Erkan Baş: Suriye'deki Cihatçılar Amerika'dan, İsrail'den, Erdoğan'dan İcazet Alıyor
Türkiye İşçi Partisi (TİP) Genel Başkanı Erkan Baş, Meclis’te düzenlediği haftalık basın toplantısında Suriye’de meydana gelen son gelişmeleri değerlendirerek, "Arkasında Trump'ın, Netanyahu'nun, Erdoğan'ın desteği olan Colani, varılmış mutabakatı tanımayarak elindeki cihatçılarla Suriyeli Kürtlerin yaşadığı kentlere kendi aklınca ‘cihat’ ilan etti. İcazeti de meşruiyeti de Amerika'dan, İsrail'den ve Erdoğan'dan alıyorlar" ifadelerini kullandı.
(TBMM) - Türkiye İşçi Partisi (TİP) Genel Başkanı Erkan Baş, Meclis'te düzenlediği haftalık basın toplantısında Suriye'de meydana gelen son gelişmeleri değerlendirerek, "Arkasında Trump'ın, Netanyahu'nun, Erdoğan'ın desteği olan Colani, varılmış mutabakatı tanımayarak elindeki cihatçılarla Suriyeli Kürtlerin yaşadığı kentlere kendi aklınca 'cihat' ilan etti. İcazeti de meşruiyeti de Amerika'dan, İsrail'den ve Erdoğan'dan alıyorlar" ifadelerini kullandı.
TİP Genel Başkanı Erkan Baş, TBMM'de düzenlediği haftalık basın toplantısında ülke ve dünya gündemine ilişkin önemli açıklamalarda bulundu.
Suriye'de meydana gelen son gelişmelere değinen Baş, cihatçı çetelerin Amerika Birleşik Devletleri (ABD), İsrail ve Erdoğan'dan icazet aldığını kaydederek "Bu cihatçıların çıkarları uyuşmadığında sınırın bu tarafına geçip, köylerimizi cephaneliğe çevirip bu ülkenin askerine, polisine, yurttaşına, onların canına kastetmeyeceğinin hiçbir garantisi yok" diye konuştu.
İstanbul Güngören'de 16 yaşındaki Atlas Çağlayan'ın 15 yaşındaki bir çocuk tarafından öldürüldüğü olaya ilişkin konuşan Baş, "Bu düzenin çaresi tükenince bir başka düzene, bir kaos düzenine, mafya düzenine, çete düzenine evlatlarımızı kaybediyoruz" dedi.
"Suriye'de tekçi, İslamcı, mezhepçi bir cihatçı örgüt ABD desteğiyle iktidar olmuş durumda"
Baş, basın toplantısında şunları kaydetti:
"Suriye'de HTŞ isminde, içerisinde Suriye kökenli olmayan cihatçı unsurların da bulunduğu bir cihatçı örgüt 2024 yılı Aralık ayında iktidarı ele geçirdi. Bugün 'geçici cumhurbaşkanı' diye pazarlanan Colani, aynı zamanda HTŞ'nin başındaki bir isim; El-Kaide geçmişine sahip ve o zihniyette bir cihatçı. Hepimizin bildiği gibi Suriye de tıpkı bizim ülkemiz gibi belki binlerce yıldır farklı medeniyetlere ev sahipliği yapmış, farklı halklara, inançlara kucak açmış bir coğrafya. Şimdi burada tekçi, İslamcı, mezhepçi bir cihatçı örgüt ABD desteğiyle iktidar olmuş durumda. Bugün yaşananlar bu gerçeğin acı ama maalesef beklenen sonuçlarıdır. Geçmiş dönem Suriye'deki yönetimin hatalarını, eksiklerini, zaaflarını fırsat bilerek iktidarı ele geçiren; ülkeyi olduğundan da daha güçsüz, daha zayıf, sömürüye daha açık hale getirmek için bir yılı aşkın süredir canla başla çalışan bir örgütten söz ediyoruz.
