ANALİZ - Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn'ın Ankara ziyareti: Lübnan'ın denge arayışı ve Türkiye'nin Levant stratejisi
- Avn'ın Ankara ziyareti, Lübnan'ın dış destek ağını çeşitlendirme çabasıyla Türkiye'nin Levant'taki ağırlığını güvenlik boyutuna taşıma arayışının kesiştiği noktada duruyor
Polis Akademisi Dr. Öğretim Üyesi Özlem Acar, Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn'ın Türkiye ziyaretini ve çıktılarını kaleme aldı.
***
Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn, 30 Temmuz'da Ankara'ya gelerek Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından resmi törenle karşılandı. Erdoğan'ın ortak basın toplantısında hatırlattığı üzere bu temas, Lübnan'dan Türkiye'ye 17 yıl aradan sonra devlet başkanı düzeyinde gerçekleştirilen ilk ziyaret oldu. Bu ziyaret, Beyrut'un dış destek ağını çeşitlendirme çabasıyla Ankara'nın Lübnan'ın güneyindeki güvenlik mimarisinde rol üstlenme arayışının kesiştiği noktada duruyor.
Avn'ın, bakanların eşlik etmediği sınırlı cumhurbaşkanlığı danışman heyetiyle, herhangi bir ikili anlaşmanın imzalanmasının öngörülmediği tek günlük program kapsamında Ankara'ya gelmesi, ziyaretin belge üretmekten ziyade iki lider arasında doğrudan iletişim kanalı tesis etmeyi ve son aylarda belirsizleşen ilişkilere yeni bir siyasi çerçeve kazandırmayı amaçladığını gösteriyor.
Lübnan Başbakanı Nevvaf Selam'ın 10 Temmuz'da İstanbul'da ağırlanması ve Avn'ın 21 Temmuz'daki Washington ziyareti sonrasında gerçekleşen Ankara temasları, bu sürecin tekil bir ikili ziyaretten ziyade üç ayaklı diplomasi turunun parçası olduğuna işaret ediyor.
Başbakan Selam'ın İstanbul temasında elektrik bağlantısı, altyapı yatırımları ve ticaret rejiminin canlandırılması gibi başlıklar öne çıkmıştı. Bu hattın sürekliliği, Avn'ın Ankara Askeri Havalimanı'nda Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Alparslan Bayraktar tarafından karşılanması ve Bayraktar'ın ziyarete refakat etmesiyle de görünürlük kazandı. Lübnan'ın kronik elektrik krizi, Ankara'nın Beyrut'a sunabileceği en somut sivil kaldıraç olma niteliğini koruyor.
Ziyaretin zemini: Savaş ve çerçeve anlaşması
Ziyaret, Lübnan'ın 2026'da yaşadığı en ağır yıkımın gölgesinde gerçekleşti. Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın paylaştığı verilere göre, İsrail'in 2 Mart 2026'da başlayan saldırılarında 4 binden fazla Lübnanlı hayatını kaybetti, 2 binden fazlası yaralandı ve yaklaşık 1 milyon kişi yerinden edildi. Bu tırmanış, 28 Şubat 2026'da başlayan ABD/İsrail-İran Savaşı'nın bölgesel uzantısı olarak şekillendi. Pakistan'ın arabuluculuğuyla 8 Nisan'da ilan edilen ateşkes başlangıçta Lübnan'ı kapsamadı, 16 Nisan'da ayrı bir Lübnan ateşkesi sağlandı, 14 Haziran'daki ara mutabakat ise çatışmaları geçici olarak dondurdu.
Bugünkü siyasi mimarinin merkezinde ise 26 Haziran 2026'da Washington'da imzalanan üçlü çerçeve anlaşması bulunuyor. ABD Dışişleri Bakanlığında, ABD'nin de taraf olduğu belgeye Lübnan ve İsrail büyükelçilerinin attığı imza, karşılıklı egemenliğin tanınmasını, Lübnan'ın güneyindeki iki "pilot bölgeden" kademeli İsrail çekilmesini ve bu bölgelere giren Lübnan ordusunun devlet dışı silahlı grupları tasfiye etmesini öngörüyor. Metnin kritik unsuru sıralama: İsrail'in geri çekilmesi ancak silahsızlandırmanın doğrulanmasının ardından tamamlanacak ve anlaşma net bir takvim içermiyor. Hizbullah, belgeyi "teslimiyet" olarak niteleyip reddetti.
