Şimşek Eylül başından bu yana fonlardan 647 milyar liralık çıkış olduğunu açıkladı
Hazine ve Maliye Bakanı Şimşek, Eylül başından bu yana fonlardan net çıkışın yaklaşık 647 milyar lira, bunun 287 milyar lirasının yabancıların çıkışı olduğunu açıkladı. Çıkan paranın mevduata geçtiğini, Türk lirası mevduat artışının 685 milyar lira, oranın yüzde 62'ye çıktığını söyledi.
Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, yaşanan gelişmelerin ardından fonlardan çıkışların olduğunu belirterek, "Eylül başından bu yana fonlardan net çıkış yaklaşık 647 milyar lira, bunun 287 milyar lirası yabancıların çıkışı. Riskten bir kaçınma var, fakat o da durdu. Bu kalıcı bir çıkış mı, dönüşü olacak mı, ayrı bir konu ama burada en önemlisi çıkan para mevduata geçti. Eylül başından bu yana Türk lirası mevduat artışı 685 milyar lira. Türk lirası mevduatın toplam mevduata oranı, yüzde 62'ye çıktı." dedi.
Şimşek, BloombergHT ve HaberTürk ortak yayınında, gündeme ilişkin soruları yanıtladı.
Sorunlu alanı karantinaya alarak, bulaşıcılığı kısıtladıklarını, doğrudan etkilerin sınırlı olacağını ve dolaylı etkilerin de olabileceğini anlatan Şimşek, "Sistemik risk yok derken, genelde bir veya birkaç kurum veya piyasanın belli bir alanında ortaya çıkan bir sorunun yayılarak, ekonomiyi topyekun risk altında bırakması durumu yok." diye konuştu.
Şimşek, bankacılığa bulaşıcılık riskinin, neredeyse yok denecek düzeyde olduğuna işaret ederek, bankaların söz konusu problemli fonlara doğrudan olan riskinin 1,3 milyar lira olduğunu bildirdi. Bankacılık sektöründe yaklaşık 56 trilyon liralık bir aktif olduğunu aktaran Şimşek, bankacılık sektörüne sirayet etmesinin, bankacılık sektörü için bir risk oluşturmasının şu an itibarıyla söz konusu olmadığını vurguladı.
"Çıkan para mevduata geçti"
Benzer şekilde, reel sektörün bu fonlarla etkileşiminin, aktiflerin on binde dokuzu olduğuna değinen Şimşek, "Bunlar düşük rakamlar, dolaylı etkileri ben küçümsemiyorum. Bu fon problemi, birçok başka küresel soruna denk geldi. Dolayısıyla borsaya, fiyatlara yansıması normal fon piyasasındaki sorunların yansımasının çok ötesine taştı. Bu arada, fonlardan bir miktar çıkış oldu. Geçen hafta cuma itibarıyla fonlardan çıkış, büyük oranda durdu. Eylül başından bu yana fonlardan net çıkış yaklaşık 647 milyar lira, bunun 287 milyar lirası yabancıların çıkışı. Riskten bir kaçınma var, fakat o da durdu. Bu kalıcı bir çıkış mı, dönüşü olacak mı, ayrı bir konu ama burada en önemlisi çıkan para mevduata geçti. Eylül başından bu yana Türk lirası mevduat artışı 685 milyar lira. Türk lirası mevduatın toplam mevduata oranı, yüzde 62'ye çıktı." ifadelerini kullandı.
Şimşek, özel sektör tahvil piyasasının toplam büyüklüğünün 1 trilyon lira, bu yıl sonuna kadar 1 trilyon liralık toplam tahvil stokunun vadesi gelecek olan kısmının tamamının da 26,5 milyar lira olduğunu kaydetti. Oransal bakıldığında çok cüzi bir alan olduğunu dile getiren Şimşek, şöyle devam etti:
"Buna rağmen ilkesel kararımız var, kamu kaynağı kullanılmayacak diye. Bankalarla Kredi Garanti Fonu (KGF) şu anda iletişimde. Kredi Garanti Fonu'na net bir şekilde şunu söyledik: 'Biz Hazine olarak taraf olmayacağız, kaynağımızı kullandırmayacağız, yani garanti vermeyeceğiz.' KGF kendi öz kaynaklarından, bu manipülasyona bulaşmamış, özel sektör tahvillerine ilişkin bir kredi çerçevesi oluşturursa buna olumlu bakarız."
