Yemen'de Husiler Babülmendeb Boğazı'nda ilerledi, kazanımları geçici görünüyor
Yemen'de Nisan 2020'de ilan edilen ateşkes, Husilerin son iki haftadır başlattığı geniş çaplı saldırılarla son buldu. Hudeyde-Taiz-Babülmendep üçgeninde ilerleyen Husilerin ABD'li yetkililere garantiler verdiği ifade edilirken kazanımların geçici olduğu değerlendiriliyor.
Yeni Şafak Gazetesi Dış Haberler Editörü İsmail Çoktan, Yemen'deki güç dengelerini, Husilerin son dönemdeki faaliyetlerini ve bölgesel aktörlerin tutumunu AA Analiz için kaleme aldı.
***
Suudi Arabistan'nın hava desteği verdiği Aden merkezli meşru Yemen hükümeti kuvvetleri ile Husiler arasında Nisan 2020'de ilan edilen ateşkes, Husilerin son iki haftadır başlattıkları geniş çaplı saldırılarla son buldu. Ateşkesten bu yana geçen 6 yılda Aden cephesinde Birleşik Arap Emirlikleri'nin (BAE) sebep olduğu ciddi bölünmeler yaşandı. Aslında bu bölünmeler Yemen'in geleneksel güney-kuzey ayrılığına da dayanıyordu. Eski Güney Yemenliler, 2011'de Ali Abdullah Salih yönetimine karşı başlayan protestolardan beri ayrılık taleplerini üst perdeden dillendiriyordu. Aden'e yerleşen 2011 devriminin kuzeyli taşıyıcıları ve Suudi Arabistan desteği, ilk günden beri sıcak karşılanmamıştı. Güney Geçiş Konseyi (GGK) ile BAE arasındaki ilişkiler, BAE'nin Yemen üzerinden Afrika Boynuzu'nda desteklediği milis gruplara silah ve finansman ulaştırmak ve bölgede bir güç olarak var olmasına aracı olmak noktasında işlevsel bir rol oynadı. Bu ihtilaf, hem Arap Koalisyonu içinde çatlaklara sebep oldu hem de Aden'de güçlü bir siyasal yapının oluşturulmasına engel oldu.
GGK sorunu tam olarak çözülemese de, Ocak 2026'da Suudi Arabistan'ın GGK güçlerine yönelik hava saldırıları düzenlemesi, GGK lideri Ayderus ez-Zübeydi'nin Yemen'den ayrılması ve GGK yetkililerinin hükümetten uzaklaştırılmasıyla birlikte meselenin büyük ölçüde kontrol altına alındığı görülüyor.
Buna karşılık Husiler, 2023'teki Aksa Tufanı Operasyonu ve ardından Suriye devriminin zafere ulaşmasına kadar, 2017'de devrik lider Ali Abdullah Salih'in öldürülmesiyle sonuçlanan iç çatışmalar dışında büyük bir tehditle karşılaşmadan Sana'da tahkimatlarını güçlendirdi. Bu süreçte İran'la ilişkilerini de daha fazla geliştirerek önemli miktarda uzun menzilli balistik füze stokladı.
7 Ekim'in Yemen'e etkileri
Aksa Tufanı'nın ardından İsrail'in Gazze'de yürüttüğü soykırım karşısında İran'ın bölgedeki uzantıları Gazze'deki direnişe destek vermek istese de Tahran bu seçeneği ciddi biçimde değerlendirmedi. Lübnan'da Hizbullah'ın yalnız başına hareket ederek savaşa dahil olması ise İsrail'in istihbarat operasyonlarıyla büyük oranda güç kaybederek Suriye cephesinden çekilmesiyle sonuçlandı. Hizbullah'ın çekilmesi ve Rusya'nın Ukrayna'da çıkmaza girmesi Suriyeli devrimci grupların Esed rejimini 2024'ün sonunda devirmesinin önünü açarken İran'ın da bölgedeki nüfuzunu geriletti.