"Doğrudan ABD'yle, İsrail'le oturdular, anlaştılar; onların onayıyla bu süreç yürütülüyor"
Bugün Suriye ordusu diyorlar ya, bu Suriye ordusu dedikleri kim biliyor musunuz? Alevilerin yaşadığı köylere gidip 'Sen Alevi misin?' diye sorduklarında 'Evet' cevabı veren sivili onlarca kurşunla katledenler. Suriye ordusu dedikleri bunlar. Biz daha önce bu katliamlar sırasında da elimizden geldiğince bu gerçeklerin tüm dünya tarafından duyulması, bilinmesi için söz söyledik, eylemler yaptık, kamuoyuna çağrılarda bulunduk. Ama ülkedeki iktidar, Saray iktidarı kulağının üstüne yattı. Cihatçıların bu alçakça saldırılarını görmezden geldi, hatta açıktan destekledi. Şimdi de Kürtler bu saldırganlıkla karşı karşıya. Arkasında Trump'ın, Netanyahu'nun, Tayyip Erdoğan'ın desteği olan Colani, varılmış mutabakatı tanımayarak elindeki cihatçılarla Suriyeli Kürtlerin yaşadığı kentlere kendi aklınca cihat ilan etti. Bakın altını çiziyorum, icazeti de meşruiyeti de Amerika'dan, İsrail'den ve Erdoğan'dan alıyorlar. Halep'te Kürtlerin yoğun olarak yaşadığı mahallelere dönük saldırıların başlamasından hemen önce İsrail'le Fransa'da görüşüp anlaşmışlardı. Dolayısıyla HTŞ'nin buralara kadar gelişinde öyle bazen anlatmaya çalıştıkları gibi ABD'yle, İsrail'le bir karşı karşıya geliş falan yok. Doğrudan ABD'yle, İsrail'le oturdular, anlaştılar; onların onayıyla bu süreç yürütülüyor.
"Akan kan derhal durmalı ve yeniden diyalog yoluna dönülmelidir"
İsrail topraklarını genişletmeye devam ediyor. Başlı başına bu bile bölgede yaşadığımız felaketin ne anlama geldiğini bize gösteriyor. Dikkat edin; bilerek ve isteyerek bu iş birliğinin içinde Türkiye'nin adını saymıyorum, 'Erdoğan' demekte ısrar ediyorum. Çünkü biliyorum ki Türkiye'deki milyonlarca insan, bu ülkenin yoksul emekçi halkları bu saldırganlığın bir tarafı değiller. Bu cihatçı çeteleri desteklemiyorlar; Alevilerin, Kürtlerin, yoksulların katledilmesinin karşısında duruyorlar. Ama Erdoğan'ın sadece ve sadece iktidarı korumak, sadece ve sadece yandaşlarını zengin etmek için bu planların bir parçası olduğunu biliyoruz. Gerçekten aklımız almıyor. Yani sanki bir televizyon dizisi izleniyormuş, sanki bir bilgisayar oyunu stratejisi geliştiriliyormuş gibi Ortadoğu'da bütün yoksul halkları, emekçileri canlarıyla tehdit eden bir anlayışla karşı karşıyayız.
Uzun lafın kısası, akan kan derhal durmalı ve yeniden diyalog yoluna dönülmelidir. Kürtler ve Aleviler başta olmak üzere Suriye'nin birliğini, bütünlüğünü ama bununla beraber Suriye'de yaşayan bütün halkların varlıklarını, kimliklerini, inançlarını garanti altına alan bir çözüm üretilmelidir. Herkesin şunu bilmesi lazım: Bizim yaşadığımız bu coğrafyada Amerika'nın ve İsrail'in lehine olan her gelişme bizim aleyhimizedir. Amerika kazanıyorsa bu ülke kaybediyordur. Amerika kazanıyorsa, İsrail kazanıyorsa Türkiye, Ortadoğu, buradaki emekçiler, yoksullar kaybediyordur arkadaşlar. Amerika'nın ve İsrail'in istediği oluyorsa emin olun bölgemizde tehlike artıyordur. Ülkemiz için, üzülerek söylüyorum, daha kötü günler geliyordur. Bizim için artık zaten kırıntılarından söz ettiğimiz bağımsızlık ve özgürlük bir bütün olarak yıkılma tehlikesi ile karşı karşıyadır. Eğer Amerika ve İsrail kazanıyorsa Tayyip Erdoğan kazanıyordur, Saray Rejimi kazanıyordur. Bu bizim için, bu ülkede yaşayan milyonlarca emekçi için daha fazla zulüm, daha fazla yoksulluk, daha fazla sefalet anlamına gelecektir. Maalesef öyle bir iktidar var ki sırf iktidar konutunu korumak, yandaşlarını daha zengin etmek için her türlü kirli ilişkiye giriyor; ABD ve İsrail'le adına 'dostluk' dedikleri kişiliksiz ilişkiyi geliştirmeye, sürdürmeye devam ediyorlar.
