlardan biridir.
Bu noktada Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin rolü ayrıca önem taşımaktadır. Cumhurbaşkanı'nın ifade ettiği üzere hazırlanacak düzenleme Meclis'in takdirine sunulacaktır. Bu ifade yalnızca siyasi nezaketin değil, aynı zamanda anayasal düzenin de bir gereğidir. Zira Anayasa uyarınca yasama yetkisi Türkiye Büyük Millet Meclisi'ne aittir. Millet iradesini temsil eden Türkiye Büyük Millet Meclisi, teklif edilen düzenlemeyi değiştirebilir, geliştirebilir veya yeniden şekillendirebilir. Demokratik meşruiyet de esasen bu süreçte ortaya çıkmaktadır.
Ancak kanaatimce bütün bu tartışmaların merkezine yerleştirilmesi gereken çok daha önemli bir konu bulunmaktadır. O da şehit ailelerinin ve gazilerimizin hukukudur. Devlet merhamet sahibidir; fakat devlet aynı zamanda adaletin de temsilcisidir. Hiçbir hukuki düzenleme, şehitlerimizin aziz hatırasını incitecek, gazilerimizin fedakârlığını gölgeleyecek veya millet vicdanını yaralayacak bir anlayış üzerine inşa edilemez. Çünkü toplumsal barışın gerçek temeli, adalet duygusunun korunmasıdır.
Öte yandan yalnızca yeni bir kanun çıkarmak da tek başına yeterli olmayacaktır. Terörle mücadele; güvenlik, istihbarat, ekonomi, diplomasi, eğitim ve sosyal politikaların eş zamanlı yürütülmesini gerektiren çok boyutlu bir devlet politikasıdır. Sınır güvenliğinden terörün finansmanına, gençlerin radikal yapılardan korunmasından kamu kaynaklarının etkin denetlenmesine kadar uzanan geniş bir kurumsal koordinasyon, başarı için vazgeçilmezdir.
Bugün içinde bulunduğumuz coğrafya adeta bir ateş çemberidir.
Kuzeyimizde farklı güvenlik krizleri yaşanırken, güneyimizde devlet otoritelerinin zayıfladığı alanlar oluşmakta; Orta Doğu'da vekâlet savaşları devam etmekte, küresel güç mücadeleleri ise her geçen gün daha sert bir zemine taşınmaktadır.
Böylesine kritik bir jeopolitik ortamda Türkiye'nin iç güvenliğini tahkim etmesi, terör tehdidini kalıcı biçimde ortadan kaldırması ve millî birlik ruhunu güçlendirmesi sadece bugünün değil, gelecek nesillerin de güvenliği açısından stratejik bir zorunluluktur. Bu yönüyle mesele günlük siyasetin çok ötesindedir. Bu mesele, devlet aklının ve millî bekanın meselesidir. Cumhur İttifakı tarafından sıklıkla dile getirilen "Terörsüz Türkiye" hedefi de bu çerçevede değerlendirilmelidir.
Elbette demokratik toplumlarda farklı siyasi değerlendirmeler yapılabilir. Ancak terörle mücadelede ortak payda; devletin üniter yapısının korunması, milletimizin huzuru ve Türkiye Cumhuriyeti'nin bekâsının teminat altına alınması olmalıdır.
Türk Devleti, tarih boyunca nice badireleri aşmış köklü bir devlet geleneğine sahiptir. Bugün de devlet aynı devlet aklıyla hareket etmektedir.
Temennimiz odur ki yürütülecek hukuki süreç, hukuktan sapmadan, adaletten ayrılmadan, şehitlerimizin emanetine sahip çıkarak ve milletimizin ortak vicdanını gözeterek sonuçlandırılsın. Çünkü terörsüz Türkiye yalnızca güvenlik politikalarının başarısı değildir. Terörsüz Türkiye; güçlü devletin, güçlü hukukun ve güçlü millet iradesinin ortak eseridir.
Ve unutulmamalıdır ki Türk Devleti, "Devlet-i Ebed Müddet" idealiyle varlığını sürdürmektedir. Bu ideal varlığını sürdürdüğü müddetçe Türkiye Cumhuriyeti de milletiyle birlikte huzur ve güven içerisinde yoluna devam edecektir.









