Tarihi Boğazkesen Köprüsü'nün Adı 'Boğazkesen Sultan Murat Han Köprüsü' Olarak Değiştirildi

Güncel Haberler

Amasya sınırında bulunan Yeşilırmak ve Kelkit Çayı'nın birleştiği Boğazkesen mevkisindeki tarihi Boğazkesen Köprüsü'nün adı Osmanlı arşiv belgeleri ve akademik çalışmalar dikkate alınarak Sivas Kültür Varlıkları Koruma Bölge Kurulu tarafından 'Boğazkesen Sultan Murat Han Köprüsü'...

TOKAT- Amasya sınırında bulunan Yeşilırmak ve Kelkit Çayı'nın birleştiği Boğazkesen mevkisindeki tarihi Boğazkesen Köprüsü'nün adı Osmanlı arşiv belgeleri ve akademik çalışmalar dikkate alınarak Sivas Kültür Varlıkları Koruma Bölge Kurulu tarafından 'Boğazkesen Sultan Murat Han Köprüsü' olarak değiştirildi.

Tokat'ın Erbaa ilçesine bağlı Kale köyündeki tarihi Boğazkesen Köprüsü ile ilgili yapılan akademik çalışmalar ve arşiv taramaları neticesinde köprünün adının Osmanlı Padişahı 2'nci Murat'ın adını taşıdığı ortaya çıktı. Arşiv kayıtlarında Sultan Murat Han Köprüsü adıyla anılan köprü için Erbaa Belediyesi tarafından çalışma başlatıldı. Erbaa Belediyesi köprünün Osmanlı dönemindeki adıyla anılması için mart ayında Sivas Kültür Varlıkları Koruma Bölge Kurulu'na başvuru yaptı. Yapılan başvuruyu değerlendiren kurul 17 Nisan'da aldığı kararla köprünün adını Boğazkesen Sultan Murat Han Köprüsü olarak değiştirdi.

Boğazkesen Köprüsü ile ilgili arşiv taramaları ve akademik çalışmalar yapan Tokat Gaziosmanpaşa Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi, Sanat Tarihi Bölümü, Türk İslam Sanatları Tarihi Anabilim Dalı Başkanı Dr. Öğr. Üyesi Nazım Boy, "Roma döneminde bu yol 'Ulu Yol' olarak adlandırılıyor. Taşova'dan gelip Niksar'dan devam eden yani Anadolu'nun kuzeyindeki ana yol olarak bildiğimiz yol. Devamında bu Türk-İslam döneminde Danişmentlilerle birlikte bölgede başlayan hakimiyet sürecinden itibaren de bu bölge yine yerleşime sahne olmuş. Türkler tarafından ihya edilmiş. Öncelikle bu yol üzerinde Roma döneminden itibaren Ulu Yol'u bildiğimiz için bir köprünün olmaması kaçınılmaz. Yalnız bulunduğumuz nokta Kelkit ve Yeşilırmak'ın birleştiği nokta. Su debisinin en yüksek olduğu nokta. O yüzden de köprülerin uzun ömürlü olması Çok zor bir durum. Çok muhkem yapılması gerekiyor. Sağlam yapılması gerekiyor. Roma döneminde kuvvetle muhtemel bir köprü vardı. Ancak zamanla tahrip olma ihtimali oldukça yüksek. Bunu da nereden anlıyoruz? Köprünün üzerinde kullanılan malzemelerde biz daha erken dönemdeki malzemelerin devşirildiğini Türk İslam döneminde de kullandığını anlayabiliyoruz. Osmanlı döneminde arşiv kayıtlarında bu yol İran Caddesi, İran yolu olarak adlandırılıyor. Köprü ile ilgili de birçok arşiv kaydına biz çalışmamızda rastladık. Bunlardan 3 tane arşiv belgesinde köprünün Sultan Murat Han Köprüsü olarak isimlendirildiğini net bir şekilde gördük. Literatürde günümüze kadar Boğazkesen Köprüsü olarak geçiyordu. Ama biz arşiv belgeleriyle bunu somut bir şekilde ortaya koyduğumuz için yaptığımız akademik çalışmada köprünün isminin Boğazkesen Sultan Murat Han Köprüsü olarak mevki ile de bütünlük sağlaması açısından mevkisi ismi ve bani ismi birlikte kullanılacak şekilde olması gerektiğini önerdik. Bu önerimizi de yerel yönetim dikkate alıp Kültür Varlıkları Koruma Kurulu'na sunmuş. Orada da bu kabul görmüş köprünün günümüzde bugün itibariyle ismi Boğazkesen Sultan Murat Han Köprüsü olarak güncellenmiş durumda" dedi.

SELLER SEBEBİYLE YIKILMIŞ

Osmanlı arşivlerinde köprünün seller sebebiyle onarım gördüğüne dair belgeler olduğunu ifade eden Dr. Öğr. Üyesi Nazım Boy, "Burada 1850'lerden itibaren arşiv belgelerinde 1910'lara kadar 3 kez köprünün onarım geçirdiğini görüyoruz. Bu onarımlardaki en büyük sebep Osmanlı arşivlerinde geçtiği şekliyle 'Tuğyan' yani sel. Su taşkınları, Kelkit ve Yeşilırmak'ın birleştiği noktada olması su debisinin yükselmesi ve köprünün özellikle tabliye kısmının üst geçiş kısmının tahrip olması bunun neticesinde de yaşanan zorluklar itibariyle yapılan başvurular ve onarıma ilişkin girişimleri biz belgeleriyle biliyoruz. Erken dönemde, Sultan Murat Han döneminde kuvvetle muhtemel 2'nci Murat döneminde yani bölgenin Osmanlı hakimiyetine katıldığı hakimiyetin geliştiği bir süreçte köprünün yeniden inşa edildiğini düşünüyoruz. Geç dönemde ise bu tabliyenin yıkılmasından sonra onarımların taş değil ahşap tabliye şekilde gerçekleştirildiğinde hem dönem seyahatnamelerindeki görsellerde hem de kayıtlardaki arşiv kayıtlarındaki malzeme detaylarından anlayabiliyoruz. En son 1940'larda bir sel meydana geliyor. Onu da Cumhuriyet arşivlerinden net bir şekilde öğreniyoruz. Orada köprünün tabliye kısmının yıkıldığı yazışmalarda belirtiliyor. Zaten o tahribattan sonra da tekrar onarımı gerçekleşmiyor. 1950'lerde hemen köprünün biraz kuzeyinde çelik iskelet üzerine kurulu beton tabliyeli köprü inşa ediliyor" diye konuştu.

'RESTORE EDİLMELİ'

Köprünün ayaklarının gün geçtikçe daha fazla hasar gördüğünü ve restore edilmesi gerektiğini belirten Boy, "Ayakta büyük bir kayma ve yarılma olduğunu görüyoruz. Bir dahaki taşkında o ayak gidecek öyle gözüküyor. Onun için de bir an önce bu köprü ile ilgili restorasyon projelerinin Karayolları Sanat Yapıları Daire Başkanlığı'nca yapıldığını biliyoruz. Bu projenin hayata geçirilmesi restorasyonunun yapılması gerekiyor. Peyderpey ayaklar yıkılarak köprüden eser kalmayacak" ifadelerini kullandı.