"Emekli kendisini aç bırakan, yoksul bırakan, çaresiz bırakan bu iktidara mı oy versin?"
2000'li yılların başında asgari ücretin üzerine çıkmış olan en düşük emekli aylığı ki bu da milyonlarca emeklinin aldığı ücrete tekabül ediyor; bugün açlık sınırının bakın yüzde 33 altına inmiş durumda. Yüzde 33,6 tam rakam. Açlık sınırı 30 bin 143 lira, asgari ücret 28 bin 75 lira, en düşük emekli aylığı 20 bin lira. ya bu rezalete, hatta ne rezaleti, bu ihanete bakıp daha ne söylenebilir? DİSK-AR bir araştırma yapmış, emekli arkadaşlar aldığı paranın yüzde 75'ini, yüzde 80'ini kira, ısınma ve gıdaya harcıyor. Bakın; kira, ısınma, gıda. Yani yüzde 20 ile yaşa. Yüzde 20 ile sokağa çık ve torununu gezmeye götür bakayım. O kadar öfkeliyim ki sürekli 'Kaynak yok', 'Biz gayri safi milli hasılanın büyük payını bunlara veriyoruz' diyorlar. Bakın bu emekli düşmanı, emekçi düşmanı, patron dostu iktidar döneminde emekli ödemeleri gayri safi yurt içi hasılanın yüzde 3,7'sine denk geliyor. Sadece kıyaslama olsun diye söylüyorum, Avrupa'da bu oran yüzde 10. Yani gerçekten söyleyecek başka hiçbir şey kalmıyor. Milli gelirden yüzde 3'ü verdiklerinde emeklinin kendilerine oy vereceğini düşünüyorlar. Neye oy versin bu emekli, soruyorum? Gerçekten kendisini aç bırakan, kendisini yoksul bırakan, kendisini çaresiz bırakan bu iktidara mı?
"Bir tane AKP'li milletvekili arıyorum ya, çıksın şu kürsüden '20 bin liraya emekli nefes alıp verebilir' desin"
Memleketteki 3 emekliden 2 tanesi aynı zamanda çalışıyor ya da çalışmak için iş arıyor. Bu iktidara şu soruyu sormak lazım: Bu paraya yaşanabileceğine inanıyor musunuz? Gerçekten bir tane AKP'li milletvekili arıyorum ya, çıksın şu kürsüden '20 bin liraya emekli nefes alıp verebilir' desin. Bir tane arıyorum ya! Birisi bile bunu söyleyemiyor. Ama tabii Saray'dan talimat geldi; şimdi hepsi el birliğiyle ellerini kaldıracaklar, indirecekler ve emeklileri bir sefalete mahkum edecekler. Üstelik bunu o kadar adice yapıyorlar ki 'En düşük emekli maaşı' diye yeni bir kavram Türkiye'de hayatımızın ortasına yerleşti. Yani normalde en düşük emekli maaşını alan insanların yaşayamayacağını onlar da aslında kabul ediyorlar; mecbur kalıp buna destek veriyorlar ve bakın arkadaşlar eğer bu anlayış hakim olursa hiç ihtimal vermiyoruz, biz bir an önce ülkeyi bu iktidardan kurtaracağız ama bu anlayışın hakim olması şu demek: Her sene en düşük emekli maaşı alan insan sayısının düzenli olarak artması demek. ya ayıptır, yazıktır, günahtır.
Şimdi Meclis'i çalıştırmaya çalışıyorlar, öyle söylüyorlar. Aynı konuda 10 kere, 11 kere kanun çıkar mı ya? Her sene önce zam belirleniyor, o zam yetmiyor; ondan sonra bir daha zam yapmak için Meclis'e kanun getiriyorlar, en düşük emekli maaşını arttırıyorlar. Her sene aynı iş yapılır mı ya? ya burada akıl var mı? Burada mantık var mı? Burada vicdan var mı? ve her sene en düşük emekli maaşı alanların sayısı artıyor. Peki arkadaşlar şu haksızlık değil mi? Sesimin ulaştığı henüz emekli olmayan yurttaşlara sesleniyorum: Siz de en düşük emekli maaşı alacaksınız! Zaman geçecek; hak ettiğinizin çok altındaki bu en düşük emekli maaşına sizi mahkum etmek isteyen bir iktidarla karşı karşıyayız. O yüzden bugün hemen buna karşı ses çıkartmak lazım.
