Türkiye, Husi-Suudi çatışmasına neden dahil olma eğiliminde?
Yemen'deki Husiler'in Suudi Arabistan hedeflerine dönük saldırılarını artırması ve Kızıldeniz üzerinden gerçekleşen tanker trafiğini engelleme girişimleri, bölgesel gerilimin artmasının yanı sıra küresel ekonomik dengeleri de tehdit eden bir hâl aldı.
Yemen'deki Husiler'in Suudi Arabistan hedeflerine dönük saldırılarını artırması ve Kızıldeniz üzerinden gerçekleşen tanker trafiğini engelleme girişimleri, bölgesel gerilimin artmasının yanı sıra küresel ekonomik dengeleri de tehdit eden bir hal aldı. Aralarında İngiltere ve Fransa'nın da olduğu birçok ülke sürece müdahil olma yollarını araştırıyor. Bu ülkeler bu sürecin daha da uzamaması için Suudi Arabistan'a destek verilmesi yoluyla deniz trafiğinin de kontrol altına alınması amacını paylaşıyorlar. Türkiye de bu ülkeler arasında yer alıyor.Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, geçen hafta yaptığı bir açıklamada, Türkiye'nin Suudi Arabistan'ın özellikle teknik konularda olabilecek askeri gereksinimlerini karşılayabileceğini kaydetti.Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan da 25 Eylül'de Newsweek dergisinde yayımlanan röportajında, Mekke Anlaşması'nı işaret ederek üç devletten herhangi birine yönelik silahlı saldırının tüm taraflara yapılmış sayılacağına hükmettiğini anımsattı ve şunları söyledi: "Burada verilecek karşılığın mahiyeti, saldırıya uğrayan ülkenin çağrısı ve ihtiyaçları temelinde belirlenebilir. Bu ihtiyaç istihbarat, lojistik veya mühimmat desteği olabilir, tehdidin boyutuna göre daha ileri askeri destek de gündeme gelebilir. Bunların nasıl hayata geçirileceğine ilgili siyasi ve askeri mekanizmalar dayanışmalar yoluyla karar verir."Türkiye, Husilerin artan saldırıları kapsamında Bölgesel Dörtlü olarak bilinen Mısır, Suudi Arabistan ve Pakistan ile yaptığı ortak açıklamada Riyad'ın "kendini savunma hakkına" atıfta bulunmuştu.New York'ta 24 Eylül'de yapılan Türkiye, Pakistan, Suudi Arabistan dışişleri bakanları toplantısı ve hemen ardından üç ülke genelkurmay başkanının 25 Eylül'de toplanmaları ise Mekke İttifakı'nın askeri olarak nasıl bir ortak tutum alacaklarını göstermeleri bakamından önemli bir aşamaya işaret ediyor.Bu süreçte tarafların hava savunma ve istihbarat konularında nasıl adımlar atacağının ele alınması bekleniyor.Türkiye'nin bu sürece aktif olarak katılmasının ve somut destek verme niyetinde olmasının önemli nedenleri arasında bir dizi unsur bulunuyor.Mekke İttifakı'ndan kaynaklanan müttefiklik sorumluluğuBunlardan ilki Türkiye, Pakistan ve Suudi Arabistan liderlerinin 7 Ağustos'ta imzaladıkları Mekke Ortak Savunma Anlaşması. Bu üç ülke böylece "Mekke İttifakı'nı" kurduklarını açıkladılar.Ortak açıklamada yer alan "Anlaşma, her türlü saldırganlığa karşı kolektif caydırıcılığı güçlendirmeyi amaçlamakta ve üç devletten herhangi birine karşı gerçekleştirilecek bir silahlı saldırının hepsine karşı yapılmış sayılacağını hükme bağlamaktadır" ifadesi, müttefiklere birbirlerini savunma konusunda önemli bir taahhüt olarak değerlendirildi.Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, yaptığı bir açıklamada, bu ilkenin NATO'nun beşinci maddesinden farklı olmadığını, dolayısıyla üç ülkeye birbirlerinin toprak bütünlüğü ve egemenliğine dönük saldırılarda sorumluluk yüklediği mesajını verdi.Fidan, bir başka açıklamasında da kollektif caydırıcılığı amaçlayan bu savunma girişimin son 5-6 yıldır Türkiye tarafından gündeme getirdiğini, tarafların ikna olmasının zaman aldığını belirterek aslında Mekke İttifakı'nın arkasındaki temel düşüncenin Ankara'ya ait olduğunu kaydetti.Bu nedenle Ankara'nın, Husi-Suudi Arabistan geriliminde Mekke İttifakı'nın daha görünür bir rol oynayarak "kağıttan kaplan" eleştirilerini geçersiz kılmayı hedeflediği yapılan değerlendirmeler arasında.Fidan, geçen hafta verdiği bir demeçte, Suudi Arabistan'ın altyapısına çok ciddi saldırıların olduğunu kaydederken şunları söyledi: "Yani bizim Anlaşmamıza baktığımız zaman da burada ülkelerin birbirlerine