"MSCI'nın açıklaması oldukça yapıcı"
Şimşek, özel sektör tahvillerine ilginin azaldığını, KGF'nin kendi öz kaynaklarıyla bir paket konusuna çalışıldığını, sektör temsilcileriyle bir araya geleceklerini anlattı.
MSCI'nın (Morgan Stanley Capital International) Türk hisse senetlerine yönelik belirli endeks değişikliklerini dondurduğunu açıklamasına da değinen Şimşek, şu değerlendirmelerde bulundu:
"MSCI'nın açıklaması oldukça yapıcı, süre vermesi önemliydi. Dolayısıyla sağlıklı işleyen bir fon piyasası, borsa, yani sermaye piyasaları açısından bu talepler son derece makul. Onların sorun olarak ifade ettiği hususların üzerine gideceğiz, zaten gidildi. Fon rehberiyle çok güçlü bir adım atıldı. Mevzuat, şeffaflığı artıracak önemli bir konu, yaptırımlar önemli bir konu ama uygulamada etkinlik en kritik konu. Uygulamada etkinlik için ilgili düzenleyici ve denetleyici bağımsız kurumlarımızın kapasitesini, mevzuatı nasıl güçlendiririz? Bireysel inisiyatiflerin ötesinde algoritmalarla, yani zamanında müdahaleyi nasıl sağlarız hususu dahil olmak üzere, bu konular çalışılacak. Güvenilir, sürekli yaptırım ve ağır yaptırım hususu kalıcı düzenlemeler içinde var. Ağustostan bu yana, Amerikan Merkez Bankası faizleri artırdı. Faizleri daha da artırması gerektiğine ilişkin piyasanın güçlü bir beklentisi var, küresel finansal koşullar sıkılaşıyor. Borsada bir değer kaybı var ama bunları bundan bağımsız düşünemezsiniz. MSCI endeksinin tamamına bakarsanız, yüzde 4 aşağıda. Bütün gelişmekte olan ülkelerden şu son dönemde çıkış var, riskten kaçınma var."
Şimşek, petrol fiyatlarında mayıstaki zirvenin tekrar yakalandığını, bunun etkisinin reel ekonomiye, gelişmekte olan ve petrol, doğal gaz ithal eden ülkelere olumsuz yansıdığına işaret ederek, gelişmiş ülkelerde faiz oranlarının son 20-25 yılın zirvesine çıktığını bildirdi.
"Önceliğimiz tasfiye sürecini şeffaf ve adil yönetmek"
Dünya piyasasındaki gelişmelere de dikkati çeken Şimşek, gelişmekte olan pek çok ülke borsasında yüzde 23'lere kadar düşüş olduğunu aktardı.
Türkiye ekonomisinin, son 3 yıldır şoklara karşı rüştünü ispat ettiğinin altını çizen Şimşek, şöyle konuştu:
"Uyguladığımız program sayesinde, şoklara karşı dayanıklılığımız çok güçlendi, bunu işin uzmanları söylüyor. Standard & Poor's ve Fitch, bu konularda açıklama yaptı, hepsi bu sürecin daha sağlıklı bir sermaye piyasası açısından olumlu gördüğünü, reel ekonomiye kalıcı, sistemik bir riskin olmayacağını ifade etti. Aklı başında herkes diyor ki, 'Türk sermaye piyasası, çok daha güçlü, sağlıklı bir zemine kavuşacak ve bu sağlıklı işleyiş dünyadan da kaynak çekecek, Türkiye'den de insanların güvenli bir şekilde tasarruflarını değerlendirdiği bir alan olacak.' Gelinen noktada bizim şu anda önceliğimiz, bu tasfiye sürecini etkin, şeffaf ve adil şekilde yürütmek. Buna ilişkin Meclis'ten kanun çıkar çıkmaz, ben sürecin başka ülkelerle karşılaştırılamayacak kadar hızlı ve güvenli şekilde gideceğine inanıyorum. Nitekim normal tasfiyede zaten hiçbir sorun yaşanmadı. Hisse senetlerinin değeri iner, çıkar bunlar geçici gelişmelerdir. Önemli olan reel ekonomidir." şeklinde konuştu.