"Bu AKP-MHP ittifakından bu memleket kurtulmadan emeklinin kurtulma şansı yok"
Ben açık söylüyorum arkadaşlar; öyle 'Bahçeli onu demiş, MHP şunu yapacakmış' falan değil. Bu AKP-MHP ittifakından, bu Saray iktidarından bu memleket kurtulmadan emeklinin kurtulma şansı yok. Emeklinin de emekçinin de kadınların da gençlerin de hepimizin kurtuluşunun ilk şartı bu iktidardan kurtulmaktır. Bakın arkadaşlar; emeklinin hali anlat anlat bitiremeyiz zaten ama diğer tarafta çok önemli olduğunu düşündüğüm bir konuya daha değineceğim: Gençler... Olacak iş değil değerli arkadaşlar ya, bakın; çok zor bir konu. Çok tereddüt ettim burada konuşup konuşmamaya. Ama bir tarafta fetih, bir tarafta emeklinin hali, bir taraftan da bakıyorsunuz ülkenin artık gerçekten yüreğim parçalanarak söylüyorum sıradan bir gündemi haline gelmiş, suç ve çeteleşme. Son olarak gencecik bir yavrumuz, Atlas kardeşimiz, evladımız; akranı bir çocuk tarafından sokak ortasında vahşice katledildi ve Atlas'ı kaybettik.
"Bu iktidarın çocuklarımıza, gençlere sunduğu şey ya torna ya köşe başında torba"
Bakın bütün çocuklar 'Okusak, okul bitirsek meslek sahibi olamayacağız' diye bakıyor, 'Çalışıp sınava girsem zaten akrabası, iktidara yakın olan birisi alınacak' diye bakıyor. 'Bir şekilde işe girsen, ömür boyu çalışsan belki bir ev, bir araba alamayacaksın, evlenemeyeceksin' deniyor. Şöyle normal bir hayat yaşamak dualara kalmış durumda. O zaman da bu düzenin çaresi tükenince, bir başka düzene, bir kaos düzenine, mafya düzenine, çete düzenine evlatlarımızı kaybediyoruz. Hatırlayın, bizim MESEM'i protesto eden TİP'li gençler 'Ya torna ya torba' diye bir ikileme itiraz ediyorlardı. ya bu iktidarın çocuklarımıza, gençlere sunduğu şey ya torna ya köşe başında torba. Tornaya girip çocuk işçi mi olsun, torba tutup yolunu mu bulsun? Bu iktidarın gençlerimize reva gördüğü bu düzene, bu çocuklarımızı zehirleyen düzene karşı herkesi, bütün vicdan sahibi değerli yurttaşları akıllarına, kalplerine seslenerek sorumluluk almaya çağırıyorum. Yani hal böyleyken, bu düzen böyleyken suça, çeteciliğe, mafyacılığa çocuklarımızın özenmesi maalesef çok kolay oluyor.
İşte Atlas, bugün neden hayattan koparıldı, neden aramızda değil? Kardeşlerimiz, evlatlarımız neden henüz hayatlarının daha ilk günlerinde, baharında toprağın altına düşüyor? Bunu gerçekten sorgulamamız, bunun nedenlerinin üzerine gitmemiz, bu vahşetin kökünü kurutmayı konuşmamız gerekiyor. Suçu sadece katil olan çocuktan ibaret bilip ona nefret kusarak, ona küfrederek, ırkçılığa başvurarak kendi nefsimizi rahatlatmak bile mümkün değildir. Ben bunun buz gibi bir düzen sorunu olduğunu bir kez daha ifade edeceğim. Bunun arkasındaki ekonomik gerekçeleri, bunun arkasındaki toplumsal gerekçeleri, bunun arkasındaki cezasızlık düzenini konuşmak zorundayız. Devlet, devlet olma vasfını yerine getirmiyor; çocuğu bu acı kadere terk ediyor. İktidar sadece kendini zenginleştirmenin peşinde, çocuklar onların umurlarında bile değil. Atlaslar, Ahmetler vahşet sonucu katledildiğinde çıkıp yine en iyi bildiklerini yapıyorlar, hamaset üretiyorlar. Buradan iktidara, yetkililere, sorumlulara sesleniyorum: Bize cinayet işlenip evladımız toprağa düştükten sonra hamaset yapmayın. Bu düzen bu çocukların birini fail, birini maktul haline getiriyor, birini diğerine öldürtüyor, mafyaya, çeteye kazandırıyor ve bu doğrudan iktidarın sorumluluğundadır."
