Türkiye'nin hafızasına kazınan bazı tarihler vardır…
Takvim yapraklarından silinse bile yüreğimizden asla silinmez.
6 Şubat 2023…
Sadece bir deprem tarihi değildir bu.
Bir milletin aynı anda ağladığı, aynı anda dua ettiği, aynı anda enkaz başında sabahladığı gündür.
Bir ülkenin "asrın felaketi" ile sınandığı gündür.
Kahramanmaraş merkezli depremler, sadece şehirleri yıkmadı.
Evleri, sokakları, binaları değil; anıları, hayalleri, çocuklukları, umutları da enkaz altında bıraktı.
O sabah Türkiye, betonun nasıl insanın üzerine mezar olabileceğini acı bir şekilde öğrendi.
Ama o gün bir şeyi daha gördük:
Devlet dediğimiz şeyin sadece binalardan, tabelalardan, makam araçlarından ibaret olmadığını…
Devletin bazen bir battaniye olduğunu,
bazen bir tas çorba,
bazen bir omuz,
bazen de karanlığın ortasında uzanan bir el olduğunu…
Ve bazen de bir insanın yüzünde tebessüm ettiğini…
İşte o insanlardan biri de Kayseri Valisi Gökmen Çiçek'ti.
Depremin İlk Saatleri: Kaosun İçinde Bir İrade
Depremin ilk anlarını hatırlayın…
Yollar kapalı.
Hava dondurucu.
İletişim kopuk.
Her yer çığlık, her yer enkaz.
Böylesi bir tabloda koordinasyon sağlamak, organizasyon kurmak, insanları ayakta tutmak kolay değildir.
Sadece idari bir görev değildir bu.
Bu, vicdan ister.
Cesaret ister.
Sorumluluk bilinci ister.
Ve en önemlisi; milletini kendinden önde tutan bir yürek ister.
İçişleri Bakanlığı tarafından "Koordinatör Vali" olarak Kahramanmaraş'a görevlendirilen Gökmen Çiçek, işte tam da o cehennem günlerinin içine girdi.
Masadan değil, sahadan yönetti.
Sıcacık bir makam odasından değil, enkazın tozunun toprağının içinden…
Botları çamurluydu.
Montu toz içindeydi.
Gözleri uykusuzluktan kızarmıştı.
Ama bir an bile geri adım atmadı.
Çünkü o günlerde devletin kravatlı protokollere değil, çizmeli fedailere ihtiyacı vardı.
Kahramanmaraş'tan Elbistan'a, Oradan Adıyaman'a…
Bazı yöneticiler vardır; görev yerleri masa başıdır.
Bazıları ise kriz anlarında ortaya çıkar.
Gökmen Çiçek ikinci gruptaydı.
Önce Kahramanmaraş merkezdeydi.
Arama kurtarma ekipleriyle birebir temas…
Koordinasyon toplantıları…
Çadır kentler…
Gıda dağıtımları…
Isınma sorunları…
Barınma planları…
Bitmeyen bir mesai…
Sonra Elbistan…
Sonra Adıyaman…
Nerede ihtiyaç varsa orada…
Nerede bir çığlık varsa orada…
Nerede bir "Devlet nerede?" sorusu varsa oraya koştu.
Çünkü biliyordu ki o sorunun cevabı kendisiydi.
Devlet bazen bir binanın adı değildir.
Devlet, enkaz başında bekleyen bir validir.
Umut Kapısı Olmak
Deprem bölgesinde en ağır şey beton değildir.
En ağır şey umutsuzluktur.
İnsanlar sadece evlerini kaybetmez.
Geleceklerini kaybettiklerini düşünürler.
İşte o an bir el uzanması gerekir.
Birinin "Buradayız" demesi gerekir.
Gökmen Çiçek tam olarak bunu yaptı.
Sadece idare etmedi.
Sadece talimat vermedi.
Sadece imza atmadı.
