Edirne Bienali'nde 500 yıllık medrese ile "dijital köprüler" kuruldu
Bu yıl ilk kez düzenlenen Edirne Bienali, 'Köprüler' temasıyla tarihi Peykler Medresesi'nde çağdaş sanatı dijital dinamiklerle buluşturuyor. Küratör İsmail Erim Gülaçtı, teknolojinin şov amaçlı kullanımına karşı çıkarak altyapısal sorgulamalara odaklanan bir seçki sunuyor. Sergide yapay zeka, dijital minyatürler ve sesli eserler yer alıyor.
"Köprüler" temasıyla bu yıl ilk kez kapılarını açan Edirne Bienali, kentin tarihi dokusunu çağdaş sanatın modern dinamikleriyle buluşturuyor.
"Dijital Köprüler" başlığıyla hazırladığı seçkiyi tarihi Peykler Medresesi'nde sanatseverlerin beğenisine sunan küratör İsmail Erim Gülaçtı, AA muhabirine yaptığı açıklamada, Mimar Sinan Eserleri Müzesi ve Genç Ofis olarak hizmet veren Peykler Medresesi'nin sergideki önemine dikkati çekti.
Fatih Sultan Mehmet döneminde yapılan ve Mimar Sinan'ın dokunuşlarıyla bugüne ulaşan Peykler Medresesi'nin mimari mirasına saygı göstererek sergiyi kurguladıklarını belirten Gülaçtı, tarihi yapıyı panellerle kapatmak yerine çok katmanlılık ilkesiyle var olan yapının üzerine ve içine yerleşmeyi tercih ettiklerini anlattı.
"Teknolojinin şova dönüştürülmesine karşıyım"
Gülaçtı, bugün dijital kültürün genellikle daha büyük ekranlar ve yüksek işlem gücüyle özdeşleştirildiğine işaret ederek, şunları kaydetti:
"Ben teknolojiyi bir oyuncak gibi görüp şova dönüştüren işlerden hoşlanmıyorum. Biraz daha teknolojinin arkasına bakan, günümüze, toplumsal meselelere ve sorgulamalara dair bir şeyler söyleyen işlere önem veriyorum. Dijital sanatın sadece daha parlak olan yapısına itirazım var. Pikselin arkasında ne var diye soran eserler ve işler benim için son derece önemli. Dolayısıyla benim sergim daha çok bir altyapı sorgulaması şu anda. Fatih Sultan Mehmet için yapılan, 500 yılı aşkın tarihi olan bir mekan ve biz bu mekanı sadece bir altyapı olarak kullanıyoruz. Dijitalin anlatamadığı, yetersiz kaldığı ya da dijitali gören insanların ötesini düşünmek istemediği şeyleri göstermeye çalışıyoruz. Aslında bu sergi tamamen bir altyapısal sorgulama sergisidir."
Sanatçı ve eser seçiminde de benzer bir strateji izlediğini dile getiren Gülaçtı, "Sadece dijitali bir oyuncak olarak kullanan sanatçıları pas geçtim. Anlattıkları hikayelerde mekana, köprünün kastettiği metafora yani değişime, dönüşüme ya da bekleyişe dair bir şeyler söyleyen eserler benim için değerliydi. Çünkü bazen köprünün ötesine geçemeyiz. Köprü her zaman birleştirmez, bazen de ayırır. Mekanın öze dönük yapısını da dikkate alarak bu ciddi sanatçı grubuyla çalışmak istedik." dedi.
"Ses dijital sanatta asosyal bir ögedir"
Gülaçtı, sergileme düzeninde odalar arasında boşluklar bıraktıklarını belirterek, şöyle devam etti:
"Eserlerin hepsinde ses var. Ses öyle bir şey ki dijital sanatta asosyal bir öge. Yani yanında hiç kimseyi istemez. Eserleri yan yana koymak, hepsine ayrıca hakaret ve onları istismar etmek olur. Ses girdiğinde görselden başka bir boyuta geçilir ve sanat gerçekten çok asosyal bir esere dönüşüyor. O yüzden seslerin birbirine karışmaması ve eserlerin kendi haklarının korunması adına aralarında birkaç oda bırakarak yerleşim yapmam gerekti. Böyle çok daha iyi oldu."
Yapay zeka ve dijital minyatürler aynı çatı altında
Seçkide Artür Vahe Karapekmez, Efe Erkol, Eser Tokaş, İrem Çoban ve Özge Kalyoncu Fırat'ın eserlerinin yer aldığını aktaran Gülaçtı, seçkideki örneklere ilişkin bilgi verdi.