TİP Genel Başkanı Erkan Baş, TBMM'de düzenlediği haftalık basın toplantısında ülke ve dünya gündemine ilişkin önemli açıklamalarda bulundu.
Suriye'de meydana gelen son gelişmelere değinen Baş, cihatçı çetelerin Amerika Birleşik Devletleri (ABD), İsrail ve Erdoğan'dan icazet aldığını kaydederek "Bu cihatçıların çıkarları uyuşmadığında sınırın bu tarafına geçip, köylerimizi cephaneliğe çevirip bu ülkenin askerine, polisine, yurttaşına, onların canına kastetmeyeceğinin hiçbir garantisi yok" diye konuştu.
İstanbul Güngören'de 16 yaşındaki Atlas Çağlayan'ın 15 yaşındaki bir çocuk tarafından öldürüldüğü olaya ilişkin konuşan Baş, "Bu düzenin çaresi tükenince bir başka düzene, bir kaos düzenine, mafya düzenine, çete düzenine evlatlarımızı kaybediyoruz" dedi.
"Suriye'de tekçi, İslamcı, mezhepçi bir cihatçı örgüt ABD desteğiyle iktidar olmuş durumda"
Baş, basın toplantısında şunları kaydetti:
"Suriye'de HTŞ isminde, içerisinde Suriye kökenli olmayan cihatçı unsurların da bulunduğu bir cihatçı örgüt 2024 yılı Aralık ayında iktidarı ele geçirdi. Bugün 'geçici cumhurbaşkanı' diye pazarlanan Colani, aynı zamanda HTŞ'nin başındaki bir isim; El-Kaide geçmişine sahip ve o zihniyette bir cihatçı. Hepimizin bildiği gibi Suriye de tıpkı bizim ülkemiz gibi belki binlerce yıldır farklı medeniyetlere ev sahipliği yapmış, farklı halklara, inançlara kucak açmış bir coğrafya. Şimdi burada tekçi, İslamcı, mezhepçi bir cihatçı örgüt ABD desteğiyle iktidar olmuş durumda. Bugün yaşananlar bu gerçeğin acı ama maalesef beklenen sonuçlarıdır. Geçmiş dönem Suriye'deki yönetimin hatalarını, eksiklerini, zaaflarını fırsat bilerek iktidarı ele geçiren; ülkeyi olduğundan da daha güçsüz, daha zayıf, sömürüye daha açık hale getirmek için bir yılı aşkın süredir canla başla çalışan bir örgütten söz ediyoruz.
"Doğrudan ABD'yle, İsrail'le oturdular, anlaştılar; onların onayıyla bu süreç yürütülüyor"
Bugün Suriye ordusu diyorlar ya, bu Suriye ordusu dedikleri kim biliyor musunuz? Alevilerin yaşadığı köylere gidip 'Sen Alevi misin?' diye sorduklarında 'Evet' cevabı veren sivili onlarca kurşunla katledenler. Suriye ordusu dedikleri bunlar. Biz daha önce bu katliamlar sırasında da elimizden geldiğince bu gerçeklerin tüm dünya tarafından duyulması, bilinmesi için söz söyledik, eylemler yaptık, kamuoyuna çağrılarda bulunduk. Ama ülkedeki iktidar, Saray iktidarı kulağının üstüne yattı. Cihatçıların bu alçakça saldırılarını görmezden geldi, hatta açıktan destekledi. Şimdi de Kürtler bu saldırganlıkla karşı karşıya. Arkasında Trump'ın, Netanyahu'nun, Tayyip Erdoğan'ın desteği olan Colani, varılmış mutabakatı tanımayarak elindeki cihatçılarla Suriyeli Kürtlerin yaşadığı kentlere kendi aklınca cihat ilan etti. Bakın altını çiziyorum, icazeti de meşruiyeti de Amerika'dan, İsrail'den ve Erdoğan'dan alıyorlar. Halep'te Kürtlerin yoğun olarak yaşadığı mahallelere dönük saldırıların başlamasından hemen önce İsrail'le Fransa'da görüşüp anlaşmışlardı. Dolayısıyla HTŞ'nin buralara kadar gelişinde öyle bazen anlatmaya çalıştıkları gibi ABD'yle, İsrail'le bir karşı karşıya geliş falan yok. Doğrudan ABD'yle, İsrail'le oturdular, anlaştılar; onların onayıyla bu süreç yürütülüyor.
