LGBT ve cinsiyetsizlik söylemlerine ilişkin bilinçlenme uyarısı

Güncel Haberler

- Bursa Uludağ Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ahmet Dağ: "İnsan bedeninin sınırlarının muğlaklaştırılması, LGBT ve cinsiyetsizlik sorununu doğurdu. İnsanın aidiyetini bozarak insanın bedenini oyun hamuruna dönüştürme arzusu, ciddi toplumsal bir sorundur. Toplumsalı bozacak olan bu tür oluşumlara karşı tedbirli ve temkinli olunması gerekmektedir" "İnsanı sınırsızca yeniden üretilebilir bir projeye indirgeyen tekno-kültürel nihilizmin insana vereceği bir şey yok. Asıl imkan, insanın kendi bedenine sadık kalarak doğadaki gerçekliğine sahip çıkmasıdır"

Bursa Uludağ Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ahmet Dağ, Lgbt ve cinsiyetsizlik söylemlerine karşı bilinçlenme çağrısı yaptı.
"Transhümanizm: İnsanın ve Dünyanın Dönüşümü", "İnsansız Dünya Transhümanizm" kitaplarının da yazarı olan Dağ, AA muhabirine, LGBT, cinsiyetsizlik ve "queer" (geleneksel cinsiyet ve kimlik anlayışını sorgulayan) akımlarına ilişkin değerlendirmelerde bulundu.
İnsan bedeninin biyolojik gerçekliğinden koparılarak keyfi şekilde biçimlendirilmek istendiğini belirten Dağ, bedeni "manipüle edilebilir ham madde" olarak gören tekno-kültürel bir akılla karşı karşıya olunduğunu söyledi.
Dağ, insanın bedensel ve biyolojik gerçekliğinin görmezden gelinerek özgürlükçülük adına sınırların ortadan kaldırıldığını vurgulayarak, "Kim olduğunu keşfeden, özneden çok sermayenin ve enformasyonun güdülediği, kim olacağını sürekli üreten özne sorunuyla karşı karşıyayız. Sabit bir aidiyet olan bedenin yerini, tercih edilerek değiştirilebilen bedene sahip özneler, matah gibi gösterilmek isteniyor. Bedene dair sınırsızlık-hadsizlik, özgürleşme olarak sunuluyor." ifadesini kullandı.
Kapitalizmin insanı yeniden tanımlayarak üzerinde yeni bir tahakküm biçimi kurduğunu belirten Dağ, "İnsan bedeninin sınırlarının muğlaklaştırılması, LGBT ve cinsiyetsizlik sorununu doğurdu. İnsanın aidiyetini bozarak insanın bedenini oyun hamuruna dönüştürme arzusu, ciddi toplumsal bir sorundur. Toplumsalı bozacak olan bu tür oluşumlara karşı tedbirli ve temkinli olunması gerekmektedir." diye konuştu.
"Beden yeniden tasarlanmak isteniyor"
Dağ, LGBT ile transgenderizm (cinsiyet kimliğinin biyolojik cinsiyetten farklı olabileceğini savunan yaklaşım) ve transhümanizm (teknolojiyle insanın biyolojik sınırlarını aşmayı amaçlayan yaklaşım) arasındaki ilişkiye değinerek, şöyle devam etti:
"Beden, biyolojik sınırlar ve cinsiyet ontolojisi üzerinden yeniden tasarlanmak isteniyor. Bu üçünde de biyolojik beden, sınırları aşındırılarak değiştirilebilir. Transgenderizm, cinsiyet ve kimlik üzerinde dönüşüm sağlamaya çalışırken transhümanizm, yaşlanma, hastalık, ölümlülük ve bedensel yetersizlikleri aşmak ister. Transgenderizm, biyolojik cinsiyetin sınırlarını sosyo-kültürel ve medikal müdahalelerle dönüştürmeye, transhümanizm, bu dönüşümü teknoloji aracılığıyla insan bedeninin ve türünün bütün biyolojik sınırlarına yaymaya çalışır. Transgenderizm, biyolojik sınırları biyolojik çalışmalar ve sosyo-kültürel söylemlerle transhümanizm ise teknolojiyle aşılmasını hedefler. Transgenderizmde, zihin ve iradeyle bedensel gerçekliğin önüne geçerek bedenin yeniden biçimlendirilebilir nesne olduğu tezi var. Biyoteknoloji, hormon tedavileri, cerrahi müdahaleler, genetik mühendisliği ve nöroteknolojiler, bedenin dönüştürülmesi için imkan olarak görülüyor. Bu teknolojiler, kadın-erkek düalitesini aşan akışkan ve cinsiyet-sonrası kimlik tasarımlarını gündeme getiren post-cinsiyetçi yaklaşımlar için bir imkan."
Dağ, üremenin teknolojikleştirilmesiyle beden ve üreme arasındaki geleneksel bağların çözüldüğüne dikkati çekerek, "Bedenin sınırlarının genişletilebileceği fikri, tekno-kültürel dönüşümle birleşiyor. Cinsellik, sanal gerçeklik, sextech, dijital kimlikler ve yapay zeka destekli ilişkiler bağlamında dönüştürülmek isteniyor. Cinsellik, biyolojik bedenden koparılarak insan ilişkileri de ayrıştırılıyor." değerlendirmesinde bulundu.
"Ananevi terbiye geleneğimizi yaşatmalıyız"
