ANALİZ - Kabine değişiklikleri, reformlar ve aşırı sağ tehdidi: Alman hükümeti ne durumda?

Güncel Haberler

- Friedrich Merz'in uluslararası arenada sergilediği akılcı ve ustaca manevralar şüphesiz Almanya'nın elini güçlendiriyor ancak büyüyen stratejik belirsizlikler sarmalında bu durum, rüzgarı tamamen tersine çevirmeye yetecek gibi durmuyor

Bonn Üniversitesi'nde Henry Kissinger Kürsüsü Öğretim Üyesi ve St. Andrews Üniversitesi'nde Ortak Araştırma Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ulrich Schließung, Friedrich Merz döneminde Alman iç siyasi çalkantılarını AA Analiz için kaleme aldı.
***
Alman siyaseti için Temmuz 2026, Friedrich Merz'in Almanya Şansölyesi seçildiği Mayıs 2025'ten bu yana en büyük dönüm noktalarından birini teşkil ediyor. CDU/CSU destekçileri de dahil olmak üzere Alman seçmenlerin büyük bir çoğunluğu, hükümetin performansından memnun değil. Pek çok anket şirketine göre, AfD'ye olan destek hem federal hem de ülke seviyesinde yüzde 8 arttı. Alman koalisyonu, halihazırda bazı problemler yaşamışken şimdi bir de Eylül 2026'da Saxony-Anhalt bölgesinde AfD'li bir politikacının seçilmesi riski ortaya çıktı ve bu, ülkede siyasi bir depreme yol açabilir.
"Merkez sonuç veriyor": Güç gösterisi
Bu gelişmelerin ışığında Almanya Şansölyesi Friedrich Merz, 9 Temmuz 2026'da Alman Federal Meclisindeki (Bundestag) "Merkez sonuç veriyor" başlıklı politika bildirisinde hükümetinin icraat kapasitesini gözler önüne sererek işe oldukça öz güvenli başlangıç yaptı. Ankara'daki NATO zirvesinin başarıyla sonuçlanmasından aldığı moral her halinden belli olan Şansölye, Almanya'nın savunmasındaki önemli bir stratejik boşluğu kapatacak olan 2 bin 500 kilometre menzilli Tomahawk seyir füzelerinin satın alınacağını duyurdu. Merz, ayrıca Kanada'nın 12 adet denizaltı alımı için savunma sanayisi şirketi ThyssenKrupp Marine Systems'e verdiği ihaleyi de NATO zirvesinin bir diğer başarılı sonucu olarak ilan etti.
Koalisyon ortağı SPD'den övgüyle söz eden Merz, hayata geçirilen kapsamlı reform planlarını anlatırken özellikle emeklilik, vergi, sağlık ve iş gücü piyasası alanlarına odaklandı. Hükümetin bu kendinden emin söylemi, Şansölye'nin güncel iç ve dış politika meselelerini değerlendirdiği basın toplantısına da yansıdı. Geleneksel olarak yaz tatilinden hemen önce Federal Basın Merkezi'nde (Bundespressekonferenz) düzenlenen bu toplantı, hükümetin çalışmalarının bilançosunu çıkarmak açısından önemli bir fırsat sunuyor.
Toplantıda Merz, Federal Hükümet'in planlanan tüm projeler için Federal Meclis ve Eyaletler Meclisinin (Bundesrat) onayını aldığını vurguladı. Bu projelerin arasında yasal sağlık sigortasına yönelik kapsamlı reformların yanı sıra kara yolu, su yolu ve demir yolu gibi altyapı projelerinin tüm planlama ve uygulama süreçlerini ciddi biçimde hızlandıracak olan Gelecek Yatırımları Yasası da bulunuyor.
Öte yandan Merz'in bu toplantıyı fırsat bilerek Sağlık Bakanı Nina Warken'i "üst düzey profesyonelliği" ve "hızlı çalışma temposu" nedeniyle özellikle övmesi tesadüf değildi. Bilakis ufuktaki kabine revizyonunun açık bir habercisiydi.
O günden bu yana Nina Warken, Başbakanlık Dairesi Başkanlığı görevini Thorsten Frei'dan devralırken kendisinden boşalan bakanlık koltuğuna CDU Genel Sekreteri Carsten Linnemann getirildi. Bu değişiklikler, CDU/CSU Meclis Grubu Başkanı Jens Spahn'ın istifasının ardından yaşandı. Spahn, eş cinsel evliliğinde taşıyıcı anne yoluyla çocuk sahibi olma yönündeki kararının kamuoyunda tartışma yaratması üzerine eleştirilerin odağı haline gelmişti. Merz'in baskısıyla görevini bırakmak zorunda kalan Spahn'ın meclis grubu başkanlığı koltuğuna ise Frei oturdu.
Merz, önümüzdeki dönemin temel görevleri olarak iki konuya özellikle dikkat çekti: Birincisi, emeklilik sistemini yeni bir temele oturtma planıydı. İkincisi ise ödeme işlemlerindeki raporlama ve belgelendirme zorunluluklarında ispat yükünü tersine çevirerek bürokrasinin tamamında paradigma değişikliği yaratma hedefiydi. Ne var ki yüksek iş gücü maliyetleri, gündemde hala çözüm bekleyen bir sorun olarak yerini koruyor.
Özellikle önem verdiği reform projeleri arasında bürokrasinin azaltılmasına da değinen Merz, bu yasama döneminde gerçekleştirilen ve neredeyse tamamen idari engellerin hafifletilmesi ile gereksiz yasal düzenlemelerin kaldırılmasına odaklanan "deregülasyon kabinesinin" ikinci toplantısına atıfta bulundu. Zira aşırı bürokrasi, yalnızca Alman ekonomisinin rekabet gücünü felce uğratmakla kalmıyor, aynı zamanda inovasyon hevesini, bireysel inisiyatif almayı ve sorumluluk bilincini giderek daha da azaltan zihniyete yol açıyor.
