Dem Parti Grup Toplantısı... Tuncer Bakırhan: Türkiye Artık Enerjisini Şam'a Değil, Ankara'ya Harcamalıdır
DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, Türkiye'nin artık enerjisini Şam'a değil, Ankara'ya harcaması gerektiğini belirterek, "Ankara çözümüne odaklanmalı. Ankara çözümü emin olun domino etkisi yaratır, Şam'ı da etkiler, bölgeyi de etkiler, Türkiye'de yaşayan seksen altı milyon insanı da olumlu etkiler. Şam'da imzalanan mutabakatın yarattığı yeni iklim sürecin hızlanması için taze bir umuttur. İktidarın elinde artık Suriye eksenli güvenlik kaygılarının bir zemini kalmadı. Hep güvenlik tehditi olarak görüyorlardı ya artık anlaşma imzalandı. Gerekçeler tükendi. Sıra somut ve güven verici adımlardadır artık" dedi.
(TBMM) - Dem Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, Türkiye'nin artık enerjisini Şam'a değil, Ankara'ya harcaması gerektiğini belirterek, "Ankara çözümüne odaklanmalı. Ankara çözümü emin olun domino etkisi yaratır, Şam'ı da etkiler, bölgeyi de etkiler, Türkiye'de yaşayan seksen altı milyon insanı da olumlu etkiler. Şam'da imzalanan mutabakatın yarattığı yeni iklim sürecin hızlanması için taze bir umuttur. İktidarın elinde artık Suriye eksenli güvenlik kaygılarının bir zemini kalmadı. Hep güvenlik tehditi olarak görüyorlardı ya artık anlaşma imzalandı. Gerekçeler tükendi. Sıra somut ve güven verici adımlardadır artık" dedi.
DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, Türkiye ve dünya gündemine ilişkin TBMM'de partisinin grup toplantısında değerlendirme yaptı. Bakırhan, Ezilenlerin Sosyalist Partisi'ne yapılan operasyonlara değinerek, "100'e yakın ESP'li arkadaş gözaltına alındı. Operasyonlar tam da bu süreçte neyin nesidir gerçekten anlamakta insan zorlanıyor. Operasyonsuz duramıyorlar. Bir karşıt yaratmadan, onlara yönelmeden duramıyorlar. Umarım bu alışkanlık da değişir. Gazeteciler neden gözaltına alınıyor? Siyaset yapanlar neden gözaltına alınır? Parti'nin Eş Genel Başkanlığını yapanlar niye alınır? Haber yapmak suç mudur? Ekoloji ile ilgilenmek suç mudur? Örgütlenmek suç mudur? Bu arkadaşların hepsinin derhal serbest bırakılmaları gerektiğini talep ediyoruz. Bu yanlıştan bence bir an önce dönülsün" dedi.
"Mürşitpınar Sınır Kapısı'nın insani yardımların ulaştırılması için kapalı olması devlet için utançtır"
Bakırhan, şöyle devam etti:
"Yine Rojava yürüyüşleri sırasında başta Hakkari ilimizde ve ilçelerinde olmak üzere bölgenin birçok yerinde çok yoğun gözaltılar var, tutuklamalar var. Bunlar toplumsal barışı zedeliyor. Rojava ile dayanışmak bir suç değildir. İnsanlar Rojava'da kardeşleriyle dayanışıyor. Sonuna kadar da bu dayanışmalar sürecek. Biz de dayanışıyoruz. dayanışmamız sürecek. Diyarbakır'da kimi demokratik kitle örgütleri, bir Rojava'yla, Kobani akıyla dayanışmak üzere bir yardım kampanyası düzenlediler. Kısa bir sürede 25 tır oradan ihtiyaç malzemelerini, listelerini çıkararak ihtiyaç malzemelerini bir araya getirdiler. Suriye'ye sık sık araçlarla geçip fotoğraf veren bürokratlarımıza sormak gerekiyor. İnsanlar da dayanışmak için ihtiyaç malzemeleri toplamış gönderilmiş. Niye bekletiyorsunuz? Bir an önce Mürşitpınar Sınır Kapısı'ndan çıkarak bu yardımları bekliyoruz. Kapıyı açan bir toplum olduğumuz için kapıların kapalı olması bu insani yardımların ulaştırılmaması insanları rahatsız ediyor. Bu devlet için utançtır."