Şimşek, Türkiye'de sadece para politikası değil, makroihtiyati tedbirler üzerinden de bakıldığında, ciddi bir politika tepki alanı bulunduğuna işaret ederek, ekonomide ciddi bir yavaşlama olursa karşılık verebileceklerini söyledi.
Maliye politikasında da çok ciddi avantajları bulunduğunun altını çizen Şimşek, "Geçen sene gelişmekte olan ülkelerin bütçe açığının milli gelire oranı neredeyse yüzde 6, bizde yüzde 2,9. Gelişmekte olan ülkelerde bu sene ortalama bütçe açığı yüzde 5,8, bizim bütçedeki tahminimiz ki temkinli bir tahmindir, altında da olabilir yüzde 3 civarı. Gelişmekte olan ülkelere göre bizim bütçe açığımız yarı yarıya daha düşük. Kamunun iç ve dış borç, brüt borç stokunun milli gelire oranı yüzde 22 civarı, gelişmekte olan ülkelerde bu oran yüzde 78'ler civarı. Küresel, jeopolitik gelişmelerin ve içerideki bu fon meselesinin reel ekonomiye dolaylı etkileri olabilir. Bu dolaylı etkileri yönetmek için bizim politika geliştirme alanımız güçlü." ifadelerini kullandı.
"Kamu kaynağını kullandırtmayacağız o bizim ilkemiz"
Şimşek, bu dönemde ihracatçıların finansmana erişimini artırmak için günlük kredi limitini 4,5 milyar liradan 5 milyar liraya çıkarttıklarını, imalatçı KOBİ'lere 250 milyar lira sübvansiyonlu kredi vermesinin önünü açtıklarını, YTAK'ta ciddi bir kaynak olduğunu, reel sektörde istihdamda ilave programlar oluşturduklarını ve bu alanlara odaklanmaya devam edeceklerini anlattı.
Küresel arka planın zorlu olduğuna işaret eden Şimşek, şunları kaydetti:
"Cumhurbaşkanımızın da ifade ettiği gibi neredeyse bir ateş çemberindeyiz. Çok büyük ihtimalle geçici bir yavaşlama olsa da bu ciddi bir şekilde dezenflasyonisttir ve politikada tepki alanımızı genişletecektir. Biz bu süreçleri seyretmeyeceğiz, seyretmiyoruz. Fon konusunda biz dedik ki 'Kamu kaynağını kullandırtmayacağız' o bizim ilkemiz, biz reel ekonomiyi destekleyeceğiz. Bu sıkıntıları aşmak için ve küresel sıkıntıların Türkiye'ye sirayet etmesini sınırlamak için sürekli programı gözden geçiriyoruz ve güçlendiriyoruz. Ama zorlukların da farkındayız, zorlukları, fon piyasasındaki gelişmeleri de küçümsemiyoruz. Bunlar bizim mutlaka tedbir alıp, bir daha asla yaşanmaması için çok güçlü bir irade ortaya koymamız gereken bir alan. Bu konuda da zerre tereddüt yok, ne gerekiyorsa yapılıyor. Buna bulaşanlar, ortak hareket edenler, piyasa bozucu faaliyetler içine girenlerin hepsi hakkında adli makamlar gereğini yapıyor. Sermaye Piyasası Kurulumuz 7/24 çalışıyor, biz kurumlarımızı güçlendireceğiz."
