Babacan: NATO Zirvesi'nde Vatandaşı Düşman Gibi Görmek Hicap Verici
DEVA Partisi lideri Ali Babacan, NATO Zirvesi güvenlik önlemlerini eleştirerek, asgari ücret ve emekli maaşlarına ara zam yapılmamasını 'hak gaspı' olarak nitelendirdi ve hükümetin ekonomi politikalarına tepki gösterdi.
(TBMM) - DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan, 7-8 Temmuz'da Ankara'da düzenlenecek NATO Zirvesi kapsamında alınan tedbirleri eleştirerek, "İnanın hicap duyuyorum. Her yerlere duvarlar, brandalar, olağanüstü şekilde Türkiye'deki bütün güvenlik güçlerinin Ankara'ya yığılması... Nedir bu ya? NATO, ülkeleri dış tehditlere karşı koruma sistemidir. Bunlar NATO'yu bizim kendi insanlarımızdan koruma derdine düşmüşler" dedi.
DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan, Yeni Yol Grup Toplantısı'nda gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Babacan, dün TÜRK-İŞ'in açıkladığı açlık ve yoksulluk sınırına ilişkin şunları söyledi:
"Dört kişilik bir ailenin sadece gıda masrafları, yani açlık sınırı olarak tanımladığımız rakamın 35 bin 759 liraya çıktığını gördük. Yılbaşında bu rakam 30 bin 143 liraydı. Yani aralık sonu itibarıyla 30 bin 143 lira olan rakam, haziran sonu itibarıyla 35 bin 759 liraya yükseldi. Artış tam yüzde 18,6. Yani yılbaşından bugüne vatandaşlarımızın sadece gıda harcamalarına yüzde 18,6 zam geldiğini TÜRK-İŞ'in çalışması, araştırması tespit etmiş durumda."
"ARA ZAM VERMEME KONUSUNDA İKTİDAR ISRARCI"
Şimdi gelelim asgari ücrete. Asgari ücret biliyorsunuz yılbaşında belirlendi. ve her yıl bu ülkede asgari ücrete 1 Temmuz'da ara zam verilirken, geçen yıl da bu yıl da ara zam vermeme konusunda iktidar ısrarcı. Şimdi asgari ücrete baktığımızda, yılbaşındaki 33 bin liranın satın alma gücü bugünün 40 bin lirası. Yani yılbaşında asgari ücretli bir vatandaşımızın 33 bin liraya aldığı gıda, bugün çıkmış 40 bin liraya. 1 Temmuz'da asgari ücrete ara zam vermemek, söylüyorum, söyleyeceğim; hak gaspıdır, kul hakkına girmektir. Bu kadar açık.
"ADALETİN GEREĞİ ACİLEN YERİNE GETİRİLMELİ"
Yine en düşük emekli maaşımızın mutlaka güncellenmesi gerekiyor. Yılbaşında 20 bin lira olarak belirlenen, açlık sınırının dahi çok altında olan bir rakamın 1 Temmuz'da pas geçilmesi düşünülemez, kabul edilemez. Hep söyledik, söylüyoruz, emeklilerine insanca bir yaşam şartı sunmayan, emeklilerinin insan onuruna yakışır bir hayat sürmediği bir ülkeye demokrasi de denmez, hukuk devleti de denmez. Bir an önce bu hak kayıpları giderilmelidir. 1 Temmuz'da ara zamlar hem asgari ücretlilerimize hem en düşük emekli maaşı alan vatandaşlarımıza verilmelidir. Adaletin, hakkın gereği acilen yerine getirilmelidir."