Sahadaki tablo da bu belirsizliği yansıtıyor. Lübnan ordusu, 21 Temmuz'da pilot bölgelere konuşlanmaya başlarken İsrail Savunma Bakanı Yisrael Katz, Lübnan'da kalmak için kimseden izin almadıklarını açıkladı. Dolayısıyla burada söz konusu olan, çekilmenin kategorik olarak reddedilmesi değil doğrulama mekanizmalarına bağlanmış ve takvimi netleştirilmemiş bir süreçtir.
Görüşmenin kamuoyuna yansıyan en önemli sonucu güvenlik başlığında ortaya çıktı. Cumhurbaşkanı Erdoğan, Birleşmiş Milletler Geçici Görev Gücü'nün (UNIFIL) mevcut görev süresinin tamamlanmasının ardından Lübnan'ın güvenliğini ve egemenliğini desteklemeye yönelik her uluslararası girişimde yer almaya hazır olduklarını belirtti. Erdoğan, ayrıca Lübnan ordusuna desteğin süreceğini, İsrail saldırılarından yoğun şekilde etkilenen Lübnan'ın güneyinin yeniden inşasına her türlü katkının sunulabileceğini ve Beyrut-Şam diyaloğunu memnuniyetle karşıladıklarını ifade etti.
Bu açıklamanın ağırlığı takvimden kaynaklanıyor. BM Güvenlik Konseyinin 2790 sayılı kararı uyarınca, UNIFIL'in görev süresi 31 Aralık 2026'da sona erecek. Bu tarihin ardından yaklaşık 10 bin 800 kişilik personelin ve askeri teçhizatın bir yıl içinde tamamlanması öngörülen geri çekilme süreci başlayacak.
Bu da 2027 boyunca Lübnan'ın güneyinde güvenlik mimarisi boşluğu anlamına geliyor ve boşluğu dolduracak düzenlemenin tasarımı şimdiden tartışılıyor. Türkiye'nin daha önce UNIFIL Deniz Görev Gücü'ne katkı sunmuş olması, Ankara'ya hem teknik hem hukuki bir emsal sağlıyor. Avn da ziyaret öncesinde verdiği demeçte, güneye ilişkin gelecekteki bir uluslararası düzenlemede olası Türk rolünü memnuniyetle karşılayacaklarını dile getirmişti.
GKRY ile Deniz Yetki Alanı Anlaşması'nın gölgesi
Ankara'nın rahatsızlığı, Lübnan'ın Güney Kıbrıs Rum Yönetimi (GKRY) ile 25 Kasım 2025'te Baabda'da imzaladığı münhasır ekonomik bölge (MEB) anlaşmasından kaynaklanıyor. Söz konusu dosya devam eden bir müzakere değil tamamlanmış bir işlem niteliğinde. Bu anlaşma, Türkiye'nin ilan ettiği kıta sahanlığı dışında kaldığı kabul edilerek Kıbrıs Türklerinin haklarının dışlanması ve GKRY'nin ada bütünü adına işlem yapması üzerine kurulmuştu. Türkiye, buna itiraz ediyor.
Ziyaret öncesinde uluslararası basına konuşan Türk kaynaklarına göre ise Ankara'daki asıl kaygı farklı bir düzlemde bulunuyor: Beyrut'un deniz ve enerji tercihlerinin zamanla siyasi anlam kazanarak Lübnan'ı "GKRY-Yunanistan-İsrail" ekseninde şekillenen bir bölgesel çerçeveye çekmesi ihtimali. Aynı kaynaklara göre Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın Avn'a iletmeyi hedeflediği asgari beklenti, Lübnan'ın bölgesel çatışmada tarafsızlığını koruması ve İsrail'in müttefiki konumuna sürüklenmemesi yönünde. Lübnan cephesinin yanıtı ise GKRY ve diğer aktörlerle ilişkilerin Türkiye'yi hedef almadığı, İsrail'le yürütülen müzakerelerin de stratejik bir ittifak değil çekilme ve egemenlik arayışı olduğu şeklinde şekilleniyor.