İnsanların gözlerinin içine baktı.
Sarılıp ağlayan anaları dinledi.
Çocukların başını okşadı.
Yaşlıların elini tuttu.
Bir bürokrat değil, bir abi gibi…
Bir amca gibi…
Bir devlet adamı gibi…
Belki de bu yüzden depremzedeler onu "vali bey" diye değil, "bizim vali" diye sahiplendi.
İşte gerçek kamu yöneticiliği budur.
Halkın kalbine girebiliyorsanız, görevini yapmışsınız demektir.
Devletin Şefkatli Yüzü
Biz yıllardır "devlet baba" deriz.
Ama o baba bazen görünmez olur.
Kâğıtlarda kalır.
Mevzuatlarda kaybolur.
Fakat bazı anlar vardır ki devlet ete kemiğe bürünür.
İşte 6 Şubat sonrası tam olarak buydu.
Gökmen Çiçek'in şahsında gördüğümüz şey bir valinin performansı değil, devletin şefkatli yüzüydü.
Şunu net söyleyelim:
O günlerde orada bulunan herkes bilir…
Eğer sahada güçlü bir koordinasyon ve vicdanlı bir idare olmasaydı, kaos katlanarak büyürdü.
Depremin yarası daha da derinleşirdi.
Bazen bir kişinin kararlılığı binlerce insanın kaderini değiştirir.
Gökmen Çiçek o kararlılığı gösterdi.
Makam Değil, Mesuliyet
Bugün kamu yönetiminde en büyük sorunlardan biri ne biliyor musunuz?
Makamı güç sananlar…
O koltuğu bir ayrıcalık sananlar…
Oysa gerçek makam, yük taşımaktır.
Sorumluluktur.
Uykusuz gecelerdir.
Gökmen Çiçek'in o günkü hali tam olarak buydu.
Fotoğraf vermek için değil, çözüm üretmek için oradaydı.
Gösteriş için değil, hizmet için…
Reklam için değil, insan için…
İşte bu yüzden hafızalara kazındı.
3. Yıldönümünde Hatırlamak
Bugün depremin üçüncü yıl dönümü…
Acılar hâlâ taze.
Kayıplar hâlâ içimizi yakıyor.
Ama bir şeyi unutmamamız gerekiyor:
Bu millet sadece felaketleri değil, fedakârlıkları da hatırlamalı.
Çünkü iyiliği hatırlamak, geleceğe umut bırakmaktır.
Ben bu yıldönümünde sadece yıkılan binaları değil, ayağa kalkan insanları da yazmak istedim.
Sadece acıyı değil, mücadeleyi de…
Sadece kayıpları değil, kahramanları da…
Ve o kahramanlardan biri hiç şüphesiz Gökmen Çiçek'tir.
Son Söz
Devlet dediğiniz şey bazen bir çadır kentte dağıtılan çorbadır.
Bazen bir kurtarma ekibinin omzudur.
Bazen bir annenin gözyaşını silen mendildir.
Bazen de enkazın ortasında dimdik duran bir validir.
6 Şubat'ta biz bunu gördük.
Devletin şefkatini gördük.
İradenin gücünü gördük.
Ve bir insanın binlerce insana nasıl umut olabildiğini gördük.
Bugün geriye dönüp baktığımda şunu net söylüyorum:
O karanlık günlerde bazı isimler sadece görev yapmadı…
Tarih yazdı.
Gökmen Çiçek de o isimlerden biridir.
Allah bu millete böyle vicdanlı, cesur, sahada olan yöneticiler nasip etsin.
Çünkü felaketler kader olabilir…
Ama umudu ayağa kaldırmak, insanın iradesidir.
Ve o iradeyi biz 6 Şubat'ta, enkazın ortasında gördük.
Bir valinin yüzünde…
Bir devlet adamının yüreğinde…
Bir umut kapısında…
Kalın Sağlıcakla…