İsmail Erim Gülaçtı, Karapekmez'in "Bir Başka İstanbul" adlı 18 dakikalık iki boyutlu dijital animasyon eserinin, Osmanlı nadir eserler kütüphanelerindeki 400-500 yıllık orijinal minyatürlerin taranmasıyla oluşturulduğunun altını çizdi.
Bu çalışmayla minyatürün perspektifsiz doğasının dijital yöntemlerle üç boyutlu bir algıya taşındığını dile getiren küratör, mekanla ortak bir rezonans yakalandığını ifade etti.
Gülaçtı, medresenin "Kadın Baniler" temalı kalıcı seçkisinin yer aldığı bölümünde ise İrem Çoban'ın sadece yapay zeka kullanılarak üretilen ödüllü kısa filmi "Töz"ün bulunduğunu belirterek, "Töz, bir maddenin özü, ona aidiyetini, ruhaniyetini, her türlü niteliğini veren en derin çekirdektir. Sanatçı burada bir kadın metaforu üzerinden insanlığın doğumunu, yaşamını, ölümünü ve bu süreçteki imgesel dönüşümünü anlatıyor. Mekanın tarihi ruhuyla eserin kadın imgesi üzerindeki odak noktasının buluşması nedeniyle bu çalışmayı buraya konumlandırdık." diye konuştu.
Sergide ayrıca Efe Erkol'un beş köprü metaforu üzerinden şekillenen ve Mimar Sinan'ın su yapılarına ait bilgilerin yer aldığı hücrede sergilenen "Köprü" adlı eseri de sanatseverlerle buluşuyor.
Bienal kapsamındaki "Dijital Köprüler" sergisi, 28 Haziran'a kadar Peykler Medresesi'nde ziyaret edilebiliyor.
"Dijital Köprüler" başlığıyla hazırladığı seçkiyi tarihi Peykler Medresesi'nde sanatseverlerin beğenisine sunan küratör İsmail Erim Gülaçtı, AA muhabirine yaptığı açıklamada, Mimar Sinan Eserleri Müzesi ve Genç Ofis olarak hizmet veren Peykler Medresesi'nin sergideki önemine dikkati çekti.
Fatih Sultan Mehmet döneminde yapılan ve Mimar Sinan'ın dokunuşlarıyla bugüne ulaşan Peykler Medresesi'nin mimari mirasına saygı göstererek sergiyi kurguladıklarını belirten Gülaçtı, tarihi yapıyı panellerle kapatmak yerine çok katmanlılık ilkesiyle var olan yapının üzerine ve içine yerleşmeyi tercih ettiklerini anlattı.
"Teknolojinin şova dönüştürülmesine karşıyım"
Gülaçtı, bugün dijital kültürün genellikle daha büyük ekranlar ve yüksek işlem gücüyle özdeşleştirildiğine işaret ederek, şunları kaydetti:
"Ben teknolojiyi bir oyuncak gibi görüp şova dönüştüren işlerden hoşlanmıyorum. Biraz daha teknolojinin arkasına bakan, günümüze, toplumsal meselelere ve sorgulamalara dair bir şeyler söyleyen işlere önem veriyorum. Dijital sanatın sadece daha parlak olan yapısına itirazım var. Pikselin arkasında ne var diye soran eserler ve işler benim için son derece önemli. Dolayısıyla benim sergim daha çok bir altyapı sorgulaması şu anda. Fatih Sultan Mehmet için yapılan, 500 yılı aşkın tarihi olan bir mekan ve biz bu mekanı sadece bir altyapı olarak kullanıyoruz. Dijitalin anlatamadığı, yetersiz kaldığı ya da dijitali gören insanların ötesini düşünmek istemediği şeyleri göstermeye çalışıyoruz. Aslında bu sergi tamamen bir altyapısal sorgulama sergisidir."
Sanatçı ve eser seçiminde de benzer bir strateji izlediğini dile getiren Gülaçtı, "Sadece dijitali bir oyuncak olarak kullanan sanatçıları pas geçtim. Anlattıkları hikayelerde mekana, köprünün kastettiği metafora yani değişime, dönüşüme ya da bekleyişe dair bir şeyler söyleyen eserler benim için değerliydi. Çünkü bazen köprünün ötesine geçemeyiz. Köprü her zaman birleştirmez, bazen de ayırır. Mekanın öze dönük yapısını da dikkate alarak bu ciddi sanatçı grubuyla çalışmak istedik." dedi.
