Belene Kampı'nın unutulmayan acıları

Güncel Haberler

Bulgaristan'ın 1984-1989'daki asimilasyon politikasına direnen Türkler, baskı ve zulmü hâlâ unutmuyor. Öğretmen Şükrü Süleyman Mehmed, Belene Kampı'nda yaşadığı işkence, açlık grevi ve sürgünü anlattı.

Bulgaristan'ın 1984-1989 yıllarında uyguladığı asimilasyon politikasına karşı çıkan ülkedeki Türkler, yaşadıkları baskı ve zulmü aradan geçen yıllara rağmen unutamıyor.
Bulgaristan'ın güneydoğusundaki Koşukavak (Krumovgrad) kentinde 1979-1984 yıllarında öğretmenlik yapan Şükrü Süleyman Mehmed, AA muhabirine, Belene Kampı'nda yaşadıklarını ve Türkiye'ye geliş sürecini anlattı.
Mehmed, mesleğini büyük bir sevgiyle icra ettiğini belirterek, 1984 yılının sonbaharına girildiğinde Bulgaristan'daki Türk azınlığa yönelik baskıların artacağının hissedilmeye başlandığını söyledi.
1981-1984 yıllarında bazı köylerde Türklerin isimlerinin zorla değiştirilmeye başlandığına dair haberler aldıklarını anlatan Mehmed, "20. yüzyılın son dönemlerinde teknolojinin ve iletişimin bu kadar geliştiği bir çağda böylesine ilkel bir uygulamaya geçileceğini düşünemedik." dedi.
Mehmed, Bulgaristan yönetiminin Eylül 1984'te Türkleri zorla "Bulgarlaştırma" sürecini başlatacağının tamamen netleştiğini belirterek, "Asimilasyon dediğimiz şey, aslında zorla Bulgarlaştırmadır. Avrupa Konseyi arşivlerinde de bu süreç, 'zorla Bulgarlaştırma' olarak geçmektedir." diye konuştu.
Görev yaptığı okulda Türk kökenli yalnızca 5 öğretmenin bulunduğunu anlatan Mehmed, Bulgar kökenli öğretmenlerin şakayla karışık "Kendine isim seçtin mi?" diye sorduklarını belirtti.
Bu sözlere çok sert tepki verdiğini söyleyen Mehmed, "Çok büyük bir tartışma oldu aramızda. Okulun parti sekreteri beni odasına çağırdı ve bana 'Çok şiddetli tepki gösteriyorsun. Bu süreç ne pahasına olursa olsun tamamlanacak ve seni harcayacaklar.' dedi. Ben tabii ne kadar ileri gideceklerini tahmin edemedim." diye konuştu.
"O gün okuldan çıktım ve bir daha Bulgaristan'da öğretmenlik yapamadım"
Mehmed, 28 Aralık 1984'te okul yönetiminin "isim değiştirme dilekçesi" imzalatmak istediğini ancak kabul etmediğini belirterek, "'Bunu yapamam' dedim, ben bu utançla yaşayamam. Benim ismimle, etnik kökenimle bir sorunum yok. Benim etnik kökenim bu ülkenin var olmasına engel teşkil edecekse o zaman beni göndersinler dedim onlara." ifadelerini kullandı.
Ertesi gün ders sırasında polislerin sınıfa geldiğini anlatan Mehmed, yaşadıklarını şöyle aktardı:
"Dersin bitmesine yaklaşık 20 dakika vardı. Kapı çaldı. İki silahlı polis ve bir sivil görevli vardı. 'Bizimle geliyorsun.' dediler. Ben de öğrencilere dönüp 'Çocuklar, bu sahneyi unutmayın. Bu dönemde neler yaşandığını unutmayın.' dedim. O gün okuldan çıktım ve bir daha Bulgaristan'da öğretmenlik yapamadım."