"TÜRKİYE'NİN NATO İLE ANLAŞMASI VARSA, KENDİ VATANDAŞLARIYLA DA ANLAŞMASI VAR"
Babacan, 7-8 Temmuz'da Ankara'da düzenlenecek NATO Zirvesi kapsamında yapılan hazırlıklara ilişkin, şunları söyledi:
"Zirve henüz gerçekleşmeden hepimizin dikkatini çeken çok farklı, çok garip gelişmeleri izliyoruz, gözlemliyoruz. Yapılan operasyonlarla yüzlerce vatandaşımız gözaltına alındı. Aralarında gazeteciler var, akademisyenler var, avukatlar var, çevre gönüllüleri var, sivil toplum temsilcileri var. Daha da vahimi, bu tutuklama talebine dayanak gösterilen ifadeler, gerçek bir hukuk garabeti. Savcılığın sevk yazısına bakıyorsunuz; 'Düzenledikleri eylemler' demiyor, 'İşledikleri suçlar' demiyor. Ne diyor? 'Eylem gerçekleştirebilirler belki de' diyor. Türkiye Cumhuriyeti yargısının bir savcılığının iddianamesinde yer alabilecek ifadeler mi bunlar? Hukuk ihtimallerle, varsayımlarla, belkilerle, potansiyellerle işlemez. Hukuk delille işler, kanıtla işler. 'Sen ya suç işlersen' diye hiç kimseyi gözaltına alamazsın. Suç işlenir, kanıtlanır, iddialar delille bağlanır, ancak ondan sonra gerekli yaptırımlar uygulanır. Ben iktidardakilere buradan hatırlatmak istiyorum, Türkiye'nin NATO ile anlaşması varsa, Türkiye Cumhuriyeti'nin kendi vatandaşlarıyla da bir anlaşması var. Bu anlaşmanın adı kanunlardır. Bu anlaşmanın adı anayasadır. Bu anlaşmanın adı hukuktur."
"BÖYLE ZİRVE DÜZENLENİR Mİ"
Hazırlıklar kapsamında yapılan harcamalara da değinen Babacan, şöyle konuştu:
"Sadece havaalanının tadilatı, lüksleştirilmesi, daha gösterişli bir yer olsun diye harcadıkları rakam, kendi ifadeleriyle 10 milyar lira. Sadece havaalanı. Emeklilerimizin, çalışanlarımızın en zor şartlarda yaşadığı bir dönemde israfa tam gaz devam. Üstüne üstlük bu zirve nedeniyle şehri kapatacaklar, hayatı durduracaklar. Üniversitelerin yurtlarını boşalttırdılar. Üniversite yurtlarında bir tane öğrenci kalmayacak dediler. 'Tamamını gönderin, nereye gönderirseniz gönderin' dediler. Böyle zirve düzenlenir mi? Böyle bir zirveye bu şekilde ev sahipliği yapılır mı?"
"BÖYLE HUKUK DEVLETİ OLMAZ"
Esnafımız, KOBİ'miz, sanayicimiz bu bir hafta boyunca duran şehrin maliyetini, işlerin durmasının bütün külfetini tek başına üstlenmek zorunda kalacak. ve bunun telafisiyle ilgili hiçbir tedbir yok. Son derece zorba bir şekilde diyorlar ki 'Kapattım. Yaptım. Karar verdim, yasakladım'. Böyle bir demokrasi olmaz. Böyle bir hukuk devleti olmaz. Ailesinin Ankara'ya okumaya gönderdiği genç de helalinden para kazanarak geçinmeye çalışan esnafımız da bu millet için alın teri döken çiftçimiz de emeklimiz de işçimiz de NATO'dan çok daha önemlidir, NATO'dan büyüktür. İnanın hicap duyuyorum. Her yerlere duvarlar, brandalar, olağanüstü şekilde Türkiye'deki bütün güvenlik güçlerinin Ankara'ya yığılması... Nedir bu ya? NATO, ülkeleri dış tehditlere karşı koruma sistemidir. Bunlar NATO'yu bizim kendi insanlarımızdan koruma derdine düşmüşler."
İktidarın ekonomi politikalarını da eleştiren Babacan, sözlerini şöyle sürdürdü:
"Bakıyoruz her fırsatta Sayın Erdoğan büyüme rakamlarından bahsediyor. Oysa bir ülkede vatandaşlar yardım kuyruğunda bekliyorsa, ekonomi kağıt üzerinde büyüyor ama insanların hayatında küçülüyor demektir. Hazine ve Maliye Bakanlığı verilerine göre 2026 yılının ilk beş ayında tam 190 milyar lira sosyal yardımlar için harcandı. 2025 yılında e-Devlet üzerinden sosyal yardım başvurusu yapan vatandaşlarımızın sayısı 26 milyon 800 bin insan. Bakın, 86 milyonluk ülkede 26 milyon 800 bin kişi e-Devlet'ten sosyal yardım için başvurmuş, sadece 2025 yılında. Bu, Hazine Bakanlığı'nın verileri. Bunlar, daha fazla vatandaşımızın daha fazla desteğe ihtiyaç duyduğunu gösteren önemli göstergelerdir."
