Kafkasya'nın Kutsal ve Gizli Mirası: Davud'un Soyundan Kraliçe Tamara'ya Pakraduniler
Tarih sahneleri bazen öyle aktörleri ağırlar ki, onların gerçek hikayesi ile etraflarında örülen efsaneler arasındaki çizgi zamanla silinir. Kafkasya tarihinin en tartışmalı, en güçlü ve en "gizemli" hanedanı olan Pakraduniler (Bagratuniler), tam olarak bu tanıma uymaktadır. Bir yanda görkemli katedraller yükselten ve krallıklar kuran bir asalet, diğer yanda yüzyıllardır fısıldanan "gizli kimlik" iddiaları...
Pakradunilerin tarihsel yolculuğu, Orta Çağ Ermeni tarihçisi Movses Horenatsi'nin kayıtlarına göre sarsıcı bir iddiayla başlar: Hanedanın kökeni, Babil Kralı Nabukadnezar döneminde Filistin'den sürgün edilen Yahudilere dayanmaktadır.
Bu anlatıya göre hanedanın atası olan Shambat (Smbat), İbrani kökenli bir asilzadedir. Bilim dünyası bunu hanedana dini bir meşruiyet (Hz. Davud'un soyuna bağlanma arzusu) kazandırma çabası olarak görse de, bu iddia günümüzde "Pakraduniler" adının etrafında dönen gizemli teorilerin ana kaynağını oluşturur.
Stratejik dehaları sayesinde Pakraduniler, Bizans ve Abbasi İmparatorlukları gibi devlerin arasında ezilmek yerine, bu güçleri birbirine karşı kullanarak devasa bir nüfuz alanı yarattılar:
Ermenistan Pakradunileri: 9. yüzyılda başkentleri Ani (Kars) olan büyük bir krallık kurdular. "1001 Kilise Şehri" olarak anılan Ani, onların döneminde dünyanın en önemli ticaret ve kültür merkezlerinden biri haline geldi.
Gürcü Bagrationi Hattı: Hanedanın bir kolu Gürcistan'a geçerek burada "Bagrationi" adını aldı. Bu kol, Gürcistan'ı Kafkasya'nın süper gücü yapacak olan Altın Çağ'ın kapılarını araladı.
Pakraduni/Bagrationi mirasının dünyadaki en ikonik figürü, hiç şüphesiz Kraliçe Tamara'dır. 1184-1213 yılları arasında hüküm süren Tamara, sadece bir kadın hükümdar olarak değil, askeri bir deha olarak da tarihe geçti.
Onun döneminde Gürcistan; sınırlarını Erzurum'dan Hazar Denizi'ne kadar genişletti. Tamara'nın yönetimi, sanatın, felsefenin ve mimarinin zirve yaptığı, Müslüman ve Hristiyan tebaanın görece barış içinde yaşadığı bir "Altın Çağ" olarak kaydedildi. Şair Rustaveli'nin ona duyduğu platonik aşkla yazdığı Kaplan Postlu Şövalye destanı, bu dönemin ruhunu günümüze taşır.
Pakradunileri sadece tarih kitaplarının konusu olmaktan çıkarıp bugünün komplo teorilerine taşıyan unsur, onların "kripto" kimlik sürdürdükleri yönündeki iddialardır. Özellikle Türkiye'de bazı araştırmacılar tarafından dile getirilen bu teoriler şunlara odaklanır:
Gizli Devamlılık: Pakradunilerin, 11. yüzyılda krallıkları yıkıldıktan sonra tamamen yok olmadıkları, aksine kimlik değiştirerek (Müslüman veya Ortodoks görünerek) varlıklarını sürdürdükleri ileri sürülür.
Siyasi Etki: Bu soyun modern dönemde Türkiye, Ermenistan ve Gürcistan bürokrasisinde "gizli bir yapı" olarak kilit noktaları tuttuğu iddia edilir. Sabetaycılık tartışmalarının bir benzeri, Doğu Anadolu kökenli aileler üzerinden Pakradunilik için yürütülmektedir.
Jeopolitik Teori: Pakraduni mirasının, bugün Kafkasya ve Orta Doğu'daki dengeleri belirleyen, İsrail ile bölge ülkeleri arasında köprü kuran "kadim bir üst akıl" olduğu savunulur.
Pakraduniler, Ani'nin terk edilmiş harabelerinden Kraliçe Tamara'nın görkemli tahtına kadar uzanan somut bir tarih inşa ettiler. Ancak İbrani kökenleri üzerine kurulan anlatı, onları tarihsel bir hanedan olmanın ötesine taşıyıp, her devrin "gizli gücü" olarak anılmasına neden oldu. Bugün Pakraduniler; kimileri için Kafkasya'nın en soylu yöneticileri, kimileri içinse tarihin en başarılı şekilde gizlenmiş kadim bir örgütlenmesidir.