Savunma işbirliği ve ABD yardımındaki daralma
Avn, Ankara'dan mevcut askeri destek ve eğitim programlarının genişletilmesini talep edeceğini ziyaret öncesinde açıklamıştı. Türk tarafının hazırlığı ise henüz somut bir tedarik paketi değil. Uluslararası basına yansıyan bilgilere göre Ankara, Lübnan ordu komutanını Türk savunma sanayisi tesislerini ziyarete davet etmeyi planlıyor. Bu bağlamda, Lübnan ordusunun ihtiyaçlarını resmi olarak tanımlaması halinde ciddi teçhizat sağlanması gündeme gelebilir. Türk savunma sanayisinin insansız hava aracı (İHA), zırhlı araç, haberleşme sistemleri ve deniz platformları alanındaki kapasitesi bu çerçevede bir seçenek olarak değerlendiriliyor.
Bu arayışı anlamlı kılan, ABD desteğindeki yapısal daralma. Washington, 2006'dan bu yana Lübnan ordusuna toplamda 3 milyar doları aşan güvenlik desteği sağladı. Ancak 2027 mali yılı bütçe talebi Lübnan ordusu için yalnızca 36 milyon dolar güvenlik desteği öngörüyor ve bu kaynağın, Lübnan'ın daha önce bu amaçla kullanmadığı terörle mücadele fonu üzerinden aktarılması planlanıyor. ABD Senatosu Dış İlişkiler Komitesinin iki başkanı da silahsızlandırma konusunda ilerleme sağlanmaması halinde yardımın yeniden değerlendirileceği uyarısında bulunuyor. ABD Başkanı Donald Trump, 21 Temmuz'daki görüşmede Lübnan'a güçlü destek sözü vermiş ve 40 yılı aşkın süredir kesintiye uğrayan doğrudan Amerikan hava taşımacılığının yeniden başlatılacağını duyurmuş ancak somut bir mali taahhüt açıklamamıştı.
Şam değişkeni
Denklemin üçüncü halkasını Suriye oluşturuyor. Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed Şara, 26 Temmuz'daki mülakatında çok sayıda ülkenin katılımıyla İsrail'le bir güvenlik anlaşması üzerinde çalışıldığını, bunun işgal altındaki Golan Tepeleri üzerindeki Suriye hakkından vazgeçilmeden kapsamlı barışa zemin hazırlayabileceğini belirtti. Şara, ayrıca Lübnan'a askeri müdahale niyeti taşımadıklarını yineledi. Türkiye'nin Şam üzerindeki etkisi, Beyrut açısından bu ihtimale karşı güvence işlevi görüyor.
İsrail'in bölgesel hamleleri ve Türkiye ile gerilim hattı
Bölgesel tabloyu şekillendiren asıl değişken, İsrail'in Gazze'nin ötesinde Lübnan ve Suriye'deki askeri varlığını kalıcılaştırma ve sahada yarattığı fiili durumları müzakerelerin başlangıç noktası haline getirme eğilimi. İsrail Savunma Bakanı Katz'ın Lübnan'ın güneyinde kalmak için kimseden izin almadıkları yönündeki açıklamaları, Tel Aviv'in çekilmeyi bir yükümlülük değil pazarlık unsuru olarak gördüğüne işaret ediyor. Aynı yaklaşım Suriye hattında da görülüyor: Şam'la yürütülen güvenlik müzakereleri, İsrail'in 2024 sonundan bu yana kontrol ettiği tampon bölgedeki ve Golan'daki fiili durumu değiştirmeksizin ilerliyor. UNIFIL'in görev süresinin sonlandırılması sürecinde İsrail ile ABD'nin oynadığı belirleyici rol de aynı stratejinin bir parçası olarak okunuyor. Zira uluslararası denetimin kalkması, İsrail'in Lübnan sahasındaki hareket serbestisini genişletme potansiyeli taşıyor.