"Çeşitlendirme çabalarımız devam edecek"
Şimşek, AB ile hukuki bir zeminleri olduğunu vurgulayarak, (Made in Europe) AB'nin küçük hesaplarla, Türkiye'yi dışlayabileceğine inanmadığını dile getirdi.
Herhangi bir alanda, bir bölgeye veya bir ülkeye aşırı bağımlı olmanın, ulusal bir güvenlik riski olduğunun altını çizen Şimşek, şunları ifade etti:
"Bizim önümüzdeki orta-uzun vadede, sürekli şekilde risk azaltma, çeşitlendirme yapmamız lazım. Avrupa'yla çok derin bir ekonomik ve hukuki bir entegrasyonumuz var, ben kimsenin buna zarar vereceğine inanmak istemiyorum. Eninde sonunda Türkiye önemli bir ekonomi. Bugün kim ne derse desin Türkiye nüfus, satın alma gücü paritesi itibarıyla, yani bütün boyutlarıyla şu anda dünyanın en büyük ekonomilerinden biri. Ben inanıyorum ki, hiç kimse Türkiye'yi tamamen dışlayan bir yaklaşım içine giremez. Biz şu anda, Kanada ile serbest ticaret anlaşmasını müzakere ediyoruz. Japonya ile Uzak Doğu ile Körfez ülkeleriyle konuşuyoruz. Afrika ile çok ciddi inisiyatiflerimiz var. Bunları niye yapıyoruz sanıyorsunuz? Biz Türkiye'nin ekonomisinin veya herhangi bir alanının bir bölgeye veya bir ülkeye veya birkaç ülkeye bağımlı olmasını risk olarak görüyoruz. Onun için, bu çeşitlendirme çabalarımız devam edecek."
(Bitti)
Şimşek, BloombergHT ve HaberTürk ortak yayınında, gündeme ilişkin soruları yanıtladı.
Sorunlu alanı karantinaya alarak, bulaşıcılığı kısıtladıklarını, doğrudan etkilerin sınırlı olacağını ve dolaylı etkilerin de olabileceğini anlatan Şimşek, "Sistemik risk yok derken, genelde bir veya birkaç kurum veya piyasanın belli bir alanında ortaya çıkan bir sorunun yayılarak, ekonomiyi topyekun risk altında bırakması durumu yok." diye konuştu.
Şimşek, bankacılığa bulaşıcılık riskinin, neredeyse yok denecek düzeyde olduğuna işaret ederek, bankaların söz konusu problemli fonlara doğrudan olan riskinin 1,3 milyar lira olduğunu bildirdi. Bankacılık sektöründe yaklaşık 56 trilyon liralık bir aktif olduğunu aktaran Şimşek, bankacılık sektörüne sirayet etmesinin, bankacılık sektörü için bir risk oluşturmasının şu an itibarıyla söz konusu olmadığını vurguladı.
"Çıkan para mevduata geçti"
Benzer şekilde, reel sektörün bu fonlarla etkileşiminin, aktiflerin on binde dokuzu olduğuna değinen Şimşek, "Bunlar düşük rakamlar, dolaylı etkileri ben küçümsemiyorum. Bu fon problemi, birçok başka küresel soruna denk geldi. Dolayısıyla borsaya, fiyatlara yansıması normal fon piyasasındaki sorunların yansımasının çok ötesine taştı. Bu arada, fonlardan bir miktar çıkış oldu. Geçen hafta cuma itibarıyla fonlardan çıkış, büyük oranda durdu. Eylül başından bu yana fonlardan net çıkış yaklaşık 647 milyar lira, bunun 287 milyar lirası yabancıların çıkışı. Riskten bir kaçınma var, fakat o da durdu. Bu kalıcı bir çıkış mı, dönüşü olacak mı, ayrı bir konu ama burada en önemlisi çıkan para mevduata geçti. Eylül başından bu yana Türk lirası mevduat artışı 685 milyar lira. Türk lirası mevduatın toplam mevduata oranı, yüzde 62'ye çıktı." ifadelerini kullandı.
