İYİ Parti, fon krizinde ihmali olan kamu görevlilerine suç duyurusu yaptı

Güncel Haberler

İYİ Parti, fon krizinde ihmali bulunan tüm kamu görevlileri hakkında Cumhuriyet Başsavcılığına suç duyurusunda bulundu. Olgun, 17 Eylül 2026'da 131 fonun tasfiyesine karar verildiğini, 455 bin 758 vatandaşın birikiminin belirsizliğe sürüklendiğini belirtti.

(ANKARA) - İyi Parti Genel Başkan Yardımcısı Hakan Şeref Olgun, fon krizi sürecinde ihmali ya da kusuru bulunan tüm kamu görevlileri hakkında suç duyurusunda bulunduklarını belirterek, "Yangını gören ama itfaiyeyi on ay sonra çağıran bir yönetimin bugün 'gerekli adımlar atıldı' demesi, kamu vicdanında hiçbir karşılık bulmamaktadır. Kamuoyuna yansıyan bilgiler, sorunun yalnızca birkaç fon yöneticisinin kişisel suistimaliyle açıklanamayacağını, iktidara yakın siyasilerin bizzat işin içinde olduğunu göstermektedir" dedi.
İYİ Parti Başkanlık Divanı Üyeleri ve milletvekillerinden oluşan parti heyeti, fon vurgununa ilişkin Sermaye Piyasası Kurulu binası önünde açıklama yaptı.
Heyet adına konuşan İYİ Parti Genel Başkan Yardımcısı ve Afyonkarahisar Milletvekili Hakan Şeref Olgun, süreçte ihmali ya da kusuru bulunan tüm kamu görevlileri hakkında suç duyurusunda bulunduklarını açıkladı.
Olgun, sermaye piyasalarında yaşanan ve kamuoyunda "fon krizi" olarak anılan tablonun, sıradan bir piyasa dalgalanması olmadığını belirterek, şunları söyledi:
"Tablo, denetim zincirinin her halkasında sorumluluğu bulunan bir yönetim zafiyetinin ve yıllardır uyarılara kulak tıkayan bir anlayışın faturasıdır. Sermaye Piyasası Kurulu'nun 17 Eylül 2026 tarihinde yedi portföy yönetim şirketine ait fonları TEFAS'ta alım satıma kapatması ve 131 fonun tasfiyesine karar vermesiyle birlikte, bizzat Kurul'un açıkladığı verilere göre 455 bin 758 vatandaşımızın birikimi bir gecede belirsizliğe sürüklenmiştir. Tasfiye kapsamındaki fon büyüklüğü 800 milyar lirayı aşmaktadır. Bu rakamların arkasında ikramiyesini değerlendirmek isteyen emekliler, çocuğunun eğitimi için birikim yapan aileler, enflasyon karşısında alın terini korumaya çalışan esnaf, işçi ve memurlar vardır. Hiç kimse bu insanlara 'risk sizin tercihinizdi' deme hakkına sahip değildir; zira bu fonlar devletin verdiği izinle kurulmuş,devletin denetimine tabi tutulmuş ve devletin elektronik platformunda satışa sunulmuştur.
"TEHLİKE BİLİNİYORDU"
Meselenin özü şudur: Tehlike biliniyordu. Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek ile dönemin SPK Başkanı, Kasım 2025'te bazı fonlar üzerinden manipülasyon yapıldığını kamuoyu önünde ifade etmişlerdir. Finansal İstikrar Komitesi, Aralık 2025'te konuyu gündemine almış, SPK bünyesinde bir çalışma grubu kurulmuştur. Buna rağmen kapsamlı düzenleme ancak 28 Ağustos 2026'da gelebilmiştir. Aradan geçen yaklaşık on ayda tasfiye kapsamındaki fonların büyüklüğü 297 milyar liradan 822 milyar liraya, yani 2,76 katına çıkmıştır. Bir başka deyişle, manipülasyonu bildiğini söyleyen iktidar, mağdur sayısının ve zararın katlanarak büyümesini seyretmiştir. Yangını gören ama itfaiyeyi on ay sonra çağıran bir yönetimin bugün 'gerekli adımlar atıldı' demesi, kamu vicdanında hiçbir karşılık bulmamaktadır.