Türkiye ise bu yönelimi kendi güvenlik algısı ve bölgesel konumlanma hedefleriyle bağdaşmadığı için açıkça reddediyor. Ankara'nın Lübnan ve Suriye'de yerel hiziplerle değil doğrudan devlet kurumlarıyla temas kurma ısrarı, Beyrut'un egemenliğine ve toprak bütünlüğüne verilen desteğin her fırsatta yinelenmesi ve UNIFIL sonrası düzenlemede rol üstlenme talebi, İsrail merkezli bölgesel mimariye alternatif çerçeve inşa etme çabası olarak değerlendiriliyor. Türk tarafının "GKRY-Yunanistan-İsrail" ekseninin genişlemesine yönelik hassasiyeti de aynı stratejik kaygının deniz yetki alanları boyutundaki uzantısını oluşturuyor.
İkili ilişkiler nasıl seyredecek?
Avn'ın Ankara ziyareti, Lübnan'ın dış destek ağını çeşitlendirme çabasıyla Türkiye'nin Levant'taki ağırlığını güvenlik boyutuna taşıma arayışının kesiştiği noktada duruyor. Önümüzdeki dönemin seyrini ise pilot bölge uygulamasının ilerleyip ilerlemeyeceği, İsrail'in çekilmesi için somut bir takvim belirlenip belirlenmeyeceği, UNIFIL sonrası güvenlik düzenlemesinin hangi formatta şekilleneceği, ABD'nin askeri yardım politikasının seyri ve Doğu Akdeniz'deki deniz yetki alanlarına ilişkin gelişmeler belirleyecek.
[Dr. Özlem Acar, Polis Akademisi Öğretim Üyesidir.]
*Makalelerdeki fikirler yazarına aittir ve Anadolu Ajansının editoryal politikasını yansıtmayabilir.
***
Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn, 30 Temmuz'da Ankara'ya gelerek Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından resmi törenle karşılandı. Erdoğan'ın ortak basın toplantısında hatırlattığı üzere bu temas, Lübnan'dan Türkiye'ye 17 yıl aradan sonra devlet başkanı düzeyinde gerçekleştirilen ilk ziyaret oldu. Bu ziyaret, Beyrut'un dış destek ağını çeşitlendirme çabasıyla Ankara'nın Lübnan'ın güneyindeki güvenlik mimarisinde rol üstlenme arayışının kesiştiği noktada duruyor.
Avn'ın, bakanların eşlik etmediği sınırlı cumhurbaşkanlığı danışman heyetiyle, herhangi bir ikili anlaşmanın imzalanmasının öngörülmediği tek günlük program kapsamında Ankara'ya gelmesi, ziyaretin belge üretmekten ziyade iki lider arasında doğrudan iletişim kanalı tesis etmeyi ve son aylarda belirsizleşen ilişkilere yeni bir siyasi çerçeve kazandırmayı amaçladığını gösteriyor.
Lübnan Başbakanı Nevvaf Selam'ın 10 Temmuz'da İstanbul'da ağırlanması ve Avn'ın 21 Temmuz'daki Washington ziyareti sonrasında gerçekleşen Ankara temasları, bu sürecin tekil bir ikili ziyaretten ziyade üç ayaklı diplomasi turunun parçası olduğuna işaret ediyor.
Başbakan Selam'ın İstanbul temasında elektrik bağlantısı, altyapı yatırımları ve ticaret rejiminin canlandırılması gibi başlıklar öne çıkmıştı. Bu hattın sürekliliği, Avn'ın Ankara Askeri Havalimanı'nda Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Alparslan Bayraktar tarafından karşılanması ve Bayraktar'ın ziyarete refakat etmesiyle de görünürlük kazandı. Lübnan'ın kronik elektrik krizi, Ankara'nın Beyrut'a sunabileceği en somut sivil kaldıraç olma niteliğini koruyor.