"BU FAKİRLİĞİ, YOKSULLUĞU YÖNETMEKTİR"
Sosyal yardım devletin en temel görevlerinden biridir. İhtiyaç sahibi elbette devletin gözetiminde olmalıdır, devletin desteği hemen yanında olmalıdır. Ama bir ülkenin başarısı sosyal yardımları büyütmek, sosyal yardımları daha çok insana sağlamak olamaz. Önemli olan sosyal yardım ihtiyacı olan insanların sayısını düşürmektir. Herkesin kendi alın teriyle, kendi emeğiyle, çalıştığının karşılığını aldığı onurlu bir yaşam sürmesidir. Siz insanları fakirleştirin, yoksul duruma düşürün, yardıma muhtaç edin ondan sonra deyin ki 'Bakın şu kadar insana yardım ettik, şu kadar destek bütçesi ayırdık.' Bu ekonomi yönetimi değildir. Bu sadece fakirliği yönetmektir, yoksulluğu yönetmektir."
Babacan, 12'nci Yargı Paketi'yle ilgili de şu değerlendirmelerde bulundu:
"Beklentilerin çok uzağında bir paket olduğunu gördük. Tabii bu yargı paketleri böyle numaralandırılmış geliyor ya seri numaralı 11, 12 falan diye… Bunlar bizim zamanında başlattığımız yargı paketleriyle uzaktan yakından alakası olmayan paketler. Yargı reformları nedir biliyor musunuz? Avrupa Birliği ile başlayan süreçte, Kopenhag Kriterleri'ni karşılamak için çalışmaya başladığımız dönemde, Türkiye'nin Avrupa Birliği ve Avrupa Konseyi standartlarında bir yargıya sahip olması, adaletin, hakkın ve hukukun gereğinin yerine gelmesi, yargımızın adaleti hızlı dağıtması için yapılan reform paketleriydi. Bir numaralı yargı reformu, iki numaralı yargı reformu…"
Bunlar alışmışlar; ellerinde bir numara, basıyorlar 11, 12, 13, 14 diye. İçeriğe bakıyorsunuz, içeriği boş. Ağırlıklı olarak teknik düzenlemeler. Bugün geldiğimiz noktada infazda eşitlik talebi var mı? Pakette yok. 31 Temmuz Kovid düzenlemesinden doğan mağduriyetlerle ilgili bir düzenleme var mı? Yok. Cezaevlerindeki kapasite sorunu var mı? Yok. Hasta tutuklu ve hükümlülerin durumu var mı? Yok. Aynı şekilde çek kanunundan kaynaklanan mağduriyetler var mı? Yok. KHK sonrası oluşan büyük haksızlıklar ve hukuksuzluklarla ilgili sorunların çözümü var mı? Yok. Uzun tutukluluk süreleri var mı? Yok. Adil yargılanma hakkına ilişkin yapısal sorunlar var mı? Yok. Yok, yok, yok.
Bunların her biri doğrudan vatandaşlarımızın hayatına dokunan ve adalet duygusunu zedeleyen konular. ve bunların hiçbirinde çözüm yok. Tüm başlıklar bütüncül bir şekilde ele alınmalıdır. Türkiye'de mağdur, haksızlığa uğramış kim varsa bunların tamamının detaylı şekilde çalışıldığı ve hakkın teslim edildiği gerçek bir yargı reformu artık kaçınılmaz hale gelmiştir."
Yerel Haberler, Deva Partisi, Ali Babacan, Türkiye, Ekonomi, Güncel, Ankara, Nato, Deva Partisi, Nato, Ankara, Türkiye, Ali Babacan, Nato Zirvesi, Yerel Haberler, Ekonomi, Güncel, Haberler
- AK PARTİ
- AVRUPA BİRLİĞİ
- AZERBAYCAN
- BASKETBOL
- BELEDİYE
- BEŞİKTAŞ
- CHP
- ÇEVRE
- DEM
- DİPLOMASİ
- DOĞA
- DONALD TRUMP
- DEVLET BAHÇELİ
- EĞİTİM
- EKREM İMAMOĞLU
- ELON MUSK
- EMEKLİ
- EMLAK
- ENERJİ
- ENFLASYON
- ESNAF
- FENERBAHÇE
- FİKSTÜR
- FİLİSTİN
- FUTBOL
- GALATASARAY
- GASTRONOMİ
- GAZZE
- GÜNCEL
- GÜVENLİK
- GÖÇMEN
- HAKAN FİDAN
- HASTANE
- HAYVAN HAKLARI
- HIRSIZLIK
- HUKUK
- IRAK
- İNSAN HAKLARI
- İRAN
- İSRAİL
- İSTANBUL
- İŞÇİ
- İTFAİYE
- JANDARMA
- JOSE MOURINHO
- KAZA