Şah İsmail Yazıları

Şah İsmail

Şah İsmail

Ünvan: Safevî Tarikatı Lideri, Safevi Devleti Kurucusu ve İlk Hükümdarı

Doğum Tarihi: 17.07.1487 / 23.05.1524

Şah İsmail Kimdir?

I. İsmail veya Şah İsmail (17 Temmuz 1487; Erdebil, Akkoyunlular - 23 Mayıs 1524, Tebriz), Safevî Tarikatı'nın lideri ve Safevi Devleti'nin kurucusu ve ilk hükümdarıdır. Tam ünvanı Ebu'l-Muzaffer Bahadır el-Hüseynî'dir. Alevilik ve Bektaşilikte Yedi Ulu Ozan'dan birisi olarak kabul edilir.

İsmail, 17 Temmuz 1487 tarihinde Erdebil şehrinde Safevî Tarikatı'nın Türkmen şeyh ailesinin çocuğu olarak dünyaya geldi. İsmail'in babası Şeyh Haydar, dedesi ise Şeyh Cüneyd'dir. Babası Haydar, Safevî Tarikatı'nın Sufî şeyhiydi ve tarikatın kurucusu Safiyüddin Erdebilî'nin doğrudan soyundandı. İsmail'in annesi Alemşah Halime Begüm, Akkoyunlu hükümdarı Uzun Hasan'ın kızıdır.

Şeyh Haydar, Kafkasya’ya düzenlediği seferinde öldürülmüş babası Şeyh Cüneyd'in öcünü almak için 1488'de Şirvanşahlar Devleti'ne saldırır. Şirvan hükümdarı Ferruh Yasar yenilgiye uğrayarak Gülistan kalesine çekilir. Yedi ay muhasarada kaldıktan sonra Şirvan hükümdarı damadı olan Akkoyunlu sultanı Yakub Bey’den yardım istedi. Şeyh Haydar da, Alemşah Halime Begüm ile evlendiğinden, Yakup’un kardeşinin kocası idi, fakat Haydar’ın daha da güçlenmesini istemeyen Akkoyunlu hükümdarı Ferruh Yasar'a bir kuvvet gönderdi. Akkoyunlu ve Şirvanşah ordularıyla Taberistan yakınlarında yapılan savaşta Şeyh Haydar öldürüldü.

Babası Şeyh Haydar öldürüldükten sonra, İsmail dayısı Sultan Yakup tarafından annesi Âlem şah Begüm ve kardeşleri Sultan Ali ve İbrahim ile birlikte Şiraz Valisi Mensur Pürnak Bey’in yanına gönderildi. İsmail o sırada bir yaşındaydı. Sultan Yakup'un ömrünün sonuna kadar onlar Fars'ta İstahr kalesinde hapsedildiler. Sultan Yakup 1490'da eşi tarafından öldürüldü.

Akkoyunlu tahtına geçen Rüstem Bey kardeşi Baysungur ile yaşanan saltanat mücadelesinde Haydar'ın oğullarından yararlanmak için İsmail ve kardeşlerini hapisten çıkarıp serbest bıraktı. Neredeyse 4,5 sene (1489-1493) hapiste kalmış İsmail kardeşleri ve annesi ile Tebriz'e geldiklerinde Rüstem tarafından çok saygılı bir şekilde karşılandılar. Fakat savaş sırasında İsmail'in büyük kardeşi Sultan Ali'nin ve Kızılbaşlar'ın cesurca çarpıştıklarını görünce korkuya kapılır, kendisini ve neslini ortaya çıkacak tehlikelerden korumak için Şeyh Cüneyd neslini ortadan kaldırmaya karar verir. Önce Erdebil'e gitmelerine izin verilmiş kardeşlerin orada güçlenmesinden endişe eden Rüstem Bey onları tekrar Tebriz'e getirdi. Burada müritlerinin birinden Rüstem'in onu öldüreceğini duyan Sultan Ali, kardeşleri ile birlikte Erdebil'e yola çıktı, onların gitmesini öğrenen Rüstem Bey, arkalarından ordu yolladı, Erdebil yakınlarında Şam Esbi çevresindeki çatışmada Sultan Ali öldürüldü. Ölümünden önce Şeyh Sultan Ali, İsmail'i vârisi ilan eder. Kızılbaşlar, İsmail'in arandığını öğrenince onu bir süre Erdebil'de daha sonra da Reşt'te gizlenmesini sağlarlar. Daha sonra iki kardeş Şii olan Lahican Valisi Karkiya Mirza Ali'nin davetini kabul edip Lahican’a gittiler. Onların Lahican’da olduğuna emin olan Rüstem 300 kişilik askerî güç yolladı fakat Karkiya her iki kardeşi bir sepete koyarak onları ağaçtan sallayarak kardeşlerin Lahican topraklarında olmadığına yemin etmesi üzerine onlar Tebriz’e geri döndüler. Birkaç ay sonra büyük kardeş İbrahim, annesinden uzak kalmaya dayanamadı ve Erdebil’e yola düştü. Onun sonraki hayatı hakkında bilgi yoktur. İsmail, Lahican’da Şii alimlerinden Mevlâna Şemseddin Lahicî’den Arapça, Farsça, Kur’an, tefsir ve Şiî mezhebinin prensiplerini ve Kızılbaş reislerden harp tekniklerini öğrendi. Harekete geçmeye karar veren İsmail, 1499 yılının Ağustos ayında yalnızca 7 sufi ile Lahican’ı terk etti. Erdebil'e vararak annesi ile görüştü, ecdatlarının mezarlarını ziyaret etti fakat Erdebil hâkimi Câkirlü Ali Bey’in baskısı ile Erdebil’i terk etmek zorunda kaldı.