Şimşek, özel sektör tahvil piyasasının toplam büyüklüğünün 1 trilyon lira, bu yıl sonuna kadar 1 trilyon liralık toplam tahvil stokunun vadesi gelecek olan kısmının tamamının da 26,5 milyar lira olduğunu kaydetti. Oransal bakıldığında çok cüzi bir alan olduğunu dile getiren Şimşek, şöyle devam etti:
"Buna rağmen ilkesel kararımız var, kamu kaynağı kullanılmayacak diye. Bankalarla Kredi Garanti Fonu (KGF) şu anda iletişimde. Kredi Garanti Fonu'na net bir şekilde şunu söyledik: 'Biz Hazine olarak taraf olmayacağız, kaynağımızı kullandırmayacağız, yani garanti vermeyeceğiz.' KGF kendi öz kaynaklarından, bu manipülasyona bulaşmamış, özel sektör tahvillerine ilişkin bir kredi çerçevesi oluşturursa buna olumlu bakarız."
"MSCI'nın açıklaması oldukça yapıcı"
Şimşek, özel sektör tahvillerine ilginin azaldığını, KGF'nin kendi öz kaynaklarıyla bir paket konusuna çalışıldığını, sektör temsilcileriyle bir araya geleceklerini anlattı.
MSCI'nın (Morgan Stanley Capital International) Türk hisse senetlerine yönelik belirli endeks değişikliklerini dondurduğunu açıklamasına da değinen Şimşek, şu değerlendirmelerde bulundu:
"MSCI'nın açıklaması oldukça yapıcı, süre vermesi önemliydi. Dolayısıyla sağlıklı işleyen bir fon piyasası, borsa, yani sermaye piyasaları açısından bu talepler son derece makul. Onların sorun olarak ifade ettiği hususların üzerine gideceğiz, zaten gidildi. Fon rehberiyle çok güçlü bir adım atıldı. Mevzuat, şeffaflığı artıracak önemli bir konu, yaptırımlar önemli bir konu ama uygulamada etkinlik en kritik konu. Uygulamada etkinlik için ilgili düzenleyici ve denetleyici bağımsız kurumlarımızın kapasitesini, mevzuatı nasıl güçlendiririz? Bireysel inisiyatiflerin ötesinde algoritmalarla, yani zamanında müdahaleyi nasıl sağlarız hususu dahil olmak üzere, bu konular çalışılacak. Güvenilir, sürekli yaptırım ve ağır yaptırım hususu kalıcı düzenlemeler içinde var. Ağustostan bu yana, Amerikan Merkez Bankası faizleri artırdı. Faizleri daha da artırması gerektiğine ilişkin piyasanın güçlü bir beklentisi var, küresel finansal koşullar sıkılaşıyor. Borsada bir değer kaybı var ama bunları bundan bağımsız düşünemezsiniz. MSCI endeksinin tamamına bakarsanız, yüzde 4 aşağıda. Bütün gelişmekte olan ülkelerden şu son dönemde çıkış var, riskten kaçınma var."
Şimşek, petrol fiyatlarında mayıstaki zirvenin tekrar yakalandığını, bunun etkisinin reel ekonomiye, gelişmekte olan ve petrol, doğal gaz ithal eden ülkelere olumsuz yansıdığına işaret ederek, gelişmiş ülkelerde faiz oranlarının son 20-25 yılın zirvesine çıktığını bildirdi.
"Önceliğimiz tasfiye sürecini şeffaf ve adil yönetmek"
Dünya piyasasındaki gelişmelere de dikkati çeken Şimşek, gelişmekte olan pek çok ülke borsasında yüzde 23'lere kadar düşüş olduğunu aktardı.