Husi militanlar da Kızıldeniz'de İsrail'e mal taşıyan gemilerin geçişini engelleyerek Gazze'deki direnişe destek olmaya çalıştı. ABD'nin 2024'te Sana ve Hudeyde'deki Husi mevzilerine yönelik bombardımanları da Husileri seçim yapmak zorunda bıraktı. Husiler ya engellemelerine devam ederek güç kaybetmeyi ve Sana'daki hakimiyetlerinin tehlikeye girmesini göze alacaklardı ya da savaşa katılmaktan uzak duracaktı. ABD Başkanı Donald Trump, Mayıs 2025'te Husiler ile anlaşmaya varıldığını ve Yemen özelinde ateşkes ilan edildiğini bildirdi. Anlaşma, Husilerin İsrail'e yönelik saldırılarını durdurmasını ve Kızıldeniz'deki seyrüsefere tehdit oluşturmamayı kabul etmesini öngörüyordu. [1] Bu anlaşmadan beri Husilerin İsrail'e yönelik herhangi bir füze saldırısı gerçekleştirmemesi de dikkat çekici oldu.
Husilerin bu tavrı, ABD/İsrail-İran Savaşı sürecinde de sürdü. Husi liderler, bu süreçte İran ile bağlantılarını muhafaza etmelerine karşılık ABD-İsrail ittifakına karşı Tahran'a somut bir destek vermedi. Buna mukabil, ABD'nin İran'dan Yemen'e silah ve uzman askeri destek akışına herhangi bir engel koymadığı görüldü. Dolayısıyla Husilerin çatışmadan uzak durması ve Washington'la anlaşması Yemen'deki etkinin korunmasına katkı sağladı.
Mekke Ortak Savunma Anlaşması'nın Yemen'e yansıması
Suudi Arabistan yönetimi, Trump yönetimiyle büyük yatırım anlaşmaları imzalamış olsa da İran'ın olası füze saldırılarının ülke içinde istikrarsızlığa yol açmasını önlemek amacıyla topraklarının İran'a yönelik saldırılarda kullanılmasına izin vermedi. Ayrıca, ABD'nin tüm ısrarlarına rağmen 7 Ekim öncesinde büyük ölçüde yaklaşılmış olan İsrail'le ilişkileri normalleştirme seçeneğini de kabul etmedi. Yemen'de de Husilerin İsrail'i zor durumda bırakma çabalarını engellemek için hiçbir şey yapmadı.
Buna ek olarak, Ağustos 2026'da Suudi Arabistan, Pakistan ve Türkiye, Mekke Anlaşması adı altında ortak savunma mutabakatı ilan etti. Mekke Anlaşması'na göre taraflardan herhangi birinin saldırıya uğraması halinde diğer tarafların destek olmasını öngörmesi, kamuoyunda anlaşmanın İran'a karşı olduğu kadar İsrail'e karşı da yapıldığı yorumlarına sebep oluyor. Özellikle Türkiye'nin son dönemde İsrail ile artan gerilimleri, anlaşmanın Tel Aviv'e karşı olduğu yorumlarının güçlenmesine sebep olan bir etken olarak duruyor.
Yemen'deki gelişmeler kapsamında ise ABD ve İsrail'in, Husiler üzerinden anlaşmayı test ettiği yorumları ağırlık kazansa da Mekke Anlaşması'nın Yemen'deki Husi saldırıları özelinde test edilmesi de mümkün değil.
Denge bozulacak mı?
Son çatışmaların Yemen açısından en kritik sorusu, çatışmaların 2014'ten beri uluslararası toplumun da bozulmasını istemediği iç güç dengelerinin bozulup bozulmayacağıdır. Husilerin, Hudeyde-Taiz-Babülmendep Boğazı üçgeninde ciddi ilerleyiş kaydederek Muha ve Zubab gibi boğaza hakim iki kentin yanı sıra boğazın girişindeki Meyyun Adası'nı ele geçirmesinin ardından Babülmendeb Boğazı'nı kapatacaklarına ilişkin yorumlar yapılsa da buna dair kesin bir işaret bulunmuyor.
