Aa Haber Akademisi Kapılarını Açtı
Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç, "Çok şeyler yaşadım."
Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç, "Çok şeyler yaşadım. Kendimi çoğu zaman basın mağduru olarak görenlerden birisiyim. Ama şimdi artık bunu söylemem doğru da değil. Çünkü hayatın bir gerçeği var. Belki de dünyanın pek çok yerinde de böyle. Ama biz kaliteyi ortaya koyabilirsek eminim ki karanlıklar dağılacaktır. Önemli olan ışığı yakmak, güzeli göstermek, iyi, doğru ne varsa onlara sahip çıkmaktır" dedi. AA Haber Akademisinin açılışını yaparak ilk dersi veren Başbakan Yardımcısı Arınç, Basın Yayın Enformasyon Genel Müdürlüğünün kendisine bağlı bir kuruluş olduğunu anımsatarak, "O da çok önemli çalışmalar yapıyor. Özellikle yeni genel müdürümüzün daha hızlı, daha etkili, daha şümullü bir çalışmasını gözlemliyorum" dedi. Arınç, geçtiğimiz hafta sonu Bursa'da İletişim Fakültesi dekanları ile YÖK Başkanı Prof. Dr. Gökhan Çetinsaya başkanlığında önemli bir toplantı yaptıklarını dile getirerek, "Amacımız da 2003 yılında yapılan İletişim Şurası'nın devamını veya bir yenisini bu yılın haziran ayında yapmak. Onun ön çalışması olarak da Türkiye'de 42 üniversitenin iletişim fakültesi dekanlarını Bursa'da buluşturduk. İletişim Dekanları Konseyi İLDEK'in de işbirliği ile gayet faydalı, yararlı bir çalışma yaptığımıza inanıyorum. 3 oturumda tebliğler sunuldu. Yararlı çalışmalar oldu sonunda da bir değerlendirme oldu" diye konuştu. Türkiye'de şu anda 50 civarında iletişim fakültesi bulunduğunu kaydeden Arınç, şunları kaydetti: "Bunlardan bir kısmı kurulmuş ama henüz öğrenci almaya başlamamış, ama 42'si, en eskisinin de Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesi olmak üzere çalışmalarına devam ediyor. Her sene birkaç bin mezun veren iletişim fakültelerinin geleceğinin de tartışıldığı bir toplantı oldu. Öğrenci sayısı, bundan sonraki hedefler, mezunlarımızın iş alanları konusunda da bence faydalı çalışmalar oldu. Ama bu konunun birinci derecede sorumlusu diyebileceğimiz Yüksek Öğretim Kurulu başkanıdır. O şüphesiz konuşulan konular üzerinde bir değerlendirme yapacaktır. Ama biz yeni medya düzeni konusunda da iletişim fakültelerinin bize söyleyeceklerini merakla bekledik ve onlardan da yararlandık. Şunu unutmayalım, Radyo Televizyon Üst Kurulu da benim uhdemdedir. 1994'te çıkarılan kanunun çok eskidiğini, mutlaka değiştirilmesi gerektiğini biliyorduk. Çünkü AB yönergeleri ile AB sürecinde de bizim yeni bir RTÜK Kanunu yapmamız gerekirdi. Bu kanunun yapımı sırasında iletişim fakültelerinden yararlanmıştık. Dolayısıyla bir deneyim paylaşımı olarak da iletişim fakülteleri ile daha çok iş birliği yapmamız gerektiğini düşünüyorum." Arınç, AA Haber Akademisine öğrenci alınırken sadece iletişim fakültesi mezunlarının tercih edilmediğine dikkati çekerek, "Buna gerek de yok. İhtiyaç da yok. 4 yıllık üniversiteyi bitirmiş arkadaşlarımızla, bu konuya merak duyan herkesi içine alacak çalışma yapmalıydık. Esasen ben de biliyorum ki, iletişim fakültesi mezunlarının da mutlaka basın yayında görev alacakları diye bir kural yok, doğru da değil. Özel sektörde de hayatın her alanında da iletişime ihtiyaç var" dedi. Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç, "iletişim" kelimesini ilk defa AA Genel Müdürü Kemal Öztürk'ün ağzından duyduğunu dile getirerek, "İletişim kelimesini ilk defa Kemal beyin ağzından duydum. Doğrusu Türkçe'yi iyi konuştuğu söylenen bir kişi olarak, iletişim-ileşitim hatta bazen böyle espri yapmak için iletişim miydi, ileşitim miydi derken Kemal bey bizi ikna etti. Biz İletişim Ofisini TBMM'de 2003 yılında faaliyete geçirdik ve başarı ile yönetildi. Ondan çok yararlandık. Daha sonra meclisteki Teşkilat Kanunumuzu İletişim Ofisi birimi kurmaya kadar götürdük. Dolayısıyla o ofisten yetişmiş arkadaşlarımızın bugün de meclis başkanlarına çok güzel hizmet verdiğini biliyorum. Ama bu kelimenin Türkiye'de yerleşmesi daha çok işlevsel hale gelmesi inanıyorum ki bizim mecliste yaptığımız çalışmalarla olmuştu. Herkesin görevi vardı. Süzülüyor bir araya getiriliyor, meclis başkanının önüne konabiliyor. ve siyasal iletişim de dahil olmak üzere her konuda konferanslar, davetler, yazılı metinler, randevular, rapor haline getirilir. Bir hizmet sunulabiliyordu. İletişim önemli, buna daha çok artık ihtiyacımız var. Bu konuda Türkiye'de de kimsenin itirazı kalmadı zannediyorum" ifadelerini kullandı. Basın Yayın Enformasyon Genel Müdürlüğünün kendi alanında hizmetleri bulunduğuna da işaret eden Arınç, şunları söyledi: "O da TRT gibi pek çok dilde yayın yapabiliyor. Web siteleri ile devlet enformasyon sistemi ile web sayfası ile büyük hizmetler yapıyor. Yine bu dönemde bana bağlı olarak kurulan Kamu Diplomasisi Genel Koordinatörlüğü oldu. 2010 Şubat ayında Başbakanlık genelgesi ile bu kurum hayata geçti. Başına da Başbakanlık Başmüşaviri İbrahim Kalın'ı getirdik. Çok fazla afişe edilen çalışmalar içerisinde değil ama bizce çok önemli bir çalışmayı kamu diplomasisi koordinatörlüğümüz yapıyor. Belki onu belki ayrı bir bölüm olarak, ders olarak, Kemal beyden de rica edelim, İbrahim Kalın'ın burada arkadaşlarımıza sunacağı konu olarak Kamu Diplomasisine ihtiyacımız var. Biz bunu belki sessiz bir şekilde götürüyoruz. Belki sadece yaptığımız toplantılarla bu iş duyulabiliyor ama Türkiye'nin haklı tezlerinin de, Türkiye'yi pozitif anlamda tanıtma gayreti içinde önemli bir yeri olduğunu düşünüyorum." Arınç, RTÜK'ün de kendisine bağlı kuruluşlardan birisi olduğunu ve radyo ve televizyon yayıncılığının çok önemli bir hale geldiğini belirterek, "Bu konuda düzenleyici kurum olarak RTÜK'e daha üst görevler verdik. Özellikle Türkiye'de bugüne kadar kanunun emretmesine rağmen bir türlü yapılamayan radyo ve televizyon frekans tahsislerinin artık yapılması gerektiğini buna ilişkin hükümlerin kanuna konulması icap ettiğini düşündük. Diğer konularda da reklam payları vesairelerde ilerici, ileriye dönük bir kanun hayata geçirmiş olduk. Bir yıldan bu yana da uygulanıyor. Bütün yönetmelikleri de Resmi Gazete'de yayınlanmış oldu" dedi. Arınç, uhdesinde Vakıflar Genel Müdürlüğü ile Atatürk Kültür Dil Tarih Yüksek Kurumunun da bulunduğunu vurgulayarak, "Şüphesiz onlar da anayasada yer alan kurumlardır, kuruluşlardır. Özellikle Türk Dil Kurumu ile Türk Tarih Kurumunun Atatürk'ün vasiyeti ile kurulduğunu ve bunlara yine Atatürk'ün vasiyeti gereğince gelir tahsis edildiğini de unutmayalım. Ancak 82 Anayasası bu dört kurumu bir isim altında bir bütünlük içerisinde tercih etti. 2 Kasım'dan önce çıkarılan kanun hükmünde kararnamelerle de pek çok konuları yenileştiren kararnameler çıkarmaya muvaffak olduk. Kurumlarımız şu anda görevlerine devam ediyor" diye konuştu. -"Kendimi çoğu zaman basın mağduru olarak görenlerden birisiyim" Basın medya alanında bütün