Türkiye ekonomisinin, son 3 yıldır şoklara karşı rüştünü ispat ettiğinin altını çizen Şimşek, şöyle konuştu:
"Uyguladığımız program sayesinde, şoklara karşı dayanıklılığımız çok güçlendi, bunu işin uzmanları söylüyor. Standard & Poor's ve Fitch, bu konularda açıklama yaptı, hepsi bu sürecin daha sağlıklı bir sermaye piyasası açısından olumlu gördüğünü, reel ekonomiye kalıcı, sistemik bir riskin olmayacağını ifade etti. Aklı başında herkes diyor ki, 'Türk sermaye piyasası, çok daha güçlü, sağlıklı bir zemine kavuşacak ve bu sağlıklı işleyiş dünyadan da kaynak çekecek, Türkiye'den de insanların güvenli bir şekilde tasarruflarını değerlendirdiği bir alan olacak.' Gelinen noktada bizim şu anda önceliğimiz, bu tasfiye sürecini etkin, şeffaf ve adil şekilde yürütmek. Buna ilişkin Meclis'ten kanun çıkar çıkmaz, ben sürecin başka ülkelerle karşılaştırılamayacak kadar hızlı ve güvenli şekilde gideceğine inanıyorum. Nitekim normal tasfiyede zaten hiçbir sorun yaşanmadı. Hisse senetlerinin değeri iner, çıkar bunlar geçici gelişmelerdir. Önemli olan reel ekonomidir." şeklinde konuştu.
Şimşek, Türkiye'de sadece para politikası değil, makroihtiyati tedbirler üzerinden de bakıldığında, ciddi bir politika tepki alanı bulunduğuna işaret ederek, ekonomide ciddi bir yavaşlama olursa karşılık verebileceklerini söyledi.
Maliye politikasında da çok ciddi avantajları bulunduğunun altını çizen Şimşek, "Geçen sene gelişmekte olan ülkelerin bütçe açığının milli gelire oranı neredeyse yüzde 6, bizde yüzde 2,9. Gelişmekte olan ülkelerde bu sene ortalama bütçe açığı yüzde 5,8, bizim bütçedeki tahminimiz ki temkinli bir tahmindir, altında da olabilir yüzde 3 civarı. Gelişmekte olan ülkelere göre bizim bütçe açığımız yarı yarıya daha düşük. Kamunun iç ve dış borç, brüt borç stokunun milli gelire oranı yüzde 22 civarı, gelişmekte olan ülkelerde bu oran yüzde 78'ler civarı. Küresel, jeopolitik gelişmelerin ve içerideki bu fon meselesinin reel ekonomiye dolaylı etkileri olabilir. Bu dolaylı etkileri yönetmek için bizim politika geliştirme alanımız güçlü." ifadelerini kullandı.
"Kamu kaynağını kullandırtmayacağız o bizim ilkemiz"
Şimşek, bu dönemde ihracatçıların finansmana erişimini artırmak için günlük kredi limitini 4,5 milyar liradan 5 milyar liraya çıkarttıklarını, imalatçı KOBİ'lere 250 milyar lira sübvansiyonlu kredi vermesinin önünü açtıklarını, YTAK'ta ciddi bir kaynak olduğunu, reel sektörde istihdamda ilave programlar oluşturduklarını ve bu alanlara odaklanmaya devam edeceklerini anlattı.