1500 yazında Erzincan'da Ustaclu, Şamlu, Rumlu, Tekelü, Zülkadir, Avşar, Kaçar ve Varsak Türkmen aşiretleri'nden oluşan 7.000 Kızılbaş, İsmail'in davetine icabet etmiştir. Kızılbaş ordusu, Kasım 1500'de Kura Nehri'ni geçerek Şirvanşahlar Devleti üzerine yürümüştür. Gülistan Kalesi yakınında gerçekleşen Çabani Meydan Muharebesi'nde Şirvanşah Ferruh Yesâr'ın 20.000 süvari ve 6.000 piyadeden oluşan ordusunu 7.000 kişilik ordusu ile perişan etmekle kalmamış, Şirvanşah da öldürülmüştür. Şamahı ve Bakü bu gelişmeler üzerine teslim olmuştur. Burada Şah İsmail'in emri ile zengin Şirvan hazinesinden bir altın bile alınmaksızın tamamı nehre dökülmüştür. İsmail, Şerur Savaşı'nda Akkoyunlu Elvend Mirza'nın ordusunu yendi. Elvend, Erzincan’a doğru kaçtı. Sonralar yeni ordu toplamaya çalışan Elvend, 1504'te hastalandı ve ardından Diyarbakır’da öldü. 1501 yılının yazında Tebriz'e girerek taç giyip resmen kendini “Şah” ilan etmiş, Safevi Devleti'ni kurmuştur. Şah olduğunda ilk yaptığı iş, Şii mezhebini resmi mezhep ilan etmesi oldu. Bu zafer sadece İsmail'in gücünü artırmakla kalmamış, bir nevi kutsallaşmıştır. Kurduğu devlette saray ve ordu dili olarak Azerbaycan Türkçesi, bürokrasi dili olarak Farsça kullanmıştır.

Akkoyunlu hanedanından kalan Murat Bey, büyük bir ordu topladı, Hemedan’da Elmakulağı’na yerleşti, iki ordu arasında 21 Haziran 1503’te olan savaşta Kızılbaşlar galip geldiler, Murat Bey Şiraz'a kaçtı. İsmail 24 Eylül 1503 tarihinde Şiraz'a girmiş ve aynı yılın sonlarına kadar Azerbaycan, Fars ve Irak-ı Acem'in çoğu üzerinde hakimiyet kurmuştur. 1508'de Bağdat'a girdi. 1510'da Merv yakınında Şeybani Hanlığı'nı yendi, savaşta Muhammed Şeybani Han'ın ordusundan çoğu asker öldürüldü. Muhammed Şeybani Han'ın cesedi bulundu ve Kızılbaşlar onun başını kesip Şah İsmail'in yanına getirdiler.

1514'te Çaldıran Muharebesi'nde Osmanlı padişahı I. Selim'e yenilmiştir. Savaş sırasında İsmail kurşunla kolundan yaralanarak atından düşmüş, bir Osmanlı askerinin saldırısı üzerine şahın yanındaki askerlerden Mirza Sultan Ali, "Şah benim" deyip süvariye doğru koşarak esir düşmüş, bu sırada bir Atçeken Hızır adlı muhafızı da şaha atını vererek kaçmasını sağlamıştır. Bu yenilgiden sonra ruhsal bir çöküntü yaşayan Şah, savaştan uzak durmaya çalışırken ülke ile ilgili işlere pek önem vermemeye başladı, devlet işlerini daha çok emirlerine havale etti. 1514'ten vefat edene kadar Şah, şahsen hiçbir savaşa girmemiştir.