yenilikleri takip etmeye mecbur olduklarını ifade eden Arınç, 2004 yılında çıkarılan Basın Kanunu'nun şu anda başarı ile uygulandığını ifade etti. Basın Kanunu'ndan dolayı yüksek bir şikayet almadıklarını ancak Türk Ceza Kanunu'nun bazı hükümleri ve Terörle Mücadele Kanunu'nun bazı maddeleri sebebiyle sıkıntı ve şikayetler olduğunu bildiklerini kaydeden Arınç, şöyle konuştu: "Ancak basın özgürlüğü, basın, gazeteciler, cezaevindeler, yargılanıyorlar... Bunlarla ilgili Türk Ceza Kanunu'nun bazı hükümleri ve Terörle Mücadele Kanunu'nun bazı maddeleri sebebiyle sıkıntı ve şikayetler olduğunu biliyoruz. Detayına girmeyeceğim. Bu konu bu günlerde fazlası ile tartışılıyor. Ama basın ve medya alanında AA açısından daha önce yine bu kürsüden söylediğim bir noktayı hatırlatmak istiyorum. Ben ilk başbakan yardımcısı olarak Anadolu Ajansını ziyaret ettiğimde, burada benim daha önce ajans ile ilgili söylediklerimi hepsinin dökümünü çıkarmışlardı. Bunlardan bir tanesi de şuydu: Ben 40 yıldan beri siyasetin içindeyim. Düşe kalka ama dosdoğru gitmeye çalıştım. Süreç içerisinde Türkiye'de gitmediğim, İl, ilçe, kasaba, köy... Özellikle kendi seçim bölgemde taramadığım mahalle kalmamıştı. Ben nereye gitsem siyasetçi olarak, yanımda en sadık ve güvenilir dost olarak Anadolu Ajansını bulmuştum. Evet pek çok gazeteci geliyordu. Pek çok ajans da vardı belki, ama onların olmadığı yerde yanımızda mutlaka bir Anadolu Ajansı çalışanı bulunuyordu. Şüphesiz bu arkadaşlarımız, yeterli yetersiz, deneyimli deneyimsiz, bu vazifelerini yapıyorlardı. Objektif olmaya sadık bir çalışma içindeydiler. Gördüklerini, duyduklarını yazıyorlar ve haberlerini ulaştırıyorlardı." Başkalarından çoğu zaman şikayetçi olduklarını hatırladığını dile getiren Arınç, "Yani konuşmadığımız, yapmadığımız işlerin de bir şekilde haber olarak yayınlandığını görüyorduk. Bu bizi fazlasıyla üzüyordu. 'Hayır böyle bir şey olmadı. Ben böyle bir şey söylemedim. Bu sözün önü de var, arkası da var'. Hiç bunların kar ettiğini görmedim" dedi. Arınç, "haberde doğru, objektif olma"nın bir bir kalite olduğuna da işaret ederek, "Yolu serbesttir. Herkes gördüğünden farklı şeyler çıkarabilir. Bunları konuşabilir ve söyleyebilir. Ama ağızdan çıkan söz, yaptığımız iş doğru ve objektif olarak yayınlanmalıdır. Sonra bunların arasında başka gülünç şeyler de sıkıştırılmaya başlandı. Bunlar da bizi fevkalade üzüyor. Çok şeyler yaşadım. Kendimi çoğu zaman basın mağduru olarak görenlerden birisiyim. Ama şimdi artık bunu söylemem doğru da değil. Çünkü hayatın bir gerçeği var. Belki de dünyanın pek çok yerinde de böyle. Ama biz kaliteyi ortaya koyabilirsek, eminim ki karanlıklar dağılacaktır. Önemli olan ışığı yakmak, güzeli göstermek, iyi, doğru ne varsa onlara sahip çıkmaktır" diye konuştu. - ADANA
Kaynak: AA / Yerel
Radyo Ve Televizyon Üst Kurulu, Mustafa Kemal Atatürk, Bülent Arınç, Türkiye, Yerel, Yerel, Haberler
- AK PARTİ
- AVRUPA BİRLİĞİ
- AZERBAYCAN
- BASKETBOL
- BELEDİYE
- BEŞİKTAŞ
- CHP
- ÇEVRE
- DEM
- DİPLOMASİ
- DOĞA
- DONALD TRUMP
- DEVLET BAHÇELİ
- EĞİTİM
- EKREM İMAMOĞLU
- ELON MUSK
- EMEKLİ
- EMLAK
- ENERJİ
- ENFLASYON
- ESNAF
- FENERBAHÇE
- FİKSTÜR
- FİLİSTİN
- FUTBOL
- GALATASARAY
- GASTRONOMİ
- GAZZE
- GÜNCEL
- GÜVENLİK
- GÖÇMEN
- HAKAN FİDAN
- HASTANE
- HAYVAN HAKLARI
- HIRSIZLIK
- HUKUK
- IRAK
- İNSAN HAKLARI
- İRAN
- İSRAİL
- İSTANBUL
- İŞÇİ
- İTFAİYE
- JANDARMA
- JOSE MOURINHO
- KAZA