Okan Geçgel

Fenomenlerin Gölgesinde Ezilen Bir Sektör: Güzellik Merkezlerine Reva Görülen Zülüm

23.01.2026 11:55
Haber Detay Image

Son dönemde güzellik merkezlerine yönelik uygulamalar artık denetim sınırlarını çoktan aşmış, adeta sistematik bir baskıya dönüşmüştür. Neredeyse her gün maliye, sağlık, belediye, SGK ve benzeri farklı kurumlar tarafından baskınlara uğrayan güzellik merkezleri, yüksek para cezalarıyla karşı karşıya bırakılmakta; sektör nefes alamaz hâle getirilmektedir. Denetim elbette devletin görevidir. Buna kimsenin itirazı yoktur. Ancak denetim ile yıldırma arasındaki ince çizgi çoktan aşılmıştır.

Bugün gelinen noktada güzellik merkezleri yalnızca bir hizmet alanı olarak değil, potansiyel suç mahalli gibi görülmektedir. Oysa bu işletmelerin büyük çoğunluğu; evine ekmek götürme derdinde olan, birkaç personel istihdam eden, kirasını, vergisini, sigortasını ödemeye çalışan küçük ve orta ölçekli işletmelerdir. Sektörün gerçek fotoğrafı budur. Ancak sahada yaşananlar, bu gerçekle örtüşmemektedir.

Güzellik merkezlerinin hedef tahtasına oturtulmasının arkasında yatan en önemli sebeplerden biri, son yıllarda sosyal medya fenomenlerinin sektöre yönelmesi olmuştur. Kendi isimlerini markaya dönüştüren, milyonlarca takipçiye hitap eden bazı fenomenler; güzellik merkezleri açmış, bunu da sosyal medyada şatafatlı hayatlar, dolar yağmurları, lüks araçlar ve astronomik kazanç görüntüleri üzerinden pazarlamıştır. Bu paylaşımlar yalnızca bireysel bir yaşam tarzı sunumu olmamış, aynı zamanda tüm sektöre yönelik son derece yanlış ve çarpıtılmış bir algının oluşmasına neden olmuştur.

Dilan Polat ve benzeri isimlerin kamuoyuna yansıyan görüntüleriyle birlikte güzellik sektörü bir anda "kolay para", "olağanüstü kazanç", "kayıt dışı gelir" ve hatta "kara para" söylemleriyle anılır hâle gelmiştir. Birkaç kişinin pervasızca sergilediği lüks, binlerce dürüst işletmenin üzerine yıkılmıştır. Bugün yaşanan tablo, tam olarak bu algı operasyonunun sonucudur.

Ancak asıl sorulması gereken soru şudur: Bugün kesilen ağır cezaların, mühürlenen işletmelerin, iflasın eşiğine sürüklenen güzellik merkezlerinin sorumlusu kimdir? Sosyal medyada algı oluşturan fenomenler mi, yoksa bu algının bedelini ödemek zorunda bırakılan gerçek sektör temsilcileri mi?

Ne yazık ki bedeli ödeyenler, sabah dükkânını açarken "bugün acaba kim denetime gelecek" endişesi yaşayan küçük esnaftır. Bedeli ödeyenler, cihaz taksitini, kira borcunu, personel maaşını nasıl ödeyeceğini düşünen işletme sahipleridir. Bedeli ödeyenler, çoğu zaman kasıtlı bir hata yapmadığı hâlde, mevzuat karmaşası içinde yolunu bulmaya çalışırken astronomik cezalarla karşı karşıya kalan insanlardır.

Bir işletmeye aynı hafta içinde üç-dört farklı kurumun denetime gelmesi, denetimden ziyade gözdağı değil midir? Küçük bir evrak eksikliği ya da teknik bir ayrıntı yüzünden, işletmenin aylık cirosunu aşan para cezaları kesilmesi adalet midir? Mevzuatın sürekli değiştiği, çoğu zaman sektör temsilcilerine yeterli bilgilendirme yapılmadığı bir ortamda, "bilmemek mazeret değildir" yaklaşımı ne kadar hakkaniyetlidir?

Devletin görevi sadece cezalandırmak değildir. Devletin görevi aynı zamanda yol göstermek, rehberlik etmek, eksikleri düzeltme imkânı tanımaktır. Bugün gelinen noktada güzellik merkezleri hata yapmamaya değil, hayatta kalmaya çalışmaktadır. Bu da ister istemez sektörde ciddi bir tedirginlik, güvensizlik ve gelecek kaygısı oluşturmaktadır.

En büyük haksızlık ise sektörün tamamının aynı kefeye konulmasıdır. Birkaç kişinin usulsüzlüğü, lüks tutkusu ve şov amaçlı paylaşımları üzerinden koskoca bir sektör suçlu ilan edilemez. Bu yaklaşım sadece işletmeleri değil, adalet duygusunu da zedelemektedir. Ayrıca devlete olan güveni de ciddi biçimde sarsmaktadır.

Güzellik sektöründe faaliyet gösteren binlerce işletmenin büyük çoğunluğu; yıllarını bu işe vermiş, eğitim almış, sertifikaları olan, işini düzgün yapmaya çalışan insanlardan oluşmaktadır. Bu insanlar ne sosyal medyada şatafatlı hayatlar sergilemekte ne de astronomik kazançlar elde etmektedir. Çoğu zaman ay sonunu getirebilmek, borçlarını ödeyebilmek ve personelini mağdur etmemek en büyük başarıdır.

Unutulmamalıdır ki bir sektörü topyekûn baskı altına almak, sorunları çözmez. Tam tersine, kayıt dışılığı artırır, işletmeleri köşeye sıkıştırır ve istihdam kaybına yol açar. Bugün kapanan her güzellik merkezi, sadece bir işletmenin değil; birkaç ailenin geçim kaynağının da yok olması anlamına gelmektedir.

Elbette halk sağlığını tehlikeye atan, gerçekten usulsüzlük yapan, vergi kaçıran kim varsa tespit edilsin ve cezalandırılsın. Buna kimsenin itirazı yoktur. Ancak adalet, genelleme yapılarak sağlanamaz. Adalet; ayrıştırarak, ölçerek ve hakkaniyetle tesis edilir.

Bugün yapılması gereken; sektörü topyekûn hedef almak değil, sorunlu alanları net biçimde ayırmak, dürüst esnafı korumak, mevzuatı sadeleştirmek ve rehberlik esaslı bir denetim anlayışını hayata geçirmektir. Aksi hâlde kaybeden sadece güzellik sektörü olmayacaktır. Devlet de vergi kaybına uğrayacak, istihdam azalacak, toplumda adalet duygusu daha da zedelenecektir.

Sosyal medyada oluşturulan sahte zenginlik algıları gelip geçicidir. Ancak kapanan işletmeler, işsiz kalan insanlar ve yıkılan hayaller kalıcıdır. Devletin terazisi şaşmamalıdır. Adalet, gösterişin değil; gerçeğin üzerinden tesis edilmelidir.

Bugün güzellik merkezlerine reva görülen bu tablo, yarın başka bir sektörün başına gelebilir. Bu nedenle mesele yalnızca güzellik sektörü meselesi değildir. Bu mesele, adil, ölçülü ve vicdanlı yönetim anlayışının test edildiği bir meseledir.

Kalın Sağlıcakla…

Yazarın Tüm Yazıları