"İKDARA YAKIN SİYASİLERİN İŞİN İÇİNDE OLDUĞU GÖRÜNMEKTE"
Kamuoyuna yansıyan bilgiler, sorunun yalnızca birkaç fon yöneticisinin kişisel suistimaliyle açıklanamayacağını, iktidara yakın siyasilerin bizzat işin içinde olduğunu göstermektedir. Fiili dolaşım oranı düşük, sığ hisselerde yoğunlaşan dev pozisyonlar; şirketlerin temel finansal göstergeleriyle açıklanamayan fiyat hareketleri; yükselen fiyatın getiriyi, getirinin yeni yatırımcıyı, yeni yatırımcının da yeni alımları beslediği kapalı bir döngü...  Bu tablo, gözetim sistemlerinin gözü önünde aylarca işlemiştir. Krizin merkezindeki şirketlerden birinin yönetim kurulu başkanlığına, 2020'den bu yana neredeyse her yıl piyasa bozucu eylemler nedeniyle idari yaptırıma muhatap olmuş bir ismin getirilebilmiş olması, izin ve uygunluk denetiminin nasıl işlediğini ciddi biçimde sorgulatmaktadır. Aynı süreçte yurt dışındaki hesaplara milyonlarca avroluk ve dolarlık transferler yapıldığına ilişkin bilgiler ise varlıkların ülke dışına çıkarılmasının neden zamanında önlenemediği sorusunu cevapsız bırakmaktadır."
İYİ Parti Genel Başkan Yardımcısı Olgun, krizin yönetiminin de en az krizin kendisi kadar kaygı verici olduğunu belirterek, soruşturmanın temmuz ayında başladığını söyledi. Hakan Şeref Olgun, şunları kaydetti:
"Şüphelilere eylül başında yurt dışına çıkış yasağı getirildiği bilindiği halde, krizin merkezindeki isimlerden birinin bu yasağa rağmen ülkeyi terk edebilmiş olması, devletin en temel koruma refleksinin dahi çalışmadığını göstermektedir. Aynı dönemde yüz binlerce yatırımcı, fonlarının akıbetini sosyal medyadaki doğrulanmamış iddialardan öğrenmeye çalışırken, Kurul'un kamuoyuna yaptığı açıklamaların 'yalnızca resmi açıklamaları dikkate alın' çağrısından öteye geçmemesi kabul edilemez. Bilgi boşluğunu dolduramayan bir otorite, spekülasyona ve paniğe zemin hazırlar. Vatandaşımızın ihtiyaç duyduğu şey nasihat değil; fon bazında varlık dökümü, tasfiye takvimi ve hak arama yollarına ilişkin açık, düzenli ve güvenilir bilgidir."
Anayasa'nın 167'nci maddesinin, devlete, para, kredi ve sermaye piyasalarının sağlıklı ve düzenli işlemesini sağlayıcı ve geliştirici tedbirleri alma görevini yüklediğine işaret eden Olgun, "Bu bir tercih değil, anayasal bir ödevdir. Anayasa'nın 35'inci maddesiyle güvence altına alınan mülkiyet hakkı ile Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'ne Ek 1 No'lu Protokol'ün 1'inci maddesi, devlete yalnızca mülkiyete müdahale etmeme yükümlülüğü değil, bireylerin mülkiyetini üçüncü kişilerin haksız eylemlerine karşı koruyacak etkili bir düzenleyici ve denetleyici çerçeve kurma yönünde pozitif yükümlülük de yüklemektedir" dedi.
"BU DOSYA BİR KAÇ FON YÖNETİCİSİ İLE KAPATILAMAZ"
Olgun, 6362 sayılı Sermaye Piyasası Kanunu 1'inci maddesinde, kurulun amacının, sermaye piyasasının güvenilir, şeffaf, istikrarlı ve adil bir ortamda işlemesini sağlamak ve yatırımcıların hak ve menfaatlerini korumak olarak tanımlandığını ifade ederek, "128'inci maddesiyle bu görevi Kurula vermiş; 107'nci maddesiyle de piyasa dolandırıcılığını suç olarak düzenlemiştir. Yani ne yetki eksikti ne de araç. Eksik olan, zamanında kullanılan irade ve hesap verebilirlik anlayışıdır. Bu dosya, birkaç fon yöneticisinin üzerine yıkılıp gözaltına alınması veya tutuklanmasıyla kapatılamaz. Soruşturma, izinleri verenleri, uygunluk denetimini yapanları, uyarıları masada bekletenleri ve varsa bu yapılara siyasi himaye sağlayanları da kapsamalıdır" ifadelerini kullandı.
"CUMHURİYET BAŞSAVCILIĞINA SUÇ DUYURUSUNDA BULUNDUK"
İYİ Parti olarak yargı sürecini sonuna kadar işleteceklerini söyleyen Hakan Şeref Olgun, şöyle devam etti:
"Bu çerçevede, manipülasyon uyarılarına rağmen on ay boyunca gerekli tedbirleri almayarak yüz binlerce vatandaşımızın zararına sebebiyet veren ve bu süreçte ihmali ya da kusuru bulunan tüm kamu görevlileri hakkında, Türk Ceza Kanunu'nun 257'nci maddesinde düzenlenen görevi kötüye kullanma suçu başta olmak üzere, piyasa dolandırıcılığı, bilgi suistimali, suç işlemek amacıyla örgüt kurma, kara para aklama gibi suçlardan yetkili Cumhuriyet Başsavcılığına suç duyurusunda bulunduk. Suç duyurumuz yalnızca kamu görevlileriyle sınırlı değildir; fon varlıklarının 6362 sayılı Kanun'un 110'uncu maddesi kapsamında güveni kötüye kullanma suretiyle yatırımcı aleyhine kullanılıp kullanılmadığının ve bu yapıların arkasındaki tüm şirket ortakları, yöneticileri ile bağlantılı kişilerin cezai sorumluluğunun da eksiksiz biçimde araştırılmasını talep ediyoruz. Ayrıca, aynı Kanun'un 115'inci maddesi uyarınca piyasa dolandırıcılığı ve bilgi suistimali suçlarında soruşturmanın Kurul'un yazılı başvurusuna bağlı olduğunu hatırlatıyor, Sermaye Piyasası Kurulu'nu bu yetkisini hiçbir kişi ve kurum ayrımı gözetmeden, gecikmeksizin kullanmaya davet ediyoruz.