"Akan kan derhal durmalı ve yeniden diyalog yoluna dönülmelidir"
İsrail topraklarını genişletmeye devam ediyor. Başlı başına bu bile bölgede yaşadığımız felaketin ne anlama geldiğini bize gösteriyor. Dikkat edin; bilerek ve isteyerek bu iş birliğinin içinde Türkiye'nin adını saymıyorum, 'Erdoğan' demekte ısrar ediyorum. Çünkü biliyorum ki Türkiye'deki milyonlarca insan, bu ülkenin yoksul emekçi halkları bu saldırganlığın bir tarafı değiller. Bu cihatçı çeteleri desteklemiyorlar; Alevilerin, Kürtlerin, yoksulların katledilmesinin karşısında duruyorlar. Ama Erdoğan'ın sadece ve sadece iktidarı korumak, sadece ve sadece yandaşlarını zengin etmek için bu planların bir parçası olduğunu biliyoruz. Gerçekten aklımız almıyor. Yani sanki bir televizyon dizisi izleniyormuş, sanki bir bilgisayar oyunu stratejisi geliştiriliyormuş gibi Ortadoğu'da bütün yoksul halkları, emekçileri canlarıyla tehdit eden bir anlayışla karşı karşıyayız.
Uzun lafın kısası, akan kan derhal durmalı ve yeniden diyalog yoluna dönülmelidir. Kürtler ve Aleviler başta olmak üzere Suriye'nin birliğini, bütünlüğünü ama bununla beraber Suriye'de yaşayan bütün halkların varlıklarını, kimliklerini, inançlarını garanti altına alan bir çözüm üretilmelidir. Herkesin şunu bilmesi lazım: Bizim yaşadığımız bu coğrafyada Amerika'nın ve İsrail'in lehine olan her gelişme bizim aleyhimizedir. Amerika kazanıyorsa bu ülke kaybediyordur. Amerika kazanıyorsa, İsrail kazanıyorsa Türkiye, Ortadoğu, buradaki emekçiler, yoksullar kaybediyordur arkadaşlar. Amerika'nın ve İsrail'in istediği oluyorsa emin olun bölgemizde tehlike artıyordur. Ülkemiz için, üzülerek söylüyorum, daha kötü günler geliyordur. Bizim için artık zaten kırıntılarından söz ettiğimiz bağımsızlık ve özgürlük bir bütün olarak yıkılma tehlikesi ile karşı karşıyadır. Eğer Amerika ve İsrail kazanıyorsa Tayyip Erdoğan kazanıyordur, Saray Rejimi kazanıyordur. Bu bizim için, bu ülkede yaşayan milyonlarca emekçi için daha fazla zulüm, daha fazla yoksulluk, daha fazla sefalet anlamına gelecektir. Maalesef öyle bir iktidar var ki sırf iktidar konutunu korumak, yandaşlarını daha zengin etmek için her türlü kirli ilişkiye giriyor; ABD ve İsrail'le adına 'dostluk' dedikleri kişiliksiz ilişkiyi geliştirmeye, sürdürmeye devam ediyorlar.
"Emekli kendisini aç bırakan, yoksul bırakan, çaresiz bırakan bu iktidara mı oy versin?"
2000'li yılların başında asgari ücretin üzerine çıkmış olan en düşük emekli aylığı ki bu da milyonlarca emeklinin aldığı ücrete tekabül ediyor; bugün açlık sınırının bakın yüzde 33 altına inmiş durumda. Yüzde 33,6 tam rakam. Açlık sınırı 30 bin 143 lira, asgari ücret 28 bin 75 lira, en düşük emekli aylığı 20 bin lira. ya bu rezalete, hatta ne rezaleti, bu ihanete bakıp daha ne söylenebilir? DİSK-AR bir araştırma yapmış, emekli arkadaşlar aldığı paranın yüzde 75'ini, yüzde 80'ini kira, ısınma ve gıdaya harcıyor. Bakın; kira, ısınma, gıda. Yani yüzde 20 ile yaşa. Yüzde 20 ile sokağa çık ve torununu gezmeye götür bakayım. O kadar öfkeliyim ki sürekli 'Kaynak yok', 'Biz gayri safi milli hasılanın büyük payını bunlara veriyoruz' diyorlar. Bakın bu emekli düşmanı, emekçi düşmanı, patron dostu iktidar döneminde emekli ödemeleri gayri safi yurt içi hasılanın yüzde 3,7'sine denk geliyor. Sadece kıyaslama olsun diye söylüyorum, Avrupa'da bu oran yüzde 10. Yani gerçekten söyleyecek başka hiçbir şey kalmıyor. Milli gelirden yüzde 3'ü verdiklerinde emeklinin kendilerine oy vereceğini düşünüyorlar. Neye oy versin bu emekli, soruyorum? Gerçekten kendisini aç bırakan, kendisini yoksul bırakan, kendisini çaresiz bırakan bu iktidara mı?