Aksine, Husi liderlerin bu ilerleyiş sonrası Umman aracılığıyla ABD'nin Muskat Büyükelçiliği'nde ABD'li yetkililerle görüşerek garantiler verdiği ifade ediliyor. [2] Meşru Aden hükümeti ise Husilerin bu tavrının Babülmendeb Boğazı'nda hakimiyetini perçinlemek için kullandığı bir zaman kazanma taktiği olduğunu öne sürüyor. [3] Hiç şüphesiz, Husilerin Babülmendeb Boğazı'nda hakimiyeti ele alması ve ABD ile anlaşma zeminini kaybetmemesi Yemen'deki güç dengeleri açısından şimdilik önemli bir kazanım elde etmeleri anlamına geliyor. Ancak boğazın kapatılmasının yalnızca Suudi Arabistan değil, Mısır ve hatta İsrail açısından da harekete geçme zarureti doğuracağı göz önüne alındığında, Husilerin, hele ki İran'ın ABD saldırıları karşısında zor durumda olduğu böylesine bir ortamda, boğazı kapatma yoluna gitmesi uzak bir ihtimal olarak görünüyor.
Dolayısıyla, bu noktada mevcut durumun Husiler açısından sadece iç dengelerde geçici bir avantaj yakaladığı şeklinde okunması şimdilik daha isabetli bir okuma olacaktır.
ABD'nin Suudi Arabistan'a tutumu nasıl şekilleniyor?
Bu noktada, Husilerin Babülmendeb Boğazı'na hakim olduktan sonra sadece Suudi Arabistan'a ait gemilere ambargo uygulayacaklarını ilan etmesi ve Suudi Arabistan içindeki petrol tesislerine yönelik saldırılarını yoğunlaştırmaları, ABD ve İsrail'in Riyad yönetimine uyguladığı bir baskı aracı olarak görülebilir. ABD Başkanı Donald Trump, Suudi Arabistan'ın ABD/İsrail-İran Savaşı'nda yeterli desteği sağlamaması ve İsrail ile ilişkilerini normalleştirerek Abraham Anlaşmaları'na dahil olmaması nedeniyle Riyad'a öfkeli. Trump, bu öfkesini hem Husilerle anlaşma yaparak hem de Riyad'a İsrail destekçisi Wesley Hunt'ı büyükelçi olarak atayarak gösteriyor. ABD yönetiminin bu süreçte Riyad'a olan güvenini kaybetmekle birlikte İsrail'e daha fazla odaklandığı görülüyor. [4]
Husilerin bunun ötesine geçerek Aden'e yönelik bir hareketin içine girip meşru hükümeti ortadan kaldırmaya çalışma ihtimali ise hem güçlerini aşan bir seçenek hem de uluslararası toplum açısından istenmeyen bir durum. Sonuç olarak, Husilerin mevcut kazanımlarının geçici olduğu ve ABD/İsrail-İran Savaşı'nın akıbeti netleşmeden uluslararası toplumun Yemen'deki taraflardan herhangi birine kesin bir zafer şansı tanımasının hala uzak bir ihtimal olduğu söylenebilir. ABD/İsrail ve İran arasındaki savaşın nasıl sonuçlanacağının ise Yemen'deki durum üzerinde belirleyici bir etkisinin olacaktır. Husilerin son dönemde hem İran ile ilişkilerini muhafaza ederek hem de ABD ile ilişki kurması da bu çerçevede değerlendirilebilir.
[1] https://www.theguardian.com/world/2025/may/06/us-to-halt-bombing-campaign-against-houthis-in-yemen-trump-says
[2] https://www.reuters.com/world/middle-east/us-officials-met-iran-backed-houthis-oman-over-weekend-sources-say-2026-09-16/
[3] https://x.com/ajmubasher/status/2100322863542649168's=20
[4] https://www.middleeasteye.net/news/trump-picks-anti-islam-pro-israel-republican-wesley-hunt-next-ambassador-saudi-arabia
[İsmail Çoktan, Yeni Şafak Gazetesi Dış Haberler Editörüdür.]
*Makalelerdeki fikirler yazarına aittir ve Anadolu Ajansının editoryal politikasını yansıtmayabilir.
