İsrail hükümeti ile Filistin topraklarını gasbeden İsraillilerin Batı Şeria'yı ilhak ittifakı: Tel saldırısı

Güncel Haberler

- Ayrım Duvarı ve Yahudi Yerleşim Birimleriyle Mücadele Konseyinde Belgeleme Birimi Sorumlusu Emir Davud: "Batı Şeria'da yaşananlar İsrail'in yerleşim projesi lehine her türlü koşulu değerlendiren zihniyetinin bir sonucu" Necah Üniversitesi Siyaset Bilimi Bölüm Başkanı Hasan Eyyub: "Tel beldesindeki olayların tehlikesi, yalnızca saldırının kendisinden değil, İsrail'in bu olayları sahada daha fazla keyfi uygulamayı hayata geçirmek için kullanmasından kaynaklanıyor"

İşgal altındaki Batı Şeria'da düzenlenen ve 4 Filistinlinin hayatını kaybettiği "Tel saldırısı", Filistin topraklarını gasbeden İsraillilerin tırmanan saldırılarını ve İsrail hükümetinin bu eylemlere verdiği desteği bir kez daha gözler önüne serdi.
Filistin topraklarını gasbeden İsraillilerin İsrail ordusunun koruması altında cuma günü Tel beldesine düzenlediği saldırıya karşı koyan Filistinlilerden 4 kişi hayatını kaybetti, 4 kişi de yaralandı. Saldırının ardından İsrail güçleri, Batı Şeria'nın çeşitli bölgelerine baskınlar düzenleyerek çok sayıda kişiyi gözaltına aldı.
Filistin ve İsrail kaynaklarına göre, belde sakinlerinin saldırıya karşı koyduğu sırada açılan ateş sonucu 2 İsrailli yaşamını yitirdi.
Son gelişmeleri AA muhabirine değerlendiren uzmanlar, bu durumun İsrail'in özellikle yeni yasa dışı yerleşim noktaları kurarak ve güvenlik olaylarını yerleşim projelerini hızlandırmak için kullanarak Filistin toprakları üzerindeki kontrolünü genişletmeyi amaçlayan kapsamlı politikasından ayrı değerlendirilemeyeceğini ifade etti.
Yerleşim faaliyetlerinde hızlanma
Filistin Kurtuluş Örgütüne (FKÖ) bağlı Ayrım Duvarı ve Yahudi Yerleşim Birimleriyle Mücadele Konseyinde Belgeleme Birimi Sorumlusu Emir Davud, AA muhabirine yaptığı açıklamada, "Batı Şeria'da yaşananlar İsrail'in yerleşim projesi lehine her türlü koşulu değerlendiren zihniyetinin bir sonucu." dedi.
Bu politikanın yeni olmadığını belirten Davud, konuya ilişkin yaklaşık 3 yıl önce kaleme aldığı değerlendirmede bunu "intikam amaçlı yerleşim politikası" olarak tanımladığını ifade etti.
Davud, söz konusu yaklaşımın, "her türlü güvenlik olayının yerleşim projesinin hizmetine sunulması ve normalleştirilmesi" anlayışına dayandığını belirterek, İsrail'in bu hedef doğrultusunda farklı gelişmeleri fırsata çevirdiğini dile getirdi.
Yerleşim projelerindeki hızlanmayı iki temel nedene bağlayan Davud, bunlardan ilkinin hükümetin ideolojik yaklaşımı, ikincisinin ise yaklaşan seçimler öncesinde sağ seçmen tabanını memnun etmeyi, yerleşim faaliyetlerini hızlandırmayı ve Filistin topraklarında yeni fiili durumlar oluşturmayı amaçlayan siyasi hesaplar olduğunu kaydetti.
Davud, işgal altındaki Batı Şeria'da, Oslo Anlaşması uyarınca "B Bölgesi" olarak sınıflandırılan alanlarda dahi yeni yasa dışı yerleşim noktalarının kurulmasının hız kazandığına dikkati çekti.
"B Bölgesi"ndeki yasa dışı yerleşim noktalarının sayısının 20'ye yaklaştığını, bunların tamamının 7 Ekim 2023'ten sonra kurulduğunu belirten Davud, bunun "İsrail hükümeti ve Filisitin topraklarını gasbeden İsrailliler açısından artık hiçbir engel bulunmadığını gösterdiğini" söyledi. Filisitin topraklarını gasbeden İsraillilerin açık alanları kontrol altına almayı, buraları kapatmayı ve Filistinlilerin bu bölgelere erişimini engellemeyi hedeflediğini ifade eden Davud, bu politikanın sahada giderek daha görünür hale geldiğini kaydetti.