"Bir tane AKP'li milletvekili arıyorum ya, çıksın şu kürsüden '20 bin liraya emekli nefes alıp verebilir' desin"
Memleketteki 3 emekliden 2 tanesi aynı zamanda çalışıyor ya da çalışmak için iş arıyor. Bu iktidara şu soruyu sormak lazım: Bu paraya yaşanabileceğine inanıyor musunuz? Gerçekten bir tane AKP'li milletvekili arıyorum ya, çıksın şu kürsüden '20 bin liraya emekli nefes alıp verebilir' desin. Bir tane arıyorum ya! Birisi bile bunu söyleyemiyor. Ama tabii Saray'dan talimat geldi; şimdi hepsi el birliğiyle ellerini kaldıracaklar, indirecekler ve emeklileri bir sefalete mahkum edecekler. Üstelik bunu o kadar adice yapıyorlar ki 'En düşük emekli maaşı' diye yeni bir kavram Türkiye'de hayatımızın ortasına yerleşti. Yani normalde en düşük emekli maaşını alan insanların yaşayamayacağını onlar da aslında kabul ediyorlar; mecbur kalıp buna destek veriyorlar ve bakın arkadaşlar eğer bu anlayış hakim olursa hiç ihtimal vermiyoruz, biz bir an önce ülkeyi bu iktidardan kurtaracağız ama bu anlayışın hakim olması şu demek: Her sene en düşük emekli maaşı alan insan sayısının düzenli olarak artması demek. ya ayıptır, yazıktır, günahtır.
Şimdi Meclis'i çalıştırmaya çalışıyorlar, öyle söylüyorlar. Aynı konuda 10 kere, 11 kere kanun çıkar mı ya? Her sene önce zam belirleniyor, o zam yetmiyor; ondan sonra bir daha zam yapmak için Meclis'e kanun getiriyorlar, en düşük emekli maaşını arttırıyorlar. Her sene aynı iş yapılır mı ya? ya burada akıl var mı? Burada mantık var mı? Burada vicdan var mı? ve her sene en düşük emekli maaşı alanların sayısı artıyor. Peki arkadaşlar şu haksızlık değil mi? Sesimin ulaştığı henüz emekli olmayan yurttaşlara sesleniyorum: Siz de en düşük emekli maaşı alacaksınız! Zaman geçecek; hak ettiğinizin çok altındaki bu en düşük emekli maaşına sizi mahkum etmek isteyen bir iktidarla karşı karşıyayız. O yüzden bugün hemen buna karşı ses çıkartmak lazım.
"Bu AKP-MHP ittifakından bu memleket kurtulmadan emeklinin kurtulma şansı yok"
Ben açık söylüyorum arkadaşlar; öyle 'Bahçeli onu demiş, MHP şunu yapacakmış' falan değil. Bu AKP-MHP ittifakından, bu Saray iktidarından bu memleket kurtulmadan emeklinin kurtulma şansı yok. Emeklinin de emekçinin de kadınların da gençlerin de hepimizin kurtuluşunun ilk şartı bu iktidardan kurtulmaktır. Bakın arkadaşlar; emeklinin hali anlat anlat bitiremeyiz zaten ama diğer tarafta çok önemli olduğunu düşündüğüm bir konuya daha değineceğim: Gençler... Olacak iş değil değerli arkadaşlar ya, bakın; çok zor bir konu. Çok tereddüt ettim burada konuşup konuşmamaya. Ama bir tarafta fetih, bir tarafta emeklinin hali, bir taraftan da bakıyorsunuz ülkenin artık gerçekten yüreğim parçalanarak söylüyorum sıradan bir gündemi haline gelmiş, suç ve çeteleşme. Son olarak gencecik bir yavrumuz, Atlas kardeşimiz, evladımız; akranı bir çocuk tarafından sokak ortasında vahşice katledildi ve Atlas'ı kaybettik.
