Bazen insanın durup düşünmesi gerekir.
Şapkayı önüne koyup, acele hüküm vermeden, duygulara kapılmadan ama vicdanını da susturmadan bakması gerekir.
Çünkü bazı dosyalar sadece hukuki değildir.
Bazı olaylar sadece savcılık klasörlerine sığmaz.
Onlar doğrudan toplumun adalet duygusunu, kamu vicdanını ve insanların devlete olan güvenini ilgilendirir.
Yahşihan'da yaşananlar tam da böyle bir süreçtir.
Bugün geriye dönüp baktığımızda şu soruyu sormak kaçınılmaz:
Bu kadar büyük bir gürültü neden koptu?
Ve en önemlisi… Kim kime kurban edildi?
?
Borçla devralınan bir belediye
Hafızamızı tazeleyelim.
Yahşihan Belediyesi, Ahmet Sungur'dan önce de şaibelerle anılan bir dönem yaşadı.
Önceki belediye başkanı Osman Türkyılmaz dönemindeki iddialar, soruşturmalar, tutuklama ve ağır mali tablo hâlâ hatırlarda.
Ortada sıradan bir belediye yoktu.
• Borç yükü altında ezilmiş,
• Kurumsal yapısı dağılmış,
• İtibarı zedelenmiş,
• Neredeyse nefes alamayan bir belediye vardı.
Ahmet Sungur işte böyle bir enkazı devraldı.
Kolay olan neydi?
"Bu yükün altına girmem" demek.
Ama o bunu yapmadı.
Borçlara rağmen çalıştı.
İmkânsızlıklara rağmen hizmet üretmeye uğraştı.
Belediyeyi ayağa kaldırmak için mücadele etti.
Elbette eksikler oldu. Eleştirilecek noktalar da vardı.
Ama ortada inkâr edilemeyecek bir gerçek vardı:
Mücadele eden bir yönetim anlayışı.
?
Sonra ne oldu?
Tam da bu noktada bir anda sahne değişti.
Bir sabah:
• Yolsuzluk iddiaları,
• İtirafçı beyanları,
• Gözaltılar,
• Tutuklamalar…
Ve Yahşihan'ın adı hizmetlerle değil, operasyonlarla anılmaya başladı.
İnsan ister istemez soruyor:
Bu kadar ağır borçla boğuşan bir belediye başkanı, nasıl bir anda suç örgütü lideri gibi gösterildi?
Bu gerçekten doğal bir hukuki süreç miydi, yoksa perde arkasında başka hesaplar mı vardı?
?
Tartışmalı bir "itirafçı" ile yıkılan bir itibar
Dosyada en dikkat çekici nokta, Ahmet Sungur'un eski şoförü olan Yekta Niyazi Yıldırım'ın "itirafçı" sıfatıyla verdiği beyanlar oldu.
Ancak kamuoyuna yansıyan bilgiler daha da vahimdi.
Telefonunda silah fotoğrafları,
Silah teminine ilişkin yazışmalar,
"Silah alır mısın abi? Belçika Browning 14'lü" gibi ifadeler…
Böylesine tartışmalı bir geçmişe sahip bir kişinin anlatımlarıyla bir belediye başkanının kaderinin belirlenmesi…
Soruyorum:
Böyle bir tanık ne kadar güvenilirdir?
Kendi cezasını hafifletmek için başkalarını suçlama ihtimali yok mudur?
Bir insanın onuru bu kadar kolay mı harcanır?
?
Ve en çarpıcı gerçek: Tahliye
Günlerce manşetler atıldı.
Algılar oluşturuldu.
İtibarlar zedelendi.
Ama sonunda ne oldu?
Ahmet Sungur ve tutuklu bulunan tüm belediye yöneticileri tahliye edildi.
Şimdi herkesin yüksek sesle sorması gereken soru şu:
Madem tahliye edildiler, o zaman bu insanlar neden tutuklandı?
Bir belediye başkanının onuruyla oynamanın bedeli nedir?
Tutuklama, ceza değildir.
Ama Türkiye'de maalesef çoğu zaman cezaya dönüşüyor.
İnsanlar aylarca içeride kalıyor,
Aileleri yıpranıyor,
İtibarları parçalanıyor,
Toplum nezdinde damgalanıyor.
Sonra?
"Pardon" bile denmeden serbest bırakılıyorlar.
Bu mudur adalet?
?
Tutuklama kolaycılığı
Ülkemizde tehlikeli bir refleks oluştu:
"Tutuklandıysa bir şey yapmıştır…"
Hayır.
Hukuk böyle işlemez.
Hukukun temel ilkesi şudur:
Masumiyet karinesi.
Lekelenmeme hakkı.
Kesinleşmiş hüküm olmadan kimse suçlu değildir.
Ama biz önce tutukluyor, sonra yargılıyoruz.
Önce itibarı yok ediyor, sonra "delil arıyoruz".
Bu anlayış sadece bireyleri değil, devlete olan güveni de yok eder.
?
Kişisel tanıklığım
Ben Ahmet Sungur'u yakından tanıyan bir gazeteciyim.
Yıllardır bu mesleğin içindeyim.
Elbette kimse için "asla yapmaz" demek kolay değildir.
Ama bir insanın duruşu, karakteri, hayata bakışı çok şey anlatır.
Ahmet Sungur'un belediyeyi kişisel çıkar kapısı olarak gören bir anlayışa sahip olduğuna hiçbir zaman inanmadım.
Tam tersine, borç batağındaki bir belediyeyi ayağa kaldırmaya çalışan bir mücadele verdiğine şahit oldum.
Bu yüzden yaşananlar sadece hukuki değil, vicdani olarak da sorgulanmalıdır.
?
Asıl mesele Yahşihan değil
Bu mesele sadece Yahşihan'ın meselesi değildir.
Bugün Yahşihan'da olan, yarın başka bir ilçede olabilir.
Bir iddia…
Bir itirafçı…
Bir operasyon…
Bir tutuklama…
Ve bir insanın hayatı altüst.
Eğer hukuk süreci bu kadar kolay itibarsızlaştırma aracına dönüşürse, kimse kendini güvende hissedemez.
?
Son söz
Şimdi soruyorum:
Bir belediye başkanının onuruyla oynamanın bedeli nedir?
Ailesine yaşatılanların hesabını kim verecek?
Aylarca kamuoyu önünde suçlu ilan edilmenin telafisi nasıl olacak?
Adalet sadece mahkeme salonlarında değil, insanların vicdanında da tecelli etmelidir.
Temennim şudur:
Hukuk gerçekten delille konuşsun,
İftirayla değil.
İnsanlar kolayca tutuklanmasın,
Kolayca lekelenmesin.
Ve kimse, kendini bilmez birinin iddialarıyla siyasi ya da kişisel hesaplara kurban edilmesin.
Çünkü adalet bir gün herkese lazım olur.
Bugün Yahşihan'da yaşananlar bize bir gerçeği hatırlattı:
Gerçekler er ya da geç ortaya çıkar.
Ama kaybolan itibarlar her zaman geri gelmez.
Kamu vicdanı bu süreci unutmayacak.
Ve herkesin ortak beklentisi hâlâ aynı:
Hakka niyetli bir karar.
Gerçek adalet.
Kalın Sağlıcakla…