"Ses dijital sanatta asosyal bir ögedir"
Gülaçtı, sergileme düzeninde odalar arasında boşluklar bıraktıklarını belirterek, şöyle devam etti:
"Eserlerin hepsinde ses var. Ses öyle bir şey ki dijital sanatta asosyal bir öge. Yani yanında hiç kimseyi istemez. Eserleri yan yana koymak, hepsine ayrıca hakaret ve onları istismar etmek olur. Ses girdiğinde görselden başka bir boyuta geçilir ve sanat gerçekten çok asosyal bir esere dönüşüyor. O yüzden seslerin birbirine karışmaması ve eserlerin kendi haklarının korunması adına aralarında birkaç oda bırakarak yerleşim yapmam gerekti. Böyle çok daha iyi oldu."
Yapay zeka ve dijital minyatürler aynı çatı altında
Seçkide Artür Vahe Karapekmez, Efe Erkol, Eser Tokaş, İrem Çoban ve Özge Kalyoncu Fırat'ın eserlerinin yer aldığını aktaran Gülaçtı, seçkideki örneklere ilişkin bilgi verdi.
İsmail Erim Gülaçtı, Karapekmez'in "Bir Başka İstanbul" adlı 18 dakikalık iki boyutlu dijital animasyon eserinin, Osmanlı nadir eserler kütüphanelerindeki 400-500 yıllık orijinal minyatürlerin taranmasıyla oluşturulduğunun altını çizdi.
Bu çalışmayla minyatürün perspektifsiz doğasının dijital yöntemlerle üç boyutlu bir algıya taşındığını dile getiren küratör, mekanla ortak bir rezonans yakalandığını ifade etti.
Gülaçtı, medresenin "Kadın Baniler" temalı kalıcı seçkisinin yer aldığı bölümünde ise İrem Çoban'ın sadece yapay zeka kullanılarak üretilen ödüllü kısa filmi "Töz"ün bulunduğunu belirterek, "Töz, bir maddenin özü, ona aidiyetini, ruhaniyetini, her türlü niteliğini veren en derin çekirdektir. Sanatçı burada bir kadın metaforu üzerinden insanlığın doğumunu, yaşamını, ölümünü ve bu süreçteki imgesel dönüşümünü anlatıyor. Mekanın tarihi ruhuyla eserin kadın imgesi üzerindeki odak noktasının buluşması nedeniyle bu çalışmayı buraya konumlandırdık." diye konuştu.
Sergide ayrıca Efe Erkol'un beş köprü metaforu üzerinden şekillenen ve Mimar Sinan'ın su yapılarına ait bilgilerin yer aldığı hücrede sergilenen "Köprü" adlı eseri de sanatseverlerle buluşuyor.
Bienal kapsamındaki "Dijital Köprüler" sergisi, 28 Haziran'a kadar Peykler Medresesi'nde ziyaret edilebiliyor.
Kaynak: AA / Güncel
Yerel Haberler, Kültür Sanat, Yapay Zeka, Teknoloji, Etkinlik, Edirne, Güncel, Kültür, Sanat, Medrese, Yapay Zeka, Edirne, Yerel Haberler, Etkinlik, Kültür, Sanat, Teknoloji, Kültür Sanat, Güncel, Haberler
- AK PARTİ
- AVRUPA BİRLİĞİ
- AZERBAYCAN
- BASKETBOL
- BELEDİYE
- BEŞİKTAŞ
- CHP
- ÇEVRE
- DEM
- DİPLOMASİ
- DOĞA
- DONALD TRUMP
- DEVLET BAHÇELİ
- EĞİTİM
- EKREM İMAMOĞLU
- ELON MUSK
- EMEKLİ
- EMLAK
- ENERJİ
- ENFLASYON
- ESNAF
- FENERBAHÇE
- FİKSTÜR
- FİLİSTİN
- FUTBOL
- GALATASARAY
- GASTRONOMİ
- GAZZE
- GÜNCEL
- GÜVENLİK
- GÖÇMEN
- HAKAN FİDAN
- HASTANE
- HAYVAN HAKLARI
- HIRSIZLIK
- HUKUK
- IRAK
- İNSAN HAKLARI
- İRAN
- İSRAİL
- İSTANBUL
- İŞÇİ
- İTFAİYE
- JANDARMA
- JOSE MOURINHO
- KAZA