"Bu iktidarın çocuklarımıza, gençlere sunduğu şey ya torna ya köşe başında torba"
Bakın bütün çocuklar 'Okusak, okul bitirsek meslek sahibi olamayacağız' diye bakıyor, 'Çalışıp sınava girsem zaten akrabası, iktidara yakın olan birisi alınacak' diye bakıyor. 'Bir şekilde işe girsen, ömür boyu çalışsan belki bir ev, bir araba alamayacaksın, evlenemeyeceksin' deniyor. Şöyle normal bir hayat yaşamak dualara kalmış durumda. O zaman da bu düzenin çaresi tükenince, bir başka düzene, bir kaos düzenine, mafya düzenine, çete düzenine evlatlarımızı kaybediyoruz. Hatırlayın, bizim MESEM'i protesto eden TİP'li gençler 'Ya torna ya torba' diye bir ikileme itiraz ediyorlardı. ya bu iktidarın çocuklarımıza, gençlere sunduğu şey ya torna ya köşe başında torba. Tornaya girip çocuk işçi mi olsun, torba tutup yolunu mu bulsun? Bu iktidarın gençlerimize reva gördüğü bu düzene, bu çocuklarımızı zehirleyen düzene karşı herkesi, bütün vicdan sahibi değerli yurttaşları akıllarına, kalplerine seslenerek sorumluluk almaya çağırıyorum. Yani hal böyleyken, bu düzen böyleyken suça, çeteciliğe, mafyacılığa çocuklarımızın özenmesi maalesef çok kolay oluyor.
İşte Atlas, bugün neden hayattan koparıldı, neden aramızda değil? Kardeşlerimiz, evlatlarımız neden henüz hayatlarının daha ilk günlerinde, baharında toprağın altına düşüyor? Bunu gerçekten sorgulamamız, bunun nedenlerinin üzerine gitmemiz, bu vahşetin kökünü kurutmayı konuşmamız gerekiyor. Suçu sadece katil olan çocuktan ibaret bilip ona nefret kusarak, ona küfrederek, ırkçılığa başvurarak kendi nefsimizi rahatlatmak bile mümkün değildir. Ben bunun buz gibi bir düzen sorunu olduğunu bir kez daha ifade edeceğim. Bunun arkasındaki ekonomik gerekçeleri, bunun arkasındaki toplumsal gerekçeleri, bunun arkasındaki cezasızlık düzenini konuşmak zorundayız. Devlet, devlet olma vasfını yerine getirmiyor; çocuğu bu acı kadere terk ediyor. İktidar sadece kendini zenginleştirmenin peşinde, çocuklar onların umurlarında bile değil. Atlaslar, Ahmetler vahşet sonucu katledildiğinde çıkıp yine en iyi bildiklerini yapıyorlar, hamaset üretiyorlar. Buradan iktidara, yetkililere, sorumlulara sesleniyorum: Bize cinayet işlenip evladımız toprağa düştükten sonra hamaset yapmayın. Bu düzen bu çocukların birini fail, birini maktul haline getiriyor, birini diğerine öldürtüyor, mafyaya, çeteye kazandırıyor ve bu doğrudan iktidarın sorumluluğundadır."
Kaynak: ANKA / Güncel
İnsan Hakları, Dış Politika, Erkan Baş, Güvenlik, İsrail, Suriye, Güncel, Medya, İsrail, Suriye, Suriyeli, Erkan Baş, Türkiye İşçi Partisi, Medya, Dış Politika, İnsan Hakları, Güvenlik, Güncel, Haberler
- AK PARTİ
- AVRUPA BİRLİĞİ
- AZERBAYCAN
- BASKETBOL
- BELEDİYE
- BEŞİKTAŞ
- CHP
- ÇEVRE
- DEM
- DİPLOMASİ
- DOĞA
- DONALD TRUMP
- DEVLET BAHÇELİ
- EĞİTİM
- EKREM İMAMOĞLU
- ELON MUSK
- EMEKLİ
- EMLAK
- ENERJİ
- ENFLASYON
- ESNAF
- FENERBAHÇE
- FİKSTÜR
- FİLİSTİN
- FUTBOL
- GALATASARAY
- GASTRONOMİ
- GAZZE
- GÜNCEL
- GÜVENLİK
- GÖÇMEN
- HAKAN FİDAN
- HASTANE
- HAYVAN HAKLARI
- HIRSIZLIK
- HUKUK
- IRAK
- İNSAN HAKLARI
- İRAN
- İSRAİL
- İSTANBUL
- İŞÇİ
- İTFAİYE
- JANDARMA
- JOSE MOURINHO
- KAZA