"KİMSE GÖREVDEN AFFI KABUL EDİLDİ AÇIKLAMASIYLA KENARA ÇEKİLEMEZ"
Bugün asıl öncelik, mağdur vatandaşlarımızın haklarının korunmasıdır. Sorumluluğu bulunan kamu yöneticileri hakkında idari ve cezai süreç zaman kaybetmeden işletilmelidir. Kimse görevden affı kabul edildi açıklaması ile kenara çekilemez. On ay boyunca tehlikeyi bilen ama önlem almayanların hiçbir bedel ödemeden görevlerine devam etmesi, hukuk devletinde kabul edilemez. Ama en önemlisi, bu vebalin siyasi sorumluluğudur. Manipülasyonu Kasım 2025'te bizzat kendi ağzıyla ilan edip on ay boyunca seyirci kalanlar, uyarıları masada bekletenler ve bu yapıların büyümesine göz yumanlar, iktidarda ya da iktidarın ortağı konumunda olmalarına bakılmaksızın, üstlendikleri her türlü görev ve makamdan derhal istifa etmeli veya görevden alınmalıdır. Yüz binlerce vatandaşımızın alın terinin buharlaştığı bir tabloda koltuğuna yapışarak 'süreç yönetiliyor' demek, siyasetin değil, sorumsuzluğun dilidir. Onurlu bir siyasetçi, kendi nezaretinde yaşanan bir yıkımın hesabını önce kendine sorar, sonra millete verir. Bu ülkenin hafızası, benzer bir yıkımın ardından siyasi sorumluluğun nasıl üstlenildiğini unutmamıştır.
"MAKAM AYRICALIK DEĞİL EMANETTİR"
1982 yılında Banker Kastelli'nin iflası ve yurt dışına kaçmasıyla binlerce küçük tasarruf sahibi birikimini kaybettiğinde, dönemin ekonomiden sorumlu Başbakan Yardımcısı rahmetli Turgut Özal ve Maliye Bakanı Kaya Erdem görevlerinden derhal istifaları hafızalardadır. Üstelik bu istifalar, demokratik denetimin askıya alındığı, Meclisin dahi bulunmadığı olağanüstü bir dönemde gerçekleşmiştir. Kimse onları zorlamamış, hiçbir gensoru verilmemiştir. Ortada yalnızca, kendi sorumluluk alanında yaşanan bir felaketin hesabını vermenin siyasetin asgari ahlakı olduğu bilinci vardır. Bugün ise tablo çok daha ağırdır: Mağdur sayısı yüz binlerle, zarar yüz milyarlarla ifade edilmektedir ve manipülasyon aylar öncesinden bizzat sorumlular tarafından ilan edilmiştir. Buna rağmen tek bir istifa, tek bir özür, tek bir sorumluluk beyanı yoktur.
Kırk dört yıl önce darbe döneminin koşullarında dahi gösterilen bu siyasi erdemi, bugün Türkiye Büyük Millet Meclisi'ne karşı sorumlu olanlardan göstermelerinin beklenmesi gayet doğaldır. Bedeli emekliye, esnafa, işçiye ve memura ödetip kendisi hiçbir bedel ödemeyen bir siyaset anlayışı ne hukuk devletiyle ne de demokratik ahlakla bağdaşır. Bu ülkede makam bir ayrıcalık değil, emanettir ve emanete sahip çıkamayanın o emaneti bırakması, onurlu bir siyasetçiye yakışan tek davranıştır. Bugün istifa etmeyenler, yarın millet vicdanında ve sandıkta bu hesabı vermekten kaçamayacaklardır."
Bu krizin yalnızca bugünkü mağdurları değil, Türkiye'nin geleceğini de ilgilendirdiğini vurgulayan Olgun, "İYİ Parti olarak, alın teriyle kazanılmış her kuruşun takipçisi olacağımızı; bu dosyanın siyasi, bürokratik ve cezai tüm boyutlarıyla aydınlatılması için TBMM'de, yargı önünde ve kamuoyu nezdinde mücadelemizi kararlılıkla sürdüreceğimizi aziz milletimize saygıyla duyururuz" diye konuştu.