"Kürt halkının ve ezilen bütün halkların, meşru taleplerini artık görmek ve tanımak durumundayız"
10 Ocak 2026'da Paris Mutabakatı oldu. Paris Mutabakatı 100 yıllık diplomatik terk edişin tekerrürüdür. Paris Mutabakatı tekerrür etti ama bir şey tekerrür etmedi. Kürtlerin ulusal bilincinde direnişi de büyüyerek devam etti. Kürtler bu rehaber döndüye hayır diyerek her yerde ayağa kalktı. Sahada hayatını riske atıp masada yok sayılmaya itiraz ediyor. Kürtler yaşadıkları devletlerde komplo kurbanları olarak değil eşit yurttaşlar olarak yaşamak istiyor. Dilini konuşmak, kimliğini yaşamak, kültürünü korumak, varlığının tanınmasını görmek istiyor. Gerçekten bunlardan daha doğal bir şey olabilir mi? Maalesef hala doğal olarak görülmüyor bunlar. Bugün biraz önce anlattığım bu tarihi geçmişten günümüze kadar olan tablodan iki ders ile karşı karşıyayız. Birincisi Kürtlerin diplomasi masalarında dışlanmasının ne Kürtlere ne de bölgeye kalıcı bir barış getirmediği dersidir. İkincisi ise şudur: Hangi halk olursa olsun, bir halkın meşru taleplerini sürekli bastırmak veya görmezden gelmek sorunu ortadan kaldırmıyor. Tam tersine kuşaklar boyu süren bir çatışma sarmalı üretiyor. İran'da bastırma, Irak'ta boğma, Türkiye'de inkar, 100 yıllık paradigmanın güncel süreçleridir. Dolayısıyla bugün hep birlikte tarihten dersler çıkarmalıyız. Kürt halkının ve ezilen bütün halkların meşru taleplerini artık görmek ve tanımak durumundayız. Bunun için çözüm bastırmada değil, idam sefalarında değil, diyalogla müzakerede karşılıklı saygı ve diyalog zeminindedir.
"29 Ocak'ta imzalanan ve yürürlüğe giren mutabakat herkesin kazandığı bir uzlaşma metnidir"
Biraz da Kuzeydoğu Suriye Özerk Yönetimi ile Şam yönetimi arasında 29 Ocak'ta imzalanan ve yürürlüğe giren mutabakatı dair de konuşmak istiyorum. İlk gün açıkladığımız gibi biz bu anlaşmanın Suriye'nin demokratik geleceği için hayırlı olmasını diliyoruz, destekliyoruz. Tam anlamıyla sahada nasıl hayata geçtiğine durup bakmak da gerekiyor. Bu mutabakat aslında herkesin kazandığı bir uzlaşma metnidir. Belki Suriye devletinin de dediği gibi olmadı. Kürtlerin de tam istediği gibi olmadı ama gerçekten hem Suriye'nin hem Kürtlerin kazanacakları bir metindir. Bu uzlaşım metninin ortaya çıkmasını direnişiyle sağlayan başta Kürtlere ve dostlarına, bu uzlaşma metnine katkı sağlayan bütün kesimlere bir kez daha teşekkürlerimizi iletiyoruz. Suriye'de ilan edilen kademeli entegrasyon kapsamında sosyal, siyasal ve yerel hakların gözetilmesi demokratik dengeyi güçlendirecektir. Kalıcı ateşkesin sağlanması, baskıların durması ve nihayet İnsanların ölmemesi en önemli kazanımdır. Bu kapsamda Afrin ve Serekani başta olmak üzere yerinden edilen Kürtlerin ve orada yaşayan diğer halkların en kısa sürede yerlerine, yurtlarına geri dönüşlerinin sağlanmasını diliyoruz. Kürtlerin idari statüsü ve ana dilinde eğitim hakkı birleşik bir Suriye'nin teminatıdır. Bu mutabakat bir başlangıçtır, bu mutabakatın demokratik ruhu tüm Suriye halklarına ve inançlarına da yayılmalıdır. DEM Parti olarak bu anlaşmayı destekliyoruz. Uygulama aşamasında müzakereyi büyüten, halkların iradesini koruyan ve Suriye'nin ortak geleceğine hizmet edenlerin yanında olacağımızı, elimizden gelen her türlü desteği sağlayacağımızı yine tekrarlıyoruz.