Ziyaretin zemini: Savaş ve çerçeve anlaşması
Ziyaret, Lübnan'ın 2026'da yaşadığı en ağır yıkımın gölgesinde gerçekleşti. Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın paylaştığı verilere göre, İsrail'in 2 Mart 2026'da başlayan saldırılarında 4 binden fazla Lübnanlı hayatını kaybetti, 2 binden fazlası yaralandı ve yaklaşık 1 milyon kişi yerinden edildi. Bu tırmanış, 28 Şubat 2026'da başlayan ABD/İsrail-İran Savaşı'nın bölgesel uzantısı olarak şekillendi. Pakistan'ın arabuluculuğuyla 8 Nisan'da ilan edilen ateşkes başlangıçta Lübnan'ı kapsamadı, 16 Nisan'da ayrı bir Lübnan ateşkesi sağlandı, 14 Haziran'daki ara mutabakat ise çatışmaları geçici olarak dondurdu.
Bugünkü siyasi mimarinin merkezinde ise 26 Haziran 2026'da Washington'da imzalanan üçlü çerçeve anlaşması bulunuyor. ABD Dışişleri Bakanlığında, ABD'nin de taraf olduğu belgeye Lübnan ve İsrail büyükelçilerinin attığı imza, karşılıklı egemenliğin tanınmasını, Lübnan'ın güneyindeki iki "pilot bölgeden" kademeli İsrail çekilmesini ve bu bölgelere giren Lübnan ordusunun devlet dışı silahlı grupları tasfiye etmesini öngörüyor. Metnin kritik unsuru sıralama: İsrail'in geri çekilmesi ancak silahsızlandırmanın doğrulanmasının ardından tamamlanacak ve anlaşma net bir takvim içermiyor. Hizbullah, belgeyi "teslimiyet" olarak niteleyip reddetti.
Sahadaki tablo da bu belirsizliği yansıtıyor. Lübnan ordusu, 21 Temmuz'da pilot bölgelere konuşlanmaya başlarken İsrail Savunma Bakanı Yisrael Katz, Lübnan'da kalmak için kimseden izin almadıklarını açıkladı. Dolayısıyla burada söz konusu olan, çekilmenin kategorik olarak reddedilmesi değil doğrulama mekanizmalarına bağlanmış ve takvimi netleştirilmemiş bir süreçtir.
Görüşmenin kamuoyuna yansıyan en önemli sonucu güvenlik başlığında ortaya çıktı. Cumhurbaşkanı Erdoğan, Birleşmiş Milletler Geçici Görev Gücü'nün (UNIFIL) mevcut görev süresinin tamamlanmasının ardından Lübnan'ın güvenliğini ve egemenliğini desteklemeye yönelik her uluslararası girişimde yer almaya hazır olduklarını belirtti. Erdoğan, ayrıca Lübnan ordusuna desteğin süreceğini, İsrail saldırılarından yoğun şekilde etkilenen Lübnan'ın güneyinin yeniden inşasına her türlü katkının sunulabileceğini ve Beyrut-Şam diyaloğunu memnuniyetle karşıladıklarını ifade etti.
Bu açıklamanın ağırlığı takvimden kaynaklanıyor. BM Güvenlik Konseyinin 2790 sayılı kararı uyarınca, UNIFIL'in görev süresi 31 Aralık 2026'da sona erecek. Bu tarihin ardından yaklaşık 10 bin 800 kişilik personelin ve askeri teçhizatın bir yıl içinde tamamlanması öngörülen geri çekilme süreci başlayacak.
Bu da 2027 boyunca Lübnan'ın güneyinde güvenlik mimarisi boşluğu anlamına geliyor ve boşluğu dolduracak düzenlemenin tasarımı şimdiden tartışılıyor. Türkiye'nin daha önce UNIFIL Deniz Görev Gücü'ne katkı sunmuş olması, Ankara'ya hem teknik hem hukuki bir emsal sağlıyor. Avn da ziyaret öncesinde verdiği demeçte, güneye ilişkin gelecekteki bir uluslararası düzenlemede olası Türk rolünü memnuniyetle karşılayacaklarını dile getirmişti.
GKRY ile Deniz Yetki Alanı Anlaşması'nın gölgesi
Ankara'nın rahatsızlığı, Lübnan'ın Güney Kıbrıs Rum Yönetimi (GKRY) ile 25 Kasım 2025'te Baabda'da imzaladığı münhasır ekonomik bölge (MEB) anlaşmasından kaynaklanıyor. Söz konusu dosya devam eden bir müzakere değil tamamlanmış bir işlem niteliğinde. Bu anlaşma, Türkiye'nin ilan ettiği kıta sahanlığı dışında kaldığı kabul edilerek Kıbrıs Türklerinin haklarının dışlanması ve GKRY'nin ada bütünü adına işlem yapması üzerine kurulmuştu. Türkiye, buna itiraz ediyor.