Saldırıların yerleşim politikaları için kullanılması
Necah Üniversitesi Siyaset Bilimi Bölüm Başkanı Hasan Eyyub ise "Tel beldesindeki olayların tehlikesi, yalnızca saldırının kendisinden değil, İsrail'in bu olayları sahada daha fazla keyfi uygulamayı hayata geçirmek için kullanmasından kaynaklanıyor." değerlendirmesinde bulundu.
Eyyub, İsrail'in Filistinlilere verdiği mesajın, "varlığını korumaya, kendini savunmaya ya da Filistin topraklarını gasbeden İsraillilerin saldırılarına karşı koymaya yönelik her girişimin daha fazla toprak gaspı, kuşatma, ekonomik baskı ve yıldırma politikalarıyla karşılık bulacağı" yönünde olduğunu ifade etti.
Bunun, "şiddet ve terör ortamının Filistin topraklarına el koymak amacıyla kullanılmasından ibaret bir politika" olduğunu belirten Eyyub, bu süreçte yeni olan unsurun ise İsrail hükümetinin topraklara el koymaya yönelik uygulamaları resmen sahiplenmesi olduğunu kaydetti.
Eyyub, Tel beldesindeki olaylara ilişkin en kaygı verici gelişmenin, bazı İsrailli bakanların, Cenin, Tulkerim ve Nur Şems mülteci kamplarında olduğu gibi Filistin beldelerinde de zorla yerinden etme operasyonları gerçekleştirilebileceğine dair açıklamaları olduğunu kaydetti.
İsrail'deki yerleşim hareketinin 1967'den bu yana sahada fiili durum oluşturmanın en önemli araçlarından biri olduğunu belirten Eyyub, İsrail sağının bugün siyasi tabloya tamamen hakim olduğunu ifade ederek, sağ siyasetin yerleşim hareketlerinin yöntemlerini benimsediğini, Filistin topraklarını gasbeden İsraillilere siyasi, hukuki ve medya desteği sağlayarak daha etkin bir rol verdiğini aktardu.
Eyyub, 1974 yılında kurulan "Gush Emunim" hareketiyle öne çıkan gasp hareketlerinin, Filistin topraklarına el konulması, yasa dışı yerleşim birimlerinin kurulması ve Filistinlilerin yıldırılmasında önemli rol oynadığını, zamanla da İsrail siyasetinin kenarından merkezine taşındığını ifade etti.
Oslo Anlaşmasının aşılması
Necah Üniversitesi Siyaset Bilimi Öğretim Üyesi Raid Nuayrat ise mevcut İsrail hükümetinin, Batı Şeria'nın Oslo Anlaşması uyarınca yapılan idari bölünmesini artık "siyasi bir sınırlama olarak görmediğini" belirtti.
Nuayrat, hükümetin bu sınıflandırmayı açıkça aşmaya çalıştığını, attığı adımların ise gerek topraklara el konulması gerekse farklı bölgelerin işleyişine müdahaleler yoluyla sahada yeni bir fiili durum oluşturmayı hedeflediğini söyledi.
Filisitin topraklarını gasbeden İsraillilerin stratejisinin iki temel hedefe dayandığını ifade eden Nuayrat, bunlardan ilkinin Filistinlileri göçe zorlamak ve topraklarından koparmak amacıyla yaşam alanlarını daraltmak, ikincisinin ise Filistinlilerin yaşamlarını sürdürebilecek ekonomik imkanları ortadan kaldırarak onları varlıklarını devam ettiremez hale getirmek olduğunu aktardı.
Nuayrat, Tel beldesi ve diğer bölgelerde yaşananların da bu politikanın bir parçası olduğunu belirterek, İsrail hükümetinin yerleşimcilere siyasi, askeri ve mali destek sağladığını, uygulamalarından vazgeçmeleri yerine yeni yasa dışı yerleşim birimleri kurarak onları ödüllendirdiğini kaydetti.
Batı Şeria, 1995 tarihli Oslo 2 Anlaşması uyarınca "A", "B" ve "C" bölgelerine ayrılıyor. "A" bölgesi Filistin yönetiminin tam kontrolünde bulunurken, "B" bölgesinde sivil yönetim Filistin'e, güvenlik kontrolü ise İsrail'e ait. Batı Şeria'nın yaklaşık yüzde 60'ını oluşturan "C" bölgesi ise tamamen İsrail'in kontrolünde bulunuyor.