"Hem Kürtlerle iç barışı tahkim etme arayışında olmak hem de ırkçılığa izin vermek bir Ankara paradoksudur"
Ne yazık ki Türkiye'de açık bir ırkçılık vardır. Her yerde ırkçılık olağanlaştırılıyor. Kürtler şahsında öfke ve linç tertipleniyor. Bakın Kürt karşıtı bir gazete daha geçen bölgede 10 binlerin katıldığı Rojava'ya destek yürüyüşüne katılanların tamamına terörist denildi. Aynı gazete İçişleri Bakanlığı'nın arananlar listesinde El Kaide üyesi olarak geçen ismi ve resmi bulunan bir şahsı da gazeteci olarak çalıştırıyor. Rojava ile dayanışan normal Türk vatandaşı, terörist olarak anılan bir El Kaide üyesi ve gazeteci olmuş Türkiye'de. Buna herkes göz yumuyor, sesini çıkarmıyor. Siz başka bir partinin sembollerini yapan tek bir kişi hakkında soruşturma açıldığını, gözaltına alındığını duydunuz mu, gördünüz mü? ya da dünyanın herhangi bir ülkesinde dayanışma için saçlarını ören bir sağlık memurunun açığa alındığını duyan gören oldu mu bugüne kadar? Bunların hepsi Türkiye'de oluyor. Bunlar tesadüf müdür? Bu ayrımcılık Kürtler'de duygu kırılması yaratmasında ne yapsın sayın yöneticiler? Duygu kırılması yokmuş. Ankara bir sıcak ortamda, güvenli bir limanda. Hele bir yer Nusaybin'den Kamuşlı'daki o havan seslerini duy bakarak duyuru nasıl kırılıyor eğer varsa hele bir Suruç sınırına gel. Kobani'de dünya devrimini yapan o yürekli, o güzel top ve bombaların altındaki o yaşamlarını ve çığlıklarını duy. Duygu kırılmasının ne olduğunu görürsün eğer duygu varsa.
Beyefendiler artık bizim duygumuzun kırılıp kırılmadığını da biliyorlar, karar veriyorlar. Hem Kürtlerle iç barışı tahkim etme arayışında olmak hem de ırkçılığa izin vermek bir Ankara paradoksudur ve bu paradoksu aşmak da bu iktidarın görevlidir. Bu vesileyi Sayın Erdoğan'a da bir şey ifade etmek isteriz. Hep Kürt vatandaşlarımızdan bir şeyler için rica ediyorsun diye baş göz üstüne bir defa da beyaz ve yeşil ırkçılara rica etseniz de ayrımcılık yapmayı bıraksalar. Bir defa da dönüp bakanlarınıza sözcülerinize ve danışmanlarınıza rica etseniz de her Kürtlerin sinirleriyle oynamayı bıraksalar Kürtlere rol biçmeyi ve akıl vermeyi bıraksalar Sayın Erdoğan. Partiniz adına söz kuranların sürekli parmak sallamasıyla, süreci sadece güvenlikçi pencereden bakmalarıyla mevki alanınızdaki medyanın zehirli diliyle bu süreci nasıl yürüteceğiz? Çok açık söylüyorum bu sözlerinizin ve medyanın bu dilinden hem biz hem de tabanımız rahatsızlık duyuyor.