Tebriz'i aldıktan sonra Akkoyunlu hanedanına mensup kişiler ile babası Şeyh Haydar'a karşı savaşanların mezarları açılıp kemikleri yakıldı. Akkoyunlu Elvend Mirza'nın askerlerinden 800'den fazlası kılıçtan geçirildi. Babası Şeyh Haydar'ın başının köpeklere atılmasının intikamını bütün sokak köpeklerini öldürerek aldı. İlk üç halifeye lanet okumayanların katledilmesi, Safevilere ve Şiilere sevgi duyan kişilere zulmeden Sünnilerin intikam ateşinde yakılmaları emredildi. Tebriz ele geçirildikten sonra Azerbaycan'da pek çok kişi katledildi. Asta kalesi bir ay direndikten sonra aman dileyerek kaleyi teslim ettiler ancak kale halkına ve Türkmenlere katliam yapıldı ve kimi rivayetlere göre 30.000 kimi rivayetlere göre 10.000 kişi katledildi. Türkmenlerin lideri kazığa geçirtilip yakıldı. Yezd ele geçirildikten sonra şehirde katliam yapılarak en az 7000 kişi öldürüldü. Ebruh hakimi, Osmanlı elçisinin gözü önünde kadın, erkek akrabalarıyla beraber ateşte yakıldı. Kızılbaşlar, Tabes'i ele geçirdikten sonra 7.000 veya 1.000 kişi katledildi. Babası Şeyh Haydar'la savaşanlar soruşturuldu ve bunun neticesinde pek çok Türkmen kabilesine mensup kişi öldürüldü. Bağdat'a girince çoluk çocuk ayırt etmeden pek çok Türkmen katledildi. Ebu Hanife'nin türbesini yıkıp mezarını açıp kemiklerini yaktılar. Sünni şehri olan Herat'ı ele geçirince en az 2.000 veya 3.000 kişiyi öldürdü. Herat'ta ilk üç halifeye lanet etmeyi reddeden Şeyhülislam Seyfeddin Ahmed yakılarak, Hafız Zeyneddin feci şekilde öldürüldü.

Şah İsmail, Hatai mahlasıyla şiirler yazdı. Sanatçı kişiliği çok zor koşullar altında geçen çocukluğu sırasında oluştu. Aruz ve heceyle yazdığı şiirler Azerbaycan edebiyatının Nesimi ve Fuzuli arasındaki döneminin en güçlü temsilcisi olduğunu kanıtlar. Özellikle heceyle yazdığı şiirler Anadolu'da gelişen tekke edebiyatını büyük ölçüde etkiler. Alevi-Bektaşi edebiyatının en güzel örneklerini sunar. "Hatai" takma adı ile Azerbaycan Türkçesinde şiirler de yazmıştır. Dehname adında mesnevi türünde yazmış olduğu eser Azerbaycan edebiyatında mesnevi türünde yazılmış ilk şiirlerden biridir.

Şiirlerinde dini ve siyasi motifler de vardır:

Allah Allah deyin gaziler,
Gaziler deyen Şah menem,
Karşu gelün secde kılun,
Gaziler deyen şah menem.

"Sayılır" redifli hece vezni ile şiiri:

Hü Diyelim Gerçeklerin Demine
Gerçeklerin Demi Nurdan Sayılır
On İki İmam Katarına Uyanlar
Muhammed Ali'ye Yardan Sayılır

Üç Gün İmiş Şu Dünyanın Safası
Safasından Artık Olur Cefası
Gerçek Erenlerin Nutku Nefesi
Biri Kırktır Kırkı Birden Sayılır

İhlas İle Gelen Bu Yoldan Dönmez
Dost Olan Dostuna İkilik Sanmaz
Eri Hak Görmeyen Hakk'ı Göremez
Gözü Bakar Amma Körden Sayılır

Gerçek Aşık Menzilinde Durursa
Çerağ Gibi Yanıp Yağı Erirse
Eksikliği Kendözünde Bulunursa
O Da Erdir Yine Erden Sayılır

Şah Hatayi'm Eydür Bağdad'dır Vatan
İkilikten Geçip Birliğe Yeten
Erenler Yanında Kıyl Ü Kal Tutan
Yolu Dikenlidir Hardan Sayılır

Şah İsmail 23 Mayıs 1524'te Tebriz’de 36 yaşındayken iç kanamadan öldü. Erdebil'deki Safevi Türbesi'ne defnedildi. Şah İsmail'in on bir çocuğu vardı, bunların altısı erkek ve beşi kız idi. Oğulları: I. Tahmasb, Elkas Mirza, Ahmed Mirza, Ferruh Mirza, Rüstem Mirza, Sam Mirza, Behram Mirza, Hasan Mirza (genç yaşta öldü), Hüseyin Mirza, Ebu'l Feth Sultan, İbrahim Mirza, Bediüzzaman Mirza ve Sultan Hüseyin Mirza. Kızları: Perihan Hanım, Mehin Banu Hanım, Şah Zeynep Hanım, Ferengis Hanım, Haneş Hanım, Şahnevaz Begüm ve Güneş Hanım.