Mehmed, gözaltına alındıktan sonra polis merkezinde fiziksel şiddete maruz kaldığını belirterek, "O gün Kırcaali ve Mestanlı şehirlerinde çok sayıda Türk tutuklanmış, ilk Belene sevkleri de o gün olmuş zaten." dedi.
Gözaltında kaldığı süre boyunca iki kez sorguya alındığını anlatan Mehmed, şöyle devam etti:
"Ben kendilerine, 'Bana işkence etmenize gerek yok. Ben sizin dediğinizi yapmayacağım. Eğer yasalara karşı geliyorsam mahkeme beni yargılasın ve ismimi değiştirmediğim için hapse gönderecekse göndersin.' dedim. O dönemin polis şefi ise bana 'Sen, galiba bir şeyi anlamadın. Artık yasa, mahkeme falan yok. Biz ne dersek o olacak.' dedi."
Mehmed, gözaltı sürecinin ardından sürekli baskı altında tutulduğunu anlatarak, 16 Ocak 1985'te yeniden polis tarafından çağrıldığını söyledi.
Kırcaali'deki otelde yapılan görüşmede kendisine devlet adına muhbirlik teklif edildiğini belirten Mehmed, "Benden, Türkleri izleyip bilgi vermemi istediler. Ben de 'Ben bir insanım ve şerefim var.' diyerek bunu reddettim." şeklinde konuştu.
Mehmed, 8 Mart 1985'te yeniden polis merkezine götürüldüğünü ifade ederek, "Belene Kampı'na 9 Mart 1985'te girdim, 20 Ağustos 1986'da çıktım." dedi.
???????Belene Kampı'ndaki tecrit günleri
Belene Kampı'nda tecrit cezasına da maruz kaldığını anlatan Mehmed, 31 Ocak 1986'da yaşadığı olayı şöyle aktardı:
"Bir akşam gardiyan bize eşyalarımızı hazırlamamızı söyledi. Eve gönderileceğimizi sandık. Orada böyle bir gelenek vardı, çıkan kişi elindeki yiyecek ve eşyaları arkadaşlarına bırakırdı. Biz de her şeyimizi dağıttık. Ertesi sabah bizi bir araca bindirdiler ancak kamptan birkaç kilometre uzaklaştıktan sonra bir subay durdurup 'Siz, eve gitmiyorsunuz, tecride gönderiliyorsunuz.' dedi. Daha sonra bizi bataklık içindeki 40 kişilik tecrit bölümüne götürdüler."
Tecrit bölümündeki koşulların çok ağır olduğunu anlatan Mehmed, burada tutulan mahkumların aileleriyle görüşmelerine izin verilmediğini, verilen yemeklerin de ana kamptakilere göre çok daha kötü olduğunu söyledi.
Mehmed, kötü koşullar nedeniyle bazı mahkumların sağlık sorunları yaşamaya başladıklarını belirterek, "Tatlı, meyve, süt, yoğurt, şeker, hiçbir şey vermiyorlardı. Vitamin alamıyoruz. Bu da ayrı bir işkence yöntemiydi. Bazılarının kirpikleri bile dökülmeye başladı." dedi.
Yaşananlara tepki olarak 25 Mart 1986'da açlık grevi başlattıklarını ifade eden Mehmed, "Ben 14 gün açlık grevi yaptım. Bazı arkadaşlar, 18 gün devam etti. Çok ağır bir süreçti, sadece su içiyorduk." diye konuştu.
Mehmed, 18 Nisan 1986'da yeniden büyük toplama kampına götürüldüğünü anlatarak, 8 Ağustos'ta ikinci kez açlık grevine başladığını ve yaklaşık 20 kişinin kendisine katıldığını söyledi.
"8 gün sonra açlık grevini bırakmamı istediler. 5 gün sonra da beni sürgüne gönderdiler." diyen Mehmed, bir Bulgar köyünde yaklaşık 27 ay sürgünde kaldığını ifade etti.
