Polonya’da dün gece yaşananlar oldukça şaşırtıcı. Bir Anayasa Mahkemesi hâkimi, mahkeme başkanını ve yardımcısını görevden uzaklaştırdığını açıkladı. Başkan kararı tanımadı. Çevik kuvvet mahkeme çevresinde konuşlandı, göstericilerle polis karşı karşıya geldi. “Darbe” suçlamaları yükseldi. Cumhurbaşkanı Karol Nawrocki ise Senegal seyahatini yarıda keserek Varşova’ya döndü.
Peki Polonya’da neler oluyor? Bir hâkim, Anayasa Mahkemesi Başkanını hangi yetkiyle görevden uzaklaştırabilir? Üstelik Cumhurbaşkanı başkanı desteklerken!
Aslında bu ilginç krizin temelleri 2015 yılına dayanıyor.
O yıl iktidara gelen milliyetçi-muhafazakâr Hukuk ve Adalet Partisi (PiS), Anayasa Mahkemesine yaptığı tartışmalı hâkim atamalarıyla yargı bağımsızlığı tartışmalarını başlattı. Bazı hâkimler, daha önce doldurulmuş koltuklara yeniden seçildi. Avrupa yargı organları da bu atamaların bir bölümünü hukuka aykırı buldu.
2023’te iktidara gelen Başbakan Donald Tusk, önceki hükümetin yargı üzerindeki siyasi etkisini ortadan kaldırma sözü verdi. Ancak 2025’te PiS’in desteğiyle Cumhurbaşkanı seçilen Karol Nawrocki, Tusk’ın reform girişimlerine karşı çıktı. Böylece Cumhurbaşkanı ile Başbakan, aynı Anayasa Mahkemesinin meşruiyeti konusunda iki ayrı cephede yer aldı.
Peki kriz nasıl bu noktaya geldi?
Polonya Anayasası’na göre Anayasa Mahkemesi 15 hâkimden oluşuyor. Hâkimleri Parlamento dokuz yıllığına seçiyor. Mahkeme Başkanı ile Başkan Yardımcısını ise hâkimler genel kurulunun gösterdiği adaylar arasından Cumhurbaşkanı atıyor.
Mart 2026’da Parlamento, Anayasa Mahkemesine altı yeni hâkim seçti. Ancak Cumhurbaşkanı Nawrocki bunlardan yalnızca ikisinin yeminini kabul etti. Diğer dört hâkimin seçiminde hukuki sorunlar bulunduğunu savundu.
Bunun üzerine dört hâkim Parlamento çatısı altında alternatif bir yemin töreni düzenledi. Fakat mevcut Anayasa Mahkemesi Başkanı Bogdan Swieczkowski, Cumhurbaşkanının huzurunda yemin etmedikleri gerekçesiyle onları göreve başlatmadı.
İşte 30 Ekim’de yaşananların merkezindeki isim de bu dört hâkimden biri: Anna Korwin-Piotrowska.
Korwin-Piotrowska, mahkemenin mevcut yönetiminin yeni hâkimlerin görev yapmasını engellediğini ileri sürerek Başkan Swieczkowski ile yardımcısı Bartlomiej Sochanski’nin görevlerini bir ay süreyle askıya aldığını açıkladı. Kıdemli hâkim sıfatıyla mahkemenin yönetimini üstlenmeye yetkili olduğunu savundu.
Peki bir hâkim bunu nasıl yapabilir?
Korwin-Piotrowska, hâkimlerin geçici olarak görevden uzaklaştırılmasına ilişkin yasal düzenlemelere dayanıyor. Ancak bu hükümlerin Anayasa Mahkemesine uygulanıp uygulanamayacağı ve kendisinin böyle bir karar vermeye yetkili olup olmadığı tartışmalı.
Daha da ilginci, Mahkeme Başkanı Swieczkowski, Korwin-Piotrowska’yı zaten hukuken göreve başlamış bir hâkim olarak kabul etmiyor.
Yani Polonya’da, kendisini göreve başlatmayan mahkeme başkanını görevden uzaklaştırdığını açıklayan bir hâkim var. Başkan ise “Senin böyle bir yetkin yok” diyerek kararı tanımıyor.
Peki Cumhurbaşkanı neden müdahale edip bu hâkimi görevden almıyor?
Çünkü Polonya Anayasası’na göre Anayasa Mahkemesi hâkimlerini Cumhurbaşkanı değil, Parlamento seçiyor. Cumhurbaşkanının hâkimleri istediği gibi görevden alma yetkisi bulunmuyor. Mahkeme başkanını atama yetkisi de ona tek taraflı görevden alma yetkisi vermiyor.
İşte ülkedeki anayasal krizin en dikkat çekici noktası bu.
Başbakan Tusk, eski iktidarın yargı üzerindeki etkisini ortadan kaldırarak hukuk devletini yeniden tesis etmeye çalıştığını söylüyor. Cumhurbaşkanı Nawrocki ise hükümetin reform adı altında Anayasa Mahkemesini ele geçirmeye çalıştığını savunuyor.
30 Ekim gecesi yaşanan protestoların ardından muhalefet “darbe” suçlamasında bulundu. Ancak polis, mahkeme binasına zorla girdiği iddialarını reddetti. Ortada doğrulanmış bir askerî darbe değil, devletin en yüksek anayasal kurumlarından birinin yönetimine ilişkin ciddi bir yetki ve meşruiyet çatışması bulunuyor.
Aslında tarafların mücadelesi yalnızca bir mahkeme başkanının koltuğuyla ilgili değil. Hangi hâkimlerin görev yapacağı, hangi kararların geçerli kabul edileceği ve devletin anayasal sınırlarını kimin belirleyeceği tartışılıyor. Yani mahkemenin gücünü bir tahakküm silahına dönüştürme ve bunun üzerinden bir Game of Thrones oyununa şahitlik yapıyoruz.
İşin düşündürücü tarafı ise şu: Cumhurbaşkanı da Başbakan da Anayasa’yı koruduğunu savunuyor. Ancak birbirlerinin hukuki meşruiyet anlayışını kabul etmiyorlar.
Kısaca: Devletin diğer kurumları arasındaki anayasal anlaşmazlıkları çözmesi beklenen Anayasa Mahkemesi, bugün kendi başkanının ve hâkimlerinin yetkisi konusunda anlaşamıyor.
Av. Bedia Teymur @av.bedia.teymur