Küresel arka planın zorlu olduğuna işaret eden Şimşek, şunları kaydetti:
"Cumhurbaşkanımızın da ifade ettiği gibi neredeyse bir ateş çemberindeyiz. Çok büyük ihtimalle geçici bir yavaşlama olsa da bu ciddi bir şekilde dezenflasyonisttir ve politikada tepki alanımızı genişletecektir. Biz bu süreçleri seyretmeyeceğiz, seyretmiyoruz. Fon konusunda biz dedik ki 'Kamu kaynağını kullandırtmayacağız' o bizim ilkemiz, biz reel ekonomiyi destekleyeceğiz. Bu sıkıntıları aşmak için ve küresel sıkıntıların Türkiye'ye sirayet etmesini sınırlamak için sürekli programı gözden geçiriyoruz ve güçlendiriyoruz. Ama zorlukların da farkındayız, zorlukları, fon piyasasındaki gelişmeleri de küçümsemiyoruz. Bunlar bizim mutlaka tedbir alıp, bir daha asla yaşanmaması için çok güçlü bir irade ortaya koymamız gereken bir alan. Bu konuda da zerre tereddüt yok, ne gerekiyorsa yapılıyor. Buna bulaşanlar, ortak hareket edenler, piyasa bozucu faaliyetler içine girenlerin hepsi hakkında adli makamlar gereğini yapıyor. Sermaye Piyasası Kurulumuz 7/24 çalışıyor, biz kurumlarımızı güçlendireceğiz."
"Çeşitlendirme çabalarımız devam edecek"
Şimşek, AB ile hukuki bir zeminleri olduğunu vurgulayarak, (Made in Europe) AB'nin küçük hesaplarla, Türkiye'yi dışlayabileceğine inanmadığını dile getirdi.
Herhangi bir alanda, bir bölgeye veya bir ülkeye aşırı bağımlı olmanın, ulusal bir güvenlik riski olduğunun altını çizen Şimşek, şunları ifade etti:
"Bizim önümüzdeki orta-uzun vadede, sürekli şekilde risk azaltma, çeşitlendirme yapmamız lazım. Avrupa'yla çok derin bir ekonomik ve hukuki bir entegrasyonumuz var, ben kimsenin buna zarar vereceğine inanmak istemiyorum. Eninde sonunda Türkiye önemli bir ekonomi. Bugün kim ne derse desin Türkiye nüfus, satın alma gücü paritesi itibarıyla, yani bütün boyutlarıyla şu anda dünyanın en büyük ekonomilerinden biri. Ben inanıyorum ki, hiç kimse Türkiye'yi tamamen dışlayan bir yaklaşım içine giremez. Biz şu anda, Kanada ile serbest ticaret anlaşmasını müzakere ediyoruz. Japonya ile Uzak Doğu ile Körfez ülkeleriyle konuşuyoruz. Afrika ile çok ciddi inisiyatiflerimiz var. Bunları niye yapıyoruz sanıyorsunuz? Biz Türkiye'nin ekonomisinin veya herhangi bir alanının bir bölgeye veya bir ülkeye veya birkaç ülkeye bağımlı olmasını risk olarak görüyoruz. Onun için, bu çeşitlendirme çabalarımız devam edecek."
(Bitti)
Kaynak: AA / Ekonomi
Ekonomi, Finans, Eylül, Türk, Eylül, Türk Lirası, Hazine ve Maliye Bakanı, Auto Manşet, Finans, Ekonomi, Haberler
- AK PARTİ
- AVRUPA BİRLİĞİ
- AZERBAYCAN
- BASKETBOL
- BELEDİYE
- BEŞİKTAŞ
- CHP
- ÇEVRE
- DEM
- DİPLOMASİ
- DOĞA
- DONALD TRUMP
- DEVLET BAHÇELİ
- EĞİTİM
- EKREM İMAMOĞLU
- ELON MUSK
- EMEKLİ
- EMLAK
- ENERJİ
- ENFLASYON
- ESNAF
- FENERBAHÇE
- FİKSTÜR
- FİLİSTİN
- FUTBOL
- GALATASARAY
- GASTRONOMİ
- GAZZE
- GÜNCEL
- GÜVENLİK
- GÖÇMEN
- HAKAN FİDAN
- HASTANE
- HAYVAN HAKLARI
- HIRSIZLIK
- HUKUK
- IRAK
- İNSAN HAKLARI
- İRAN
- İSRAİL
- İSTANBUL
- İŞÇİ
- İTFAİYE
- JANDARMA
- JOSE MOURINHO
- KAZA