Cinsel kimlik karmaşasının insanın kaldıramayacağı en büyük yüklerden biri olduğunu vurgulayan Dağ, bu yükün altına girmemek için toplumun güçlü felsefi ve ahlaki bir zemine sahip olması gerektiğini ifade etti.
Dağ, özellikle gençlerin eleştirel medya okuryazarlığı kazanmaları ve LGBT, cinsiyetsizlik ve "queer" akımlarına ilişkin propagandaların farkına varmaları gerektiğini dile getirerek, sözlerini şöyle sürdürdü:
"Güçlü psikososyal destek mekanizmalarına ihtiyacımız olduğu gibi ananevi terbiye geleneğimizi yaşatmalıyız. Öncelikle ontolojik ve ahlaki temelimiz, fıtrat bilinci kazandırmak olmalı. Bireyin yaratılışı ve biyolojik hakikati unutturulmamalı. Geçici duygular, psikolojik dalgalanmalar veya hevesler, biyolojik hakikatin önüne geçirilmemeli. Akıl ve irade terbiyesiyle nefsi sapkın yönelimleri, tasfiye edilebilir. Sapkın dijital platformlar, ahlaki veya hukuki tavırla etkisiz hale getirilmeli. İnsanın bedeni konusunda gelgit yaşamaması için irade ve manevi bilinci güçlendirilmelidir. Çocuklar, biyolojik cinsiyetine uymayan rol ve davranışlara maruz bırakılmamalı. Başta mahremiyet eğitimi olmak üzere, sağlıklı şahsiyet gelişimi sağlanmalı. Kadın-erkek gerçekliğinin varlık sürdüğü hayat, merkezde olmalı. Medya ve piyasanın işbirliğiyle dejenere ettiği kimlik modellerini, şüpheyle karşılamak gerekir."
"Bedene ve cinsiyete ilişkin sürekli arayışlar, beyhudedir"
Prof. Dr. Dağ, İslamiyet'in konuyla ilgili bakış açısı hakkında bilgi vererek, "İslam düşüncesi doğayı, insanı ve hayatı rastlantısal ve kaotik algılamaz, ölçü ve denge üzerine kurulu bir nizamı esas alır. İnsan, ruh ve bedenin bileşimi olan tesadüfi bir varlık değildir. Varoluşsal gayesi ve ahlakiliği olan insan, fıtrat üzerine yaşar. Yer ve gök ne kadar gerçeklik ise kadın-erkek cinsiyeti o kadar hakikattir." diye konuştu.
Dağ, insanın kendi bedeninin mutlak sahibi olmadığını vurgulayarak, şunları kaydetti:
"Bedenini korumak ve yaratılış gayesine uygun biçimde emanet olduğunun bilinciyle hareket etmesi gereken insan, beden aidiyetini tehdit eden saldırılara karşı önlem almalı ve biyolojiyi muğlaklaştırarak anlamsızlaştırmak isteyen kötü niyetlerin farkında olmalı. Bedensel gerçekliği inkar etmeden kadın-erkek düalitesine sadık kalarak fıtratıyla cebelleşmemeli. İnsan, sınırlarını bilen ve kendi gerçekliğiyle ilişki kuran bir varlıktır. Özgürlüğün insan bedeninin sınırlarını genişleterek bir ham maddeye yani oyun hamuruna dönüştürmesi olduğu söylemi, insan için hiç de hayırlı değil."
İnsanın biyolojik gerçekliğine ve fıtratına sadık kalarak hayatta anlamlı bir varoluş oluşturabilmesi gerektiğinin altını çizen Dağ, "Bedene ve cinsiyete ilişkin sürekli arayışlar, beyhudedir. İnsanı gerçekten özgürleştirecek olan, biyolojisinin ve fıtratının gerçekliğine sadık kalmaktır. İnsanı sınırsızca yeniden üretilebilir bir projeye indirgeyen tekno-kültürel nihilizmin insana vereceği bir şey yok. Asıl imkan, insanın kendi bedenine sadık kalarak doğadaki gerçekliğine sahip çıkmasıdır." ifadelerini kullandı.
Dağ, cinsel kimlik karmaşası girdabından çıkabilmenin yollarına değinerek, sözlerini şöyle tamamladı:
"Hisleri karmaşıklaşmış kişilerin eylemleri de ölçüsüzleşir. Cinsel kimlik bocalamalarının nedeni, iradenin zayıflaması ve aklın nefsi dürtülere mağlup olmasıdır. Göz ve zihin, temiz şeylerle meşgul edilerek manevi ve güçlü bilinç tahkim edilmeli. Kimlik karmaşası derinleşirse cerrahi operasyonlar veya ömür boyu süren hormon tedavilere maruz kalınabilir. Geri dönüşü olmayan aceleci müdahaleler, bedensel bütünlükle kişiliği de yıkar. Zihinsel sükuneti ve ruh sağlığını muhkem kılacak ortamlar tercih edilmeli. Çocuklar, biyolojik fıtratlarına uymayan rol modellere maruz kalmamalı. Çocukların mahremiyet sınırlarına ihtimam gösterilmeli. Dijital mecraların, marjinal kültürel ve siyasi akımların özendirici ve meşrulaştırıcı söylemlerine, zihinsel mesafe konulmalı. Kişiler, kendilerini bu yönelimlere iten çevrelerden uzak durmalı. Güçlü aile desteği ve yapıcı sosyal bağlarımızı tahkim etmeliyiz. Bu eğilimdeki bireyleri yalnızlaştırarak depresyona ve tecride mahkum etmeyip bu girdaptan selametle çıkması sağlanmalı."