Mehmed, sürgün döneminde bir çiftlikte 140 hayvana baktığını belirterek, "Toplama kampına göre sürgün hayatı daha katlanılabilirdi yani o Belene Kampı'nın bulunduğu adadan çıkıp da sürgüne gitmeyi kurtuluştan sayıyoruz, düşünebiliyor musunuz?" diye konuştu.
"Türkiye'de mesleğime yeniden kavuştum"
Serbest bırakıldıktan sonra öğretmenlik yapmasının yasaklandığını ve bu nedenle inşaatlarda çalıştığını anlatan Mehmed, "1989 yılı mayıs sonunda Türkiye'ye göç ettik ve 10 Haziran'da Türkiye'ye giriş yaptık. Türkiye'de mesleğime yeniden kavuştum." dedi.
Mehmed, yaşadığı travmanın etkilerinin yıllar boyunca devam ettiğini belirterek, "Daha sonra arkadaşlarla birlikte yaşananları uluslararası platformlara taşımaya karar verdik. Bu kapsamda 2003-2013 yıllarında Avrupa Konseyinde çalışmalar yürüttüm. Bulgaristan'da yaşananların tamamı Avrupa Konseyinin arşivlerine geçti." diye konuştu.
1989'da Türkiye'ye göç ettiklerini, 1992'de ilk kez Bulgaristan'a döndüğünü belirten Mehmed, "İlk iş olarak Türk adımı geri aldım." dedi.
Asimilasyon kampanyası
Sovyetler Birliği'nin Kızıl Ordusunun kuşatması sayesinde Bulgaristan'da 1944'te darbeyle iktidara gelen komünist rejim, çöküş sürecine girince milliyetçiliğe sarılıp "tek ulus-tek milliyet" oluşturma hayaliyle Türk ve Müslümanların etnik kimlik, din, dil ve kültür özgürlüğünü sınırlandırmaya çalıştı.
Bulgaristan'da 45 yıl iktidarda kalan komünist elit, siyasi muhaliflerine karşı baskının en ağırını Türklere ve Müslümanlara yönlendirdi. 1946'da çıkartılan kanunla azınlık okulları kapatıldı, bir süre sonra da ana dilde eğitim tamamen yasaklandı.
Ülkede 1984'te başlatılan "Yeniden Doğuş" veya "Soya Dönüş" süreci olarak adlandırılan dönemde Müslümanların ve Türklerin, isimlerini Bulgar isimleriyle değiştirmeleri yönünde baskılar uygulandı. Bu duruma karşı çıkanlar, hapis, sınır dışı edilme ve Tuna Nehri üzerindeki adada bulunan Belene Toplama Kampı'na gönderilme gibi çeşitli baskılara maruz bırakıldı.
Asimilasyon kampanyası sırasında binlerce Türk ve Müslüman, meydanlarda toplanıp protestolara katılırken askerlerin ateş açması sonucu onlarca kişi hayatını kaybetti.
Dünya basını, olimpiyat ve dünya şampiyonu milli halterci Naim Süleymanoğlu'nun 1986'da Türkiye'ye kaçmasıyla Bulgaristan'da yaşayan Türklere uygulanan baskılardan haberdar oldu. Birçok devlet, bu durumdan dolayı Bulgaristan'a tepki gösterdi.
Tepkiler neticesinde azınlıkları sürgün etme kararı alan Bulgaristan yönetimi, 24 Mayıs 1989 tarihinden itibaren Türkleri gruplar halinde Türkiye sınırına yığdı ve 2 Haziran 1989'da Türkiye'den ülkesindeki azınlığı kabul etmesi için sınır kapılarını açmasını istedi.
Türkiye'nin 4 Haziran 1989'da Kapıkule Sınır Kapısı'nı açmasıyla 22 Ağustos 1989'a kadar yaklaşık 350 bin Türk, Bulgaristan'ı terk edip Türkiye'ye göçtü.???????