İyi Parti Grup Toplantısı... Müsavat Dervişoğlu'ndan Bahçeli'ye: "Benim Dava Arkadaşlarım İşte Burada. Senin Dava Arkadaşların da İmralı'da Yatıyor"
İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu, "Dava arkadaşı edebiyatının da sonu gelmiştir. Sen benim dava arkadaşım değilsin. Sen Abdullah Öcalan'ın dava arkadaşısın. Bunun hesabını da bize değil; milliyetçi, ülkücü camiaya vermek zorundasın. Benim dava arkadaşlarım işte burada. Senin dava arkadaşların da İmralı'da yatıyor" dedi.
(ANKARA) - İyi Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu, "Dava arkadaşı edebiyatının da sonu gelmiştir. Sen benim dava arkadaşım değilsin. Sen Abdullah Öcalan'ın dava arkadaşısın. Bunun hesabını da bize değil; milliyetçi, ülkücü camiaya vermek zorundasın. Benim dava arkadaşlarım işte burada. Senin dava arkadaşların da İmralı'da yatıyor" dedi.
İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu, partisinin grup toplantısında gündeme dair açıklamalarda bulundu. Dervişoğlu, şunları kaydetti:
"Ben devletin, vatandaşını korumaktan, kucaklamaktan, yüzünü güldürmekten, onun yaşamına güzellik katmaktan böylesine uzaklaştığı bir dönem hatırlamıyorum. Bir kanun çıkıyor, gençler perişan. Bir yönetmelik yayınlanıyor, öğretmen perişan. Bir taslak hazırlanıyor; çiftçi, köylü perişan. Bir kararla, binlerce yatırımcı batıyor, iflas ediyor. Yıllar geçiyor, seçimler geçiyor ve biz yine, aynı noktaya varıyoruz. Biz o umut denilen mefhumu, o duyguyu, o hakkı, o ölen kadınlara, o kız çocuklarına, kendi insanımıza, ne zaman vereceğiz? Yaşamak hakkını, barınmak hakkını, eğitim hakkını, güvenlik hakkını. Gülmek, eğlenmek, çalışmak, yürümek, gezmek hakkını, Kısaca, insanca yaşamak hakkını ne zaman, hangi aşamada tesis edeceğiz?"
"Ne zaman utanır da istifa edersiniz"
Daha kaç yıl iktidarda kalırsanız, daha kaç siyasetçi transferi yaparsanız, daha kaç ihale dağıtır; kaç kayyım atar; kaç insanı Silivri'ye tıkarsanız, gerçekleri konuşacak ve gerçekten bir şey yapacaksınız? Daha ne olursa, başarısız olduğunuzu itiraf edeceksiniz? Kaç depreme daha kader deyip geçerseniz, kaç bölgesel çatışmadan daha, Türk milleti kaybederse, kaç olayda daha 'aldatıldık' derseniz? Kaç milyar dolar daha kaybolup giderse, kaç skandal daha yaşanırsa? Mesela, istifa edersiniz? Ne zaman utanır da istifa edersiniz? Ne olursa mesela? Ne olursa, makamlarınızı mülk bellemekten vazgeçer, 'yapamadık, beceremedik' dersiniz? Ya da ne olursa, iyisini, doğrusunu yapacakların önüne set çekmez ve Cumhuriyeti artık rahat bırakırsınız? Soruyorum sizlere. Peki bayrak, vatan, Türklük! Bu olup bitenlerden münezzeh midir? Bir devletin büyüklüğü, gerçekten ne ile ölçülür? Bir Milletin şanı şerefi, dünü kadar, bugünü değil midir? Bir insanın gururu, atalarının tarihinde olduğu kadar, bugün yaşadığı hayatta değil midir? Bir ülke pasaportu, bir para birimi, o ülkenin bayrağıyla eş değer değil midir?