Ziyaret öncesinde uluslararası basına konuşan Türk kaynaklarına göre ise Ankara'daki asıl kaygı farklı bir düzlemde bulunuyor: Beyrut'un deniz ve enerji tercihlerinin zamanla siyasi anlam kazanarak Lübnan'ı "GKRY-Yunanistan-İsrail" ekseninde şekillenen bir bölgesel çerçeveye çekmesi ihtimali. Aynı kaynaklara göre Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın Avn'a iletmeyi hedeflediği asgari beklenti, Lübnan'ın bölgesel çatışmada tarafsızlığını koruması ve İsrail'in müttefiki konumuna sürüklenmemesi yönünde. Lübnan cephesinin yanıtı ise GKRY ve diğer aktörlerle ilişkilerin Türkiye'yi hedef almadığı, İsrail'le yürütülen müzakerelerin de stratejik bir ittifak değil çekilme ve egemenlik arayışı olduğu şeklinde şekilleniyor.
Savunma işbirliği ve ABD yardımındaki daralma
Avn, Ankara'dan mevcut askeri destek ve eğitim programlarının genişletilmesini talep edeceğini ziyaret öncesinde açıklamıştı. Türk tarafının hazırlığı ise henüz somut bir tedarik paketi değil. Uluslararası basına yansıyan bilgilere göre Ankara, Lübnan ordu komutanını Türk savunma sanayisi tesislerini ziyarete davet etmeyi planlıyor. Bu bağlamda, Lübnan ordusunun ihtiyaçlarını resmi olarak tanımlaması halinde ciddi teçhizat sağlanması gündeme gelebilir. Türk savunma sanayisinin insansız hava aracı (İHA), zırhlı araç, haberleşme sistemleri ve deniz platformları alanındaki kapasitesi bu çerçevede bir seçenek olarak değerlendiriliyor.
Bu arayışı anlamlı kılan, ABD desteğindeki yapısal daralma. Washington, 2006'dan bu yana Lübnan ordusuna toplamda 3 milyar doları aşan güvenlik desteği sağladı. Ancak 2027 mali yılı bütçe talebi Lübnan ordusu için yalnızca 36 milyon dolar güvenlik desteği öngörüyor ve bu kaynağın, Lübnan'ın daha önce bu amaçla kullanmadığı terörle mücadele fonu üzerinden aktarılması planlanıyor. ABD Senatosu Dış İlişkiler Komitesinin iki başkanı da silahsızlandırma konusunda ilerleme sağlanmaması halinde yardımın yeniden değerlendirileceği uyarısında bulunuyor. ABD Başkanı Donald Trump, 21 Temmuz'daki görüşmede Lübnan'a güçlü destek sözü vermiş ve 40 yılı aşkın süredir kesintiye uğrayan doğrudan Amerikan hava taşımacılığının yeniden başlatılacağını duyurmuş ancak somut bir mali taahhüt açıklamamıştı.
Şam değişkeni
Denklemin üçüncü halkasını Suriye oluşturuyor. Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed Şara, 26 Temmuz'daki mülakatında çok sayıda ülkenin katılımıyla İsrail'le bir güvenlik anlaşması üzerinde çalışıldığını, bunun işgal altındaki Golan Tepeleri üzerindeki Suriye hakkından vazgeçilmeden kapsamlı barışa zemin hazırlayabileceğini belirtti. Şara, ayrıca Lübnan'a askeri müdahale niyeti taşımadıklarını yineledi. Türkiye'nin Şam üzerindeki etkisi, Beyrut açısından bu ihtimale karşı güvence işlevi görüyor.
