ABD tehdidi İran'da reformist ve muhafazakarları birleştirdi

Güncel Haberler

İranlı muhafazakar siyasetçi Yaser Cebraili, ABD savaşının reformist ve muhafazakarları dış politikada ortak tutuma yönelttiğini, varoluşsal savaşın ancak savaş meydanında çözüleceğini ve nükleer anlaşmanın başarısız olduğunu belirtti.

İranlı muhafazakar siyasetçi ve Yeni İslami Medeniyet Partisi Genel Sekreteri Yaser Cebraili, ABD savaşının ülkede reformist ve muhafazakarları dış politika konusunda birbirine yaklaştırdığını belirtti.
İran siyasetini şekillendiren ve ülke yönetiminde temel bir role sahip siyasi oluşumların başında reformistler ve muhafazakarlar geliyor.
Ülkede iktidar uzun yıllar boyunca reformistler ve muhafazakarlar arasında paylaşılmış ve bu iki siyasi akım geçmiş dönemlerde özellikle kültürel ve dış politika konusunda ciddi görüş ayrılıklarına sahipti.
İranlı muhafazakar siyasetçi ve Yeni İslami Medeniyet Partisi Genel Sekreteri Seyyid Yaser Cebraili de AA muhabirine yaptığı açıklamada, ülkede farklı siyasi görüşlere sahip olarak faaliyetlerini yürüten reformist ve muhafazakar oluşumların, özellikle ABD meselesinde ortak bir tutum sergilediğini ve dış politika konusunda aralarındaki görüş ayrılığının azaldığını belirterek, "Birlik" ismi verilen ulusal bir uzlaşı etrafında toplandıklarını söyledi.
Geçmiş dönemlerde reformistler ile muhafazakarlar arasında yalnızca ekonomi politikaları konusunda ortak bir yaklaşım söz konusu olduğunu ancak dış politika konusunda derin görüş ayrılıkları yaşandığını hatırlatan Cebraili, mevcut savaş durumunda özellikle ABD konusunda benzer bir çizgiyi takip ettiklerini vurguladı.
"Varoluşsal bir savaşın sonucunu ancak savaş meydanı belirler"
ABD ile İran arasında yaşanan savaş hakkında değerlendirmelerde bulunan Cebraili, ABD ile İran'ın varoluşsal bir savaşın içerisinde olduğunu dile getirerek, "Bu sorunu ne ateşkes ne de müzakere çözebilir. Varoluşsal bir savaşın sonucunu ancak savaş meydanı belirler. Siyonist rejim ile ABD'nin bölgedeki askeri üsleri varlığını sürdürdükçe bu savaş da devam edecektir. Dolayısıyla 'müzakere ederek ya da barış görüşmeleriyle bu mesele çözülebilir' denilemez." ifadelerini kullandı.
Cebraili, ABD'nin en zayıf dönemini yaşadığını ve İran ile olan savaşında yenildiğini öne sürerek, bu yenilgiye, ABD'nin savaşın başında ortaya koyduğu hedefleri gerçekleştirememiş olmasını gerekçe gösterdi.
Bölgedeki ABD üslerinin, bulunduğu ülkeleri koruyamadığını iddia eden Cebraili, Körfez ülkelerinin de topraklarını ABD'ye kullandırmamaları gerektiğini söyledi.
Cebraili, İran ile ABD arasında imzalanan ancak uygulanma imkanı olmayan mutabakat zaptı hakkında ise, "Artık ortada herhangi bir mutabakat kalmadı. Mutabakat metni yayımlandığında ben İngilizlerin şu sözünü dile getirmiştim: Gerçek olamayacak kadar iyi. Yani ABD'lilerin asıl amacının Hürmüz Boğazı'nı yeniden açtırarak kendi sorunlarını çözmek olduğu belliydi ve bunun karşılığında bize hiçbir şey vermeyecekleri açıktı. Nitekim mutabakatta vadedilenlerin hiçbirinin yerine getirilmediğini gördünüz." dedi.
2015 yılında imzalanan Kapsamlı Ortak Eylem Planı'na eleştiriler