"Hükümet ve yerel yönetim aralarında sanki masa tenisi maçı yapıyor"
Hükümet ve yerel yönetim aralarında sanki masa tenisi maçı yaparken, sorumluluklarını birbirine atıp dururken, daha birkaç gün önce, İzmir'deki selde boğulup ölen 5 vatandaşımızın hayatı, bir haysiyet meselesi değil midir? Otelin yangın tertibatı olmadığı için ölenlerin, kolonları kesik binalarla öldürülenlerin, ruhsatsız madenlerde kaybolanların hayatı, bu ülke için bir şeref meselesi değil midir? Peki ahlak? İmanı biatten, ihsanı kibirden, sevgiyi, zorbalıktan ayıran, tüm sınırların yok edildiği bir yerde, ahlakı nerede arayalım? Etekte, gömlekte mi? Bilgisayar oyunlarında mı? Şarkıda, şiirde, tiyatroda mı? Peki adalet? Masumun mahkemeden korktuğu ama suçlunun hapise dalga geçerek girdiği, çoğunun da elini kolunu sallaya sallaya çıktığı yerde, adalet nerededir? Biz onu artık nerede arayalım? Kendi maaşını düşük bulan vekilin, emeklilere verdikleri zamdan duydukları gururda mı? Sınavda derece yapıp, mülakatta elenen öğretmenlerin bedduasında mı? Yoksa sabahın 5'inde, kameralar önünde, ters kelepçeyle göz altına alınan, üniversiteli gencin, gazetecinin, siyasetçinin çiğnenen onurunda mı? Nerede arayalım?
"Ekrem İmamoğlu'na değil, ailesine yapılanlara bir bakın"
Bir tarafta, yıllardır denetlenmiş, kaçma şüphesi olmayan insanlar aylarca tutuklu yargılanıyor. Diğer tarafta, yüzlerce yıl ceza istenenler serbestçe dolaşıyor. Bu adalet değildir. Bu, adalet kılığına sokulmuş zulümdür. Üstelik bu zulüm, yalnızca kişilere yönelmiyor. Ailelere uzanıyor, yakınlara dokunuyor, mahremiyet çiğniyor. Ekrem İmamoğlu'na değil, ailesine yapılanlara bir bakın. Bu Allahtan reva mıdır? Siyaset, hesaplaşmayı aileler üzerinden yürüttüğü anda meşruiyetini kaybeder. Devlet, hukukun dışına çıktığı anda güçlü değil, korkak olur. Suç varsa soruşturulur. Ceza varsa verilir. Ama hukukla adaletle verilir. İntikamla, gözdağıyla, ibretlik linçlerle değil. Vicdanla ve yasayla. Bu ülkenin ihtiyacı, daha fazla korku değil; biraz olsun adalettir. Çoğu, 3 yasayla çözülecek meseledir. Ama bunların yakıtları adaletsizlik olduğundan, 24 değil, 34 yıl daha iktidarda kalsalar çözmezler.
"Davayı açan kişi, dava süreci başlamadan, davayı yürütecek hakimlerin başına geçiyor"
Bu ülkede hukukun, adaletin, huzurun, mutluluğun hakim kılınmasının tek yolu vardır o da bu düzenden ve iktidardan kurtulmaktan geçer. Tek adam rejimlerinde biri gider, diğeri gelir. İsimlerin, şahısların hiçbir önemi yoktur; kabinenin başı haricinde hiçbir değişiklik bağlayıcı değildir. Bütün bakanlıklar artık 'siyasi unsur' haline gelerek, Cumhurbaşkanının talimatlarını yerine getiren, temsil makamlarından öte bir anlam ifade etmemektedir. Bu açıdan yeni kabine değişikliği, ucube Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi'ndeki illüzyondan başka bir şey değildir. Ancak ana muhalefet partisine yönelik en büyük hukuki süreçleri yöneten bir ismin Adalet Bakanı olarak görevlendirilmesi, bu davaların siyasi yönünü de resmileşmiştir. İktidar, muhalefete yönelik sistematik baskısını resmi hale getirmekten ve bunu aleni olarak sergilemekten çekinmemektedir. Davayı açan kişi, dava süreci başlamadan, davayı yürütecek hakimlerin başına geçiyor. Aynı zamanda bu kişi, olası karar süreçlerine dair bütün itiraz makamlarının da odağında yer alıyor. Yani size dava açan, sizinle ilgili kararı verecek makamın üstünde ve karara itiraz edebileceğiniz makamların merkezinde konumlanmış durumda. Böyle bir ortamda, hiçbir süreçten Türkiye'ye demokrasi ve huzur ortamının çıkmayacağı da anlaşılmış olmalıdır.