İsrail'in bölgesel hamleleri ve Türkiye ile gerilim hattı
Bölgesel tabloyu şekillendiren asıl değişken, İsrail'in Gazze'nin ötesinde Lübnan ve Suriye'deki askeri varlığını kalıcılaştırma ve sahada yarattığı fiili durumları müzakerelerin başlangıç noktası haline getirme eğilimi. İsrail Savunma Bakanı Katz'ın Lübnan'ın güneyinde kalmak için kimseden izin almadıkları yönündeki açıklamaları, Tel Aviv'in çekilmeyi bir yükümlülük değil pazarlık unsuru olarak gördüğüne işaret ediyor. Aynı yaklaşım Suriye hattında da görülüyor: Şam'la yürütülen güvenlik müzakereleri, İsrail'in 2024 sonundan bu yana kontrol ettiği tampon bölgedeki ve Golan'daki fiili durumu değiştirmeksizin ilerliyor. UNIFIL'in görev süresinin sonlandırılması sürecinde İsrail ile ABD'nin oynadığı belirleyici rol de aynı stratejinin bir parçası olarak okunuyor. Zira uluslararası denetimin kalkması, İsrail'in Lübnan sahasındaki hareket serbestisini genişletme potansiyeli taşıyor.
Türkiye ise bu yönelimi kendi güvenlik algısı ve bölgesel konumlanma hedefleriyle bağdaşmadığı için açıkça reddediyor. Ankara'nın Lübnan ve Suriye'de yerel hiziplerle değil doğrudan devlet kurumlarıyla temas kurma ısrarı, Beyrut'un egemenliğine ve toprak bütünlüğüne verilen desteğin her fırsatta yinelenmesi ve UNIFIL sonrası düzenlemede rol üstlenme talebi, İsrail merkezli bölgesel mimariye alternatif çerçeve inşa etme çabası olarak değerlendiriliyor. Türk tarafının "GKRY-Yunanistan-İsrail" ekseninin genişlemesine yönelik hassasiyeti de aynı stratejik kaygının deniz yetki alanları boyutundaki uzantısını oluşturuyor.
İkili ilişkiler nasıl seyredecek?
Avn'ın Ankara ziyareti, Lübnan'ın dış destek ağını çeşitlendirme çabasıyla Türkiye'nin Levant'taki ağırlığını güvenlik boyutuna taşıma arayışının kesiştiği noktada duruyor. Önümüzdeki dönemin seyrini ise pilot bölge uygulamasının ilerleyip ilerlemeyeceği, İsrail'in çekilmesi için somut bir takvim belirlenip belirlenmeyeceği, UNIFIL sonrası güvenlik düzenlemesinin hangi formatta şekilleneceği, ABD'nin askeri yardım politikasının seyri ve Doğu Akdeniz'deki deniz yetki alanlarına ilişkin gelişmeler belirleyecek.
[Dr. Özlem Acar, Polis Akademisi Öğretim Üyesidir.]
*Makalelerdeki fikirler yazarına aittir ve Anadolu Ajansının editoryal politikasını yansıtmayabilir.
Kaynak: AA / Güncel
Dış Politika, Orta Doğu, Güvenlik, Türkiye, Ankara, Lübnan, Güncel, Ankara, Lübnan, Türkiye, Cumhurbaşkanı, Orta Doğu, Güvenlik, Dış Politika, Güncel, Haberler
- AK PARTİ
- AVRUPA BİRLİĞİ
- AZERBAYCAN
- BASKETBOL
- BELEDİYE
- BEŞİKTAŞ
- CHP
- ÇEVRE
- DEM
- DİPLOMASİ
- DOĞA
- DONALD TRUMP
- DEVLET BAHÇELİ
- EĞİTİM
- EKREM İMAMOĞLU
- ELON MUSK
- EMEKLİ
- EMLAK
- ENERJİ
- ENFLASYON
- ESNAF
- FENERBAHÇE
- FİKSTÜR
- FİLİSTİN
- FUTBOL
- GALATASARAY
- GASTRONOMİ
- GAZZE
- GÜNCEL
- GÜVENLİK
- GÖÇMEN
- HAKAN FİDAN
- HASTANE
- HAYVAN HAKLARI
- HIRSIZLIK
- HUKUK
- IRAK
- İNSAN HAKLARI
- İRAN
- İSRAİL
- İSTANBUL
- İŞÇİ
- İTFAİYE
- JANDARMA
- JOSE MOURINHO
- KAZA