Ülkesinin müzakere heyetiyle ilgili bir sorunlarının bulunmadığını, asıl sorunun ABD olduğunu dile getiren Cebraili, "Çünkü onlar güvenilir değildir, verdikleri sözde durmazlar ve bu son deneyim de bir kez daha gösterdi ki ABD Başkanı'nın imzası ve taahhüdü güvenilir değildir. Bu yönetim zorba bir yönetimdir. Saldırgan ve suç işleyen bir devlettir. Ben, dünyanın neresinde olursa olsun özgürlük yanlılarının Trump'tan bunun hesabını sorması gerektiğine inanıyorum. Netanyahu da hesap vermelidir. Bu hedef, İran İslam Devrimi hareketinin gündeminde yer alacaktır." açıklamasında bulundu.
Cebraili, İran'ın daha önceki nükleer anlaşmalar konusunda yaşadığı tecrübe ve kendilerinin neden nükleer anlaşmaya karşı çıktıklarına dair değerlendirmeler yaptı.
Temmuz 2015'te İran ile Almanya ve Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi daimi üyesi beş ülke arasında imzalanan Kapsamlı Ortak Eylem Planı (KOEP) olarak bilinen nükleer anlaşmanın İran'ın milli çıkarlarını korumadığını ve vaatlerin yerine getirilmediğini söyleyen Cebraili, "Ayrıca anlaşmada üstlendiğimiz yükümlülükler de eleştirilerimizin bir diğer nedeniydi. Bizim görüşümüz şuydu: ABD ile yeni bir anlaşma yapılacaksa, nükleer alandaki yükümlülükler de yaptırımların kaldırılmasıyla eş zamanlı olmalıdır. ABD'liler yaptırımları askıya aldılar, buna karşılık biz ise nükleer alandaki bazı tesislerimizi fiilen devre dışı bıraktık, bazılarını söktük ve geri dönüşü mümkün olmayan adımlar attık. Bu nedenle ABD'lilerin KOEP'ten (Nükleer Anlaşma) ne kadar kolay çekildiğini ve tüm yaptırımları yeniden yürürlüğe koyduğunu gördünüz. Biz ise nükleer alanda, örneğin Arak Ağır Su Reaktörü gibi, hala eski haline döndürülmemiş adımlar attık. Bu nedenle KOEP'e karşı çıktık. Çünkü bu anlaşma, İran'ın kesin yükümlülükler üstlenmesine rağmen ABD'nin vaatlerini hiçbir zaman yerine getirmemesine dayanıyordu." dedi.
Cebraili, 2015'teki nükleer anlaşmanın bir istihbarat açığı meydana getirdiğine atıf yaparak, anlaşma kapsamında Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (UAEA) denetçilerinin nükleer tesislerde denetim yapmasının ABD'nin İran'ın nükleer programı üzerindeki "istihbarat hakimiyetinin" artmasına neden olduğu ve son dönemde nükleer santrallere gerçekleştirilen saldırılarda bu zafiyetin önemli rol oynadığını savundu.
Hem İran'da hem de uluslararası kamuoyunda tartışılan İran'ın yeni lideri Mücteba Hamaney ve seçilme süreciyle de ilgili Cebraili, şunları söyledi:
"Ben, onun seçilmesinin Cumhuriyet ve İslamiyet ilkelerinin tam anlamıyla bir tezahürü olduğuna inanıyorum. Doktora tezimde ve daha sonra yayımlanan 'Rehberlik Rivayeti' adlı kitabımda da savunduğum temel görüş şudur: İslam Cumhuriyeti'nde liderin seçimi, cumhuriyet ile İslamiyet unsurlarının etkileşiminin bir sonucudur. Yani hem cumhuriyet ilkesinin hem de İslamiyet ilkesinin unsurları bir araya gelerek liderin belirlenmesini sağlar. Mücteba Hamaney hakkında da aynı durum geçerlidir. Kendisi hem gerekli fıkhi ve dini niteliklere sahipti hem de cumhuriyet ilkesinin temsilcisi olan Uzmanlar Meclisi tarafından seçildi. Bana göre, daha önce babası Ali Hamaney'in seçilmesinde yaşanan süreç burada da tekrarlandı. Yani hem cumhuriyet ilkesinin gerekleri yerine getirildi hem de İslamiyet'in temel ölçütleri eksiksiz şekilde gözetildi."