karşı bir müttefiklik sorumluluğu var. Cumhurbaşkanımız da biliyorsunuz, gerçekten sözünün eri olan bir lider. Devlet olarak imza attığımız bir konu var. Bu konuda bir dayanışma içerisindeyiz, özellikle durum analizlerini değerlendiriyoruz."Suudi Arabistan ile gelişen özel ilişkilerTürkiye'nin bu süreçte daha aktif olmasının nedenleri arasında dünyanın en önemli petrol satıcıları arasında yer alan Suudi Arabistan ile son yıllarda gelişen ilişkilerin daha ileri götürülmesi amacı da yer alıyor.Suudi Arabistan ile ilişkilere her zaman önem veren Türkiye, Husi bunalımının Yemen'de ilk çıktığı 2014-2015 döneminde de Riyad'a desteğini açıklamış, Suudi ordusunun başlattığı operasyona lojistik destek sağlayacağını duyurmuştu.Suudi muhalif gazeteci Cemil Kaşıkçı'nın 2018 senesinde İstanbul Başkonsolosluğu'nda öldürülmesiyle gerilen Ankara-Riyad ilişkileri, 2022'de Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın yaptığı ziyaret sonrasında normalleşme başladı.İki ülke arasında son dönemde artan siyasi temaslar, savunma sanayi ve güvenlik konularını da kapsayacak şekilde somut sonuçlar vermeye başladı.ABD'nin Ortadoğu'ya ilişkin ilgisinin azalmasıyla birlikte Türkiye'nin Suudi Arabistan başta olmak üzere tüm Körfez İşbirliği Konseyi ülkeleriyle askeri ve savunma işbirliğini artırma niyetinde olduğu, Mekke İttifakı'nın da bu açıdan önemli bir platform oluşturduğu değerlendiriliyor.Küresel deniz trafiğinin korunması amacıAnkara'nın Kızıldeniz üzerinden gelişen yeni tırmanmaya ilişkin değerlendirmesi, bunun İran-ABD arasında Hürmüz Boğazı'ndan kaynaklanan sorunun bölgeye yayılması sonucu çıktığına işaret ediyor.Dışişleri Bakanı Fidan buna ilişkin, "Amerika-İran görüşmelerinde son birkaç aydır bir tıkanma var ve bu tıkanmanın tezahürü olarak sadece birbirlerine saldırıyı değil, Babülmendep ayağının da artık Yemen tarafından açıldığını görüyoruz. Suudi Arabistan'a doğru giderek bir yaygınlaştırma ameliyesi içerisinde olduğunu görüyoruz tarafların" ifadelerini kullandı.Ankara'nın açıkça ifade etmemesine rağmen çatışmanın Suudi Arabistan ve Kızıldeniz'e yayılımından İran'ı sorumlu tuttuğu yapılan değerlendirmeler arasında."Suudi Arabistan bu denklemin dışında tutulmalı" ifadelerini kullanan Fidan'ın İranlı muhataplarıyla da yaptığı görüşmelerde çatışmanın yayılmaması konusunda telkinde bulunduğu biliniyor.Hürmüz Boğazı ve Babülmendep Boğazı'nda yaşanan engellemelerin küresel enerji başta olmak üzere tüm ekonomik dengeleri tehdit ettiğini, bunun özellikle enerji ithalatçısı Türkiye gibi ülkeler üzerinde çok ciddi yansımaları olduğu da Ankara'nın sıklıkla dile getirdiği unsurlar arasında.Dışişleri Bakanı Fidan, ağustos ayında yaptığı bir açıklamada, Türkiye'nin Suudi Arabistan liderliğinde kurulmaya çalışılan "Kızıldeniz İttifakına" katılımının gerekçesi olarak "Kızıldeniz ticaret havzasının Türkiye'nin çıkarlarını doğrudan etkilediğini" kaydetmişti ve şunları söylemişti: "Dolayısıyla, bizim buna askeri ilgi göstermemiz, yani uluslararası camia orada toplanmışken, 'Burada nasıl bir tedbir alacağız?' diye durmuşken, gayet normaldir" ifadelerini kullanmıştı.Türkiye'nin bu yaklaşımının ABD başta olmak üzere dünyanın önde gelen gelişmiş ülkelerinin yaklaşımıyla uyumlu ve tutarlı olması da Ankara'nın bölgesel rolü ve ağırlığını göstermesi açısından önemli bir gelişme olarak görülüyor.
Suudi Arabistan, Güvenlik, Türkiye, Savunma, Ekonomi, Enerji, Yemen, Dünya, Yemen, Tanker, Türkiye, Kızıldeniz, Suudi Arabistan, Ekonomi, Enerji, Savunma, Güvenlik, Dünya, Haberler
- AK PARTİ
- AVRUPA BİRLİĞİ
- AZERBAYCAN
- BASKETBOL
- BELEDİYE
- BEŞİKTAŞ
- CHP
- ÇEVRE
- DEM
- DİPLOMASİ
- DOĞA
- DONALD TRUMP
- DEVLET BAHÇELİ
- EĞİTİM
- EKREM İMAMOĞLU
- ELON MUSK
- EMEKLİ
- EMLAK
- ENERJİ
- ENFLASYON
- ESNAF
- FENERBAHÇE
- FİKSTÜR
- FİLİSTİN
- FUTBOL
- GALATASARAY
- GASTRONOMİ
- GAZZE
- GÜNCEL
- GÜVENLİK
- GÖÇMEN
- HAKAN FİDAN
- HASTANE
- HAYVAN HAKLARI
- HIRSIZLIK
- HUKUK
- IRAK
- İNSAN HAKLARI
- İRAN
- İSRAİL
- İSTANBUL
- İŞÇİ
- İTFAİYE
- JANDARMA
- JOSE MOURINHO
- KAZA