"Ankara çözümü domino etkisi yaratır, Şam'ı da etkiler, bölgeyi de etkiler"
Türkiye artık enerjisini Şam'a değil, Ankara'ya harcamalıdır. Ankara çözümüne odaklanmalı. Ankara çözümü emin olun domino etkisi yaratır, Şam'ı da etkiler, bölgeyi de etkiler, Türkiye'de yaşayan seksen altı milyon insanı da olumlu etkiler. Şam'da imzalanan mutabakatın yarattığı yeni iklim sürecin hızlanması için taze bir umuttur. İktidarın elinde artık Suriye eksenli güvenlik kaygılarının bir zemini kalmadı. Hep güvenlik tehditi olarak görüyorlardı ya artık anlaşma imzalandı. Gerekçeler tükendi. Arıtk sıra somut ve güven verici adımlardadır. Kimsenin somut ve güven verici adımlar konusunda hiçbir bahanesi kalmadı. Süreci ilerletecek, çerçeve yasanın bir gün bile gecikmeden çıkarılması gerekiyor. Türkiye demokrasiyi sağlayacak hukuki çalışmaları artık devreye almalıdır. Başta kayyım olmak üzere demokrasiye sürünen kara lekelerin artık Türkiye'den sökülüp atılması gerekiyor.
"Artık iktidar Sayın Bahçeli'nin dediği bu konularda gecikmeden adım atmalıdır"
Bizden önce bu kürsüde Sayın Bahçeli konuştu. Bazı şeylere katılmamakla birlikte şimdi söyleyeceğim şeylere de katıldığımızı belirtmek istiyorum. Sayın Bahçeli'nin sözünü ettiği umut hakkı kayyımdan utancından kurtulmuş ve siyasi tutsakların özgür olduğu bir Türkiye bizim de tabiiki hedefimizdir. Sayın Bahçeli'nin bu tespitleri önemli ve değerlidir. Bunun muhatabı iktidardır. Artık iktidar Sayın Bahçeli'nin dediği bu konularda gecikmeden adım atmalıdır. Bu çerçevede bugün Türkiye Büyük Millet Meclisi sözü eyleme dökerek tarihi bir eşikten geçme fırsatıyla karşı karşıyadır. Bu süreç güçlü bir Meclis iradesiyle tereddüte yer bırakmayacak şekilde şeffaf ve cesur adımlarla artık ilerlemelidir. Hazırlanacak ortak komisyon raporu yasal ve hukuki altyapıyı içeren haklara güven veren bir toplumsal sözleşme niteliğinde olmalıdır. Sürecin başarısı hakların özgürlük ve güvenlik büyüklüsünün dengesini kurmaktan geçer. Kimliğin, dilin ve kültürün tanınması yine demokrasinin güçlendirilmesi bir halkın kendini evinde ve güvende hissetmesinin yegane yoludur. Kürtler artık kendini güvende ve evinde hissetmek istiyor. Bunun için gerekli olan adımların atılmasını istiyor."
Tuncer Bakırhan, İnsan Hakları, DEM Parti, Türkiye, Güncel, Suriye, Ankara, Şam, Şam, Suriye, Ankara, Türkiye, DEM Parti, Tuncer Bakırhan, İnsan Hakları, Güncel, Haberler
- AK PARTİ
- AVRUPA BİRLİĞİ
- AZERBAYCAN
- BASKETBOL
- BELEDİYE
- BEŞİKTAŞ
- CHP
- ÇEVRE
- DEM
- DİPLOMASİ
- DOĞA
- DONALD TRUMP
- DEVLET BAHÇELİ
- EĞİTİM
- EKREM İMAMOĞLU
- ELON MUSK
- EMEKLİ
- EMLAK
- ENERJİ
- ENFLASYON
- ESNAF
- FENERBAHÇE
- FİKSTÜR
- FİLİSTİN
- FUTBOL
- GALATASARAY
- GASTRONOMİ
- GAZZE
- GÜNCEL
- GÜVENLİK
- GÖÇMEN
- HAKAN FİDAN
- HASTANE
- HAYVAN HAKLARI
- HIRSIZLIK
- HUKUK
- IRAK
- İNSAN HAKLARI
- İRAN
- İSRAİL
- İSTANBUL
- İŞÇİ
- İTFAİYE
- JANDARMA
- JOSE MOURINHO
- KAZA