***
Suudi Arabistan'nın hava desteği verdiği Aden merkezli meşru Yemen hükümeti kuvvetleri ile Husiler arasında Nisan 2020'de ilan edilen ateşkes, Husilerin son iki haftadır başlattıkları geniş çaplı saldırılarla son buldu. Ateşkesten bu yana geçen 6 yılda Aden cephesinde Birleşik Arap Emirlikleri'nin (BAE) sebep olduğu ciddi bölünmeler yaşandı. Aslında bu bölünmeler Yemen'in geleneksel güney-kuzey ayrılığına da dayanıyordu. Eski Güney Yemenliler, 2011'de Ali Abdullah Salih yönetimine karşı başlayan protestolardan beri ayrılık taleplerini üst perdeden dillendiriyordu. Aden'e yerleşen 2011 devriminin kuzeyli taşıyıcıları ve Suudi Arabistan desteği, ilk günden beri sıcak karşılanmamıştı. Güney Geçiş Konseyi (GGK) ile BAE arasındaki ilişkiler, BAE'nin Yemen üzerinden Afrika Boynuzu'nda desteklediği milis gruplara silah ve finansman ulaştırmak ve bölgede bir güç olarak var olmasına aracı olmak noktasında işlevsel bir rol oynadı. Bu ihtilaf, hem Arap Koalisyonu içinde çatlaklara sebep oldu hem de Aden'de güçlü bir siyasal yapının oluşturulmasına engel oldu.
GGK sorunu tam olarak çözülemese de, Ocak 2026'da Suudi Arabistan'ın GGK güçlerine yönelik hava saldırıları düzenlemesi, GGK lideri Ayderus ez-Zübeydi'nin Yemen'den ayrılması ve GGK yetkililerinin hükümetten uzaklaştırılmasıyla birlikte meselenin büyük ölçüde kontrol altına alındığı görülüyor.
Buna karşılık Husiler, 2023'teki Aksa Tufanı Operasyonu ve ardından Suriye devriminin zafere ulaşmasına kadar, 2017'de devrik lider Ali Abdullah Salih'in öldürülmesiyle sonuçlanan iç çatışmalar dışında büyük bir tehditle karşılaşmadan Sana'da tahkimatlarını güçlendirdi. Bu süreçte İran'la ilişkilerini de daha fazla geliştirerek önemli miktarda uzun menzilli balistik füze stokladı.
7 Ekim'in Yemen'e etkileri
Aksa Tufanı'nın ardından İsrail'in Gazze'de yürüttüğü soykırım karşısında İran'ın bölgedeki uzantıları Gazze'deki direnişe destek vermek istese de Tahran bu seçeneği ciddi biçimde değerlendirmedi. Lübnan'da Hizbullah'ın yalnız başına hareket ederek savaşa dahil olması ise İsrail'in istihbarat operasyonlarıyla büyük oranda güç kaybederek Suriye cephesinden çekilmesiyle sonuçlandı. Hizbullah'ın çekilmesi ve Rusya'nın Ukrayna'da çıkmaza girmesi Suriyeli devrimci grupların Esed rejimini 2024'ün sonunda devirmesinin önünü açarken İran'ın da bölgedeki nüfuzunu geriletti.
Husi militanlar da Kızıldeniz'de İsrail'e mal taşıyan gemilerin geçişini engelleyerek Gazze'deki direnişe destek olmaya çalıştı. ABD'nin 2024'te Sana ve Hudeyde'deki Husi mevzilerine yönelik bombardımanları da Husileri seçim yapmak zorunda bıraktı. Husiler ya engellemelerine devam ederek güç kaybetmeyi ve Sana'daki hakimiyetlerinin tehlikeye girmesini göze alacaklardı ya da savaşa katılmaktan uzak duracaktı. ABD Başkanı Donald Trump, Mayıs 2025'te Husiler ile anlaşmaya varıldığını ve Yemen özelinde ateşkes ilan edildiğini bildirdi. Anlaşma, Husilerin İsrail'e yönelik saldırılarını durdurmasını ve Kızıldeniz'deki seyrüsefere tehdit oluşturmamayı kabul etmesini öngörüyordu. [1] Bu anlaşmadan beri Husilerin İsrail'e yönelik herhangi bir füze saldırısı gerçekleştirmemesi de dikkat çekici oldu.