"Bu memleketi size yedirmeceğiz"
Bu vatanın birikimiyle, çalışanın kazancından, ödediği vergiden, yediğinden, içtiğinden, kesilerek yapılmış, Boğaz köprülerini, otoyolları bugün özelleştirmek, bir vatan meselesi değil midir? Telekom'u, Tank Palet'i, SEKA'sı...saymakla bitmez. Özelleştirdiğiniz hizmetlerin bir başka yüzünü daha söyleyeyim size, elektrik. Üretimi ayrı, dağıtımı ayrı. Şehirlisi ayrı, köylüsü ayrı kan ağlıyor. Muhatap yok, sorumlu yok… Daha kaç gün oldu, araç muayene istasyonunda linç edildi bir polisimiz. O Deli Dumrul istasyonları belki öyle aklınıza gelir. Bu memlekette özelleştirme diye, kamunun tekelini, yandaş tekeline çevirmek hesap sormamak, milleti kazıklamak, buna göz yummak, o maddi kaynağı, emekliden, çalışandan esirgeyip, rant olarak dağıtmak, vatana ihanet değil midir? Denetimsizlik cinayete azmettirmek değil midir? Şimdi söyleyin, nedir milliyetçilik? Bunlara gözlerini kapatmak mı? Nedir ülkü? Türk'ü perişan edenlere ram olmak mı? Nedir kardeşlik? Kardeş kanı dökenlerle ortak olmak mı? Nedir barış? İlkesizliğin yeni adı mı? Nedir huzur? Milletin feryadını duymamak mı? Çok yanlış gelmişsiniz beyler, çok yanlış! Siz bu yanlıştan artık dönemezsiniz ama, ben de bu memleketi size yedirmem.
"Tarih emanet verir, senet yazmaz. Siz o emanete ihanet ettiniz"
Terörsüz Türkiye... Umut hakkı... Türkiye Yüzyılı... 'Kilim' gibi dokunmuş şaheserleriniz. Sarayınızın, konağınızın duvarına asın. 'Bayrakları bayrak yapan üstündeki kandır, vatan eğer, uğrunda ölen varsa vatandır'! Peki üzerinde yaşayanlar, o sancağı tutanlar ne olacak, Türk milletine ne olacaktır? Bugün Türk milletini davet ettiğiniz yer neresidir? Bu davetin icabı halinde, Türk milletini bekleyen şey nedir? Orada refah var mıdır mesela? Hangi fabrikalar işleyecek, Hangi çarklar dönecektir? Hangi tarlalardan bereket hasat edilecektir, bunu hangi köylü yapacaktır? Daha iyi okullar kurulmuş mudur? Daha hızlı internet var mıdır? Neresidir o Türkiye? Ticaret, yasaklardan, kısıtlardan, kara paradan arındırılmış mıdır? Sokakların güvenliği için bir projeniz var mıdır? Gençlerimiz kumarın, uyuşturucunun, fuhuşun, çetelerin pençesinden kurtarılmış mıdır? Söyleyin neresidir orası? Tek bir sözünüz, tek bir kelamınız var mıdır insana dair? Yaşı 7, 17, 77 fark etmez, ona orada onurlu bir yaşam var mıdır? Ev bulmak, yurt bulmak dert olmaktan çıkmış mıdır? Kanal İstanbul yerine, İkmal İstanbul denmiş midir? Dünya lidercileri, ülkü devleri, eyy komisyoncular! Hepinize sesleniyorum: Tarih emanet verir, senet yazmaz. Siz o emanete ihanet ettiniz. Vatanı da milleti de makamlarınıza rehin ettiniz. Kos koca bir milleti, makam fantezileriniz altında ezdiniz. Türk insanı içinse tek bir hayal dahi kurmadınız. Siz bu ülkenin niçin bir Cumhuriyet olduğunu, bir türlü anlamadınız.
"Türkiye, namusuyla kazandığı ekmeği, namusuyla bölüşenlerin Cumhuriyetidir"
Siz onu kuranları, sizin gibi plazalarda, yazıhanelerde pinekleyen, hisse alıp, altın satan; hikaye anlatıp; dedikodu yapan, kendiniz gibi divaneler zannettiniz. Türkiye'yi ise size dar geliyor zannettiniz. Oysa ona küçük gelen sizlersiniz. Türkiye niçin bir ulus devlettir? Egemenlik niçin milletindir? Oy ve sandık niçin namustur? Siz niçin maraba değilsiniz? Nasıl o koltuklarda oturabildiniz? Bir türlü anlamak istemediniz. Siz bu Cumhuriyet'e ikrar vermediniz. Toz toprak içindeki karargahlardan, Anadolu'nun çıplak, sıtmalı, Trahomlu bedenine dokunan bu battaniyenin kıymetini bir türlü bilemediniz. Mustafa Kemal'in o başındaki battaniyeyi bir türlü bilemediniz. Başının üstüne çatı kalmamış bu millet için, binbir gayretle çatılan bu çatıyı hiçbir zaman sevmediniz. Türkiye, namusuyla kazandığı ekmeği, namusuyla bölüşenlerin Cumhuriyetidir. Bunu beğenmediniz. Siz o ekmeği ne büyüttünüz; ne de adaletle bölüştünüz. Siz o ekmeği bize çok görenlerin neslindensiniz, onların soyundansınız. O nimete; kinden, kibirden ve nankörlükten başka hiçbir gözle bakmadınız.