Husilerin bu tavrı, ABD/İsrail-İran Savaşı sürecinde de sürdü. Husi liderler, bu süreçte İran ile bağlantılarını muhafaza etmelerine karşılık ABD-İsrail ittifakına karşı Tahran'a somut bir destek vermedi. Buna mukabil, ABD'nin İran'dan Yemen'e silah ve uzman askeri destek akışına herhangi bir engel koymadığı görüldü. Dolayısıyla Husilerin çatışmadan uzak durması ve Washington'la anlaşması Yemen'deki etkinin korunmasına katkı sağladı.
Mekke Ortak Savunma Anlaşması'nın Yemen'e yansıması
Suudi Arabistan yönetimi, Trump yönetimiyle büyük yatırım anlaşmaları imzalamış olsa da İran'ın olası füze saldırılarının ülke içinde istikrarsızlığa yol açmasını önlemek amacıyla topraklarının İran'a yönelik saldırılarda kullanılmasına izin vermedi. Ayrıca, ABD'nin tüm ısrarlarına rağmen 7 Ekim öncesinde büyük ölçüde yaklaşılmış olan İsrail'le ilişkileri normalleştirme seçeneğini de kabul etmedi. Yemen'de de Husilerin İsrail'i zor durumda bırakma çabalarını engellemek için hiçbir şey yapmadı.
Buna ek olarak, Ağustos 2026'da Suudi Arabistan, Pakistan ve Türkiye, Mekke Anlaşması adı altında ortak savunma mutabakatı ilan etti. Mekke Anlaşması'na göre taraflardan herhangi birinin saldırıya uğraması halinde diğer tarafların destek olmasını öngörmesi, kamuoyunda anlaşmanın İran'a karşı olduğu kadar İsrail'e karşı da yapıldığı yorumlarına sebep oluyor. Özellikle Türkiye'nin son dönemde İsrail ile artan gerilimleri, anlaşmanın Tel Aviv'e karşı olduğu yorumlarının güçlenmesine sebep olan bir etken olarak duruyor.
Yemen'deki gelişmeler kapsamında ise ABD ve İsrail'in, Husiler üzerinden anlaşmayı test ettiği yorumları ağırlık kazansa da Mekke Anlaşması'nın Yemen'deki Husi saldırıları özelinde test edilmesi de mümkün değil.
Denge bozulacak mı?
Son çatışmaların Yemen açısından en kritik sorusu, çatışmaların 2014'ten beri uluslararası toplumun da bozulmasını istemediği iç güç dengelerinin bozulup bozulmayacağıdır. Husilerin, Hudeyde-Taiz-Babülmendep Boğazı üçgeninde ciddi ilerleyiş kaydederek Muha ve Zubab gibi boğaza hakim iki kentin yanı sıra boğazın girişindeki Meyyun Adası'nı ele geçirmesinin ardından Babülmendeb Boğazı'nı kapatacaklarına ilişkin yorumlar yapılsa da buna dair kesin bir işaret bulunmuyor.
Aksine, Husi liderlerin bu ilerleyiş sonrası Umman aracılığıyla ABD'nin Muskat Büyükelçiliği'nde ABD'li yetkililerle görüşerek garantiler verdiği ifade ediliyor. [2] Meşru Aden hükümeti ise Husilerin bu tavrının Babülmendeb Boğazı'nda hakimiyetini perçinlemek için kullandığı bir zaman kazanma taktiği olduğunu öne sürüyor. [3] Hiç şüphesiz, Husilerin Babülmendeb Boğazı'nda hakimiyeti ele alması ve ABD ile anlaşma zeminini kaybetmemesi Yemen'deki güç dengeleri açısından şimdilik önemli bir kazanım elde etmeleri anlamına geliyor. Ancak boğazın kapatılmasının yalnızca Suudi Arabistan değil, Mısır ve hatta İsrail açısından da harekete geçme zarureti doğuracağı göz önüne alındığında, Husilerin, hele ki İran'ın ABD saldırıları karşısında zor durumda olduğu böylesine bir ortamda, boğazı kapatma yoluna gitmesi uzak bir ihtimal olarak görünüyor.
Dolayısıyla, bu noktada mevcut durumun Husiler açısından sadece iç dengelerde geçici bir avantaj yakaladığı şeklinde okunması şimdilik daha isabetli bir okuma olacaktır.
ABD'nin Suudi Arabistan'a tutumu nasıl şekilleniyor?
Bu noktada, Husilerin Babülmendeb Boğazı'na hakim olduktan sonra sadece Suudi Arabistan'a ait gemilere ambargo uygulayacaklarını ilan etmesi ve Suudi Arabistan içindeki petrol tesislerine yönelik saldırılarını yoğunlaştırmaları, ABD ve İsrail'in Riyad yönetimine uyguladığı bir baskı aracı olarak görülebilir. ABD Başkanı Donald Trump, Suudi Arabistan'ın ABD/İsrail-İran Savaşı'nda yeterli desteği sağlamaması ve İsrail ile ilişkilerini normalleştirerek Abraham Anlaşmaları'na dahil olmaması nedeniyle Riyad'a öfkeli. Trump, bu öfkesini hem Husilerle anlaşma yaparak hem de Riyad'a İsrail destekçisi Wesley Hunt'ı büyükelçi olarak atayarak gösteriyor. ABD yönetiminin bu süreçte Riyad'a olan güvenini kaybetmekle birlikte İsrail'e daha fazla odaklandığı görülüyor. [4]
Husilerin bunun ötesine geçerek Aden'e yönelik bir hareketin içine girip meşru hükümeti ortadan kaldırmaya çalışma ihtimali ise hem güçlerini aşan bir seçenek hem de uluslararası toplum açısından istenmeyen bir durum. Sonuç olarak, Husilerin mevcut kazanımlarının geçici olduğu ve ABD/İsrail-İran Savaşı'nın akıbeti netleşmeden uluslararası toplumun Yemen'deki taraflardan herhangi birine kesin bir zafer şansı tanımasının hala uzak bir ihtimal olduğu söylenebilir. ABD/İsrail ve İran arasındaki savaşın nasıl sonuçlanacağının ise Yemen'deki durum üzerinde belirleyici bir etkisinin olacaktır. Husilerin son dönemde hem İran ile ilişkilerini muhafaza ederek hem de ABD ile ilişki kurması da bu çerçevede değerlendirilebilir.
[1] https://www.theguardian.com/world/2025/may/06/us-to-halt-bombing-campaign-against-houthis-in-yemen-trump-says
[2] https://www.reuters.com/world/middle-east/us-officials-met-iran-backed-houthis-oman-over-weekend-sources-say-2026-09-16/
[3] https://x.com/ajmubasher/status/2100322863542649168's=20
[4] https://www.middleeasteye.net/news/trump-picks-anti-islam-pro-israel-republican-wesley-hunt-next-ambassador-saudi-arabia
[İsmail Çoktan, Yeni Şafak Gazetesi Dış Haberler Editörüdür.]
*Makalelerdeki fikirler yazarına aittir ve Anadolu Ajansının editoryal politikasını yansıtmayabilir.
Kaynak: AA / Güncel
Amerika Birleşik Devletleri, Politika, Güncel, Yemen, Dünya, Taiz, Amerika Birleşik Devletleri, Taiz, Nisan, Yemen, Ateşkes, Politika, Dünya, Güncel, Haberler
- AK PARTİ
- AVRUPA BİRLİĞİ
- AZERBAYCAN
- BASKETBOL
- BELEDİYE
- BEŞİKTAŞ
- CHP
- ÇEVRE
- DEM
- DİPLOMASİ
- DOĞA
- DONALD TRUMP
- DEVLET BAHÇELİ
- EĞİTİM
- EKREM İMAMOĞLU
- ELON MUSK
- EMEKLİ
- EMLAK
- ENERJİ
- ENFLASYON
- ESNAF
- FENERBAHÇE
- FİKSTÜR
- FİLİSTİN
- FUTBOL
- GALATASARAY
- GASTRONOMİ
- GAZZE
- GÜNCEL
- GÜVENLİK
- GÖÇMEN
- HAKAN FİDAN
- HASTANE
- HAYVAN HAKLARI
- HIRSIZLIK
- HUKUK
- IRAK
- İNSAN HAKLARI
- İRAN
- İSRAİL
- İSTANBUL
- İŞÇİ
- İTFAİYE
- JANDARMA
- JOSE MOURINHO
- KAZA