"Sen Abdullah Öcalan'ın dava arkadaşısın"
Bugünse kalkmış, tüm aymazlığınız, düzenbazlığınızla, ikiyüzlülüğünüz ve melanetinizle diyorsunuz ki, 'Türklüğü terhis edin' diyorsunuz! Evet, siz bize bunu diyorsunuz. Feriştahı bunu yaptıramadı. Feriştahı bunu yaptıramaz. Bu millet, bir avuç da kalsa, size bunu yaptırmaz. Şimdi çıkmış, bize milliyetçilik dersi vermeye kalkışıyorsunuz. Bize ait anılardan kurulmuş cümlelerle nutuk irat ediyorlar. O hatıralar bizim beyler. Ben sizin söylediklerinize değil, yaptıklarınıza bakıyorum. Yaptığınız çağrılarla Türk milletinin ve Türkiye Cumhuriyeti'nin tartışılmazlarını, tartışma masasına yatırıp, tartışılır hale getirdiniz. İmralı canisinden, ulakları vasıtasıyla gelen mesajın her cümlesinin altına imza attınız. Meclis'i bir hainin ayağına yönlendirerek, devletle terör örgütünü eşitlediniz. Binlerce evladımızın katili alçağa, umut hakkı adı altında, özgürlük vaat etmeye devam ediyorsunuz. Şimdi soruyorum: Siz neyin milliyetçiliğini anlatıyorsunuz? Anlatırken utanmıyor musunuz? Ben milliyetçiliğimin zekatını versem 40 ramazan yeter sana. 40 ramazan. Sonra bana sorma ortağına sor. Ortağınıza bir sorun bakalım: Ayağının altına aldığını söylediği milliyetçilik üzerinden ayağını kaldırmış mı? Üzülerek, utanarak söylüyorum: Sadece kendinizi değil, milliyetçileri de güvenilmez yapmıştır bu beyefendi. Türk milliyetçiliği üzerine kara bir gölge gibi düştünüz. Belli ki, merkez siyaset söylemimizden de ziyadesiyle rahatsızsınız. Sizin yok etmek için büyük bir çaba sarf ettiğiniz siyasetin merkezini Allah'ın izni teşkilatımız ve kadrolarımızla yeniden inşa edeceğiz. Biz, ekmeği büyütmenin, o ekmeği pay etmenin derdindeyiz. O ekmeğe el sürdürmeyeceğiz. Bu ülkeyi size kurban etmeyeceğiz. Bu bayrağı kirlettirmeyeceğiz. Dava arkadaşı edebiyatının da sonu gelmiştir. Sen benim dava arkadaşım değilsin. Sen Abdullah Öcalan'ın dava arkadaşısın. Bunun hesabını da bize değil; milliyetçi ülkecü camiaya vermek zorundasın. Benim dava arkadaşlarım işte burada. Senin dava arkadaşın da İmralı'da yatıyor."
Abdullah Öcalan, İYİ Parti, İmralı, Güncel, Ülkücü, İmralı, İYİ Parti, Abdullah Öcalan, Güncel, Haberler
- AK PARTİ
- AVRUPA BİRLİĞİ
- AZERBAYCAN
- BASKETBOL
- BELEDİYE
- BEŞİKTAŞ
- CHP
- ÇEVRE
- DEM
- DİPLOMASİ
- DOĞA
- DONALD TRUMP
- DEVLET BAHÇELİ
- EĞİTİM
- EKREM İMAMOĞLU
- ELON MUSK
- EMEKLİ
- EMLAK
- ENERJİ
- ENFLASYON
- ESNAF
- FENERBAHÇE
- FİKSTÜR
- FİLİSTİN
- FUTBOL
- GALATASARAY
- GASTRONOMİ
- GAZZE
- GÜNCEL
- GÜVENLİK
- GÖÇMEN
- HAKAN FİDAN
- HASTANE
- HAYVAN HAKLARI
- HIRSIZLIK
- HUKUK
- IRAK
- İNSAN HAKLARI
- İRAN
- İSRAİL
- İSTANBUL
- İŞÇİ
- İTFAİYE
- JANDARMA
- JOSE MOURINHO
- KAZA