Koalisyonun ve Ulusal Güvenlik Konseyinin bilançosu
Merz, açıklamalarında öz eleştiri yapmaktan da geri durmayarak yarım kalan projelere ve uzun süredir bekletilen reformlara değindi ancak karamsar bir tablo çizilmesine karşı çıkan Şansölye, aynı zamanda görev süresinin ilk üçte birlik bölümünün erken bilançosu niteliğindeki yıl ortası değerlendirmesinden duyduğu memnuniyeti dile getirdi.
Düzenlenen basın toplantısı, CDU/SPD koalisyon hükümetinin güçlü ve zayıf yönlerinin yanı sıra kapıda bekleyen gizli riskleri de tüm çıplaklığıyla gözler önüne serdi. Şansölye'nin parlak hitabeti ve sarsılmaz öz güveni, şüphesiz bu güçlü yönlerin başında geliyor. Sosyal Demokratlar ile ortaklıkta ciddi sürtüşmeler yaşanıyor olsa da Friedrich Merz, dışarıya hiçbir hoşnutsuzluk yansıtmıyor. Aksine, radikal reformları ne pahasına olursa olsun hayata geçirmek uğruna hükümeti tehlikeye atmaktansa koalisyonu ayakta tutmanın kendisi için çok daha hayati olduğunu ortaya koyuyor. Öte yandan, hükümette elde edilen başarıların rehavetine kapılma ve acil sorunların üzerini örtme eğilimi de dikkat çekiyor ki bu durum, bakış açısına göre hem bir güç hem de ciddi bir zaaf olarak okunabilir.
Üyeleri kendi içlerinde güven ortamında çalışsa da henüz stratejik bir rol üstlenmek şöyle dursun, doğru düzgün bir koordinasyon işlevi bile göremeyen ve bu haliyle beklentileri büyük ölçüde boşa çıkaran Ulusal Güvenlik Konseyi de gündemdeki yerini aldı. Konuya ilişkin eleştirilere yanıt veren Şansölye, 30 yıldır süregelen tartışmaların ardından "böyle bir kurumu dört ay gibi kısa bir sürede" hayata geçirmeyi başardıklarını vurguladı. Merz, "İç ve dış politikada yüzleştiğimiz engelleri aşmak adına, kendi aramızda güvenle ve yeri geldiğinde tam bir gizlilik içinde fikir alışverişi yapabileceğimiz böyle bir yapıya kavuştuğumuz için" minnettar olduğunun da altını çizdi.
Çözülemeyen aşırı sağ açmazı
Merz, eleştirilerden pek etkilenmiş görünmüyor, zaten kamuoyuna bu sarsılmazlık imajını yansıtma konusunda tam bir usta. Nitekim gazetecilerin sorularını yanıtlarken kendisini "öğrenen bir sistem" olarak tanımlaması ve her geçen gün daha da iyiye gittiğini vurgulaması, bunun en net göstergesi. Öte yandan hükümetin en bariz zaaflarından biri, Hristiyan Demokratlar, Hristiyan Sosyal Birlik ve Sosyal Demokratlar arasında adeta kerhen kurulan bu ortaklığın anketlerde hiçbir partinin işine yaramaması ve AfD'nin yükselişine set çekmekte yetersiz kalacağının şimdiden gün yüzüne çıkmış olması.
AfD'nin yarattığı bu meydan okumaya karşı hala dişe dokunur bir yanıt bulunamaması - özellikle de partinin tutarsızlıklarını, ekonomi alanındaki çözümsüzlüğünü ve dış politikadaki Rusya yanlısı yapısını ifşa edecek bir strateji geliştirilememesi- Alman siyasetinin yüzleştiği asıl çıkmazı oluşturuyor. Öyle ki hükümet, siyasi gündemin rotasını AfD'nin belirlediği tartışma başlıklarından bir türlü uzaklaştıramıyor ve oyunun kurallarını kendi belirleyemiyor.
Ortalıkta dolaşan tüm spekülasyonların aksine Friedrich Merz, yasama dönemi bitene kadar Şansölyelik koltuğunda oturmaya devam edecek. Ne var ki bu yönetim, devletin farklı kademelerinde yaşanan çalkantılar ve sınamalarla şekillenmeyi sürdürecek. Her biri kendi iç sorunlarıyla boğuşan üç koalisyon partisinin halk nezdindeki desteğinin giderek erimesi, Alman siyasetinin kalbindeki asıl krizi teşkil ediyor. Friedrich Merz'in uluslararası arenada sergilediği akılcı ve ustaca manevralar şüphesiz Almanya'nın elini güçlendiriyor ancak büyüyen stratejik belirsizlikler sarmalında bu durum, rüzgarı tamamen tersine çevirmeye yetecek gibi durmuyor.
Son günlerdeki vitrin değişikliklerinin politikada köklü bir makas değişikliği yaratmayacağı aşikar ancak bu adımlar, Merz'in inisiyatif almaktan kaçınmadığını ve kendisini selefi Angela Merkel'den ayırıp Gerhard Schröder'e yaklaştıran bir özellik olarak yeri geldiğinde neşteri vurup temiz bir sayfa açabilme siyasi içgüdüsüne sahip olduğunu bir kez daha kanıtlıyor. Federal Meclisteki CDU/CSU grubunun dizginlerini en yakın sırdaşlarından biri olan Thorsten Frei'a emanet etmesi, kendisine sadakatle kalkan olacak bir ismi yanına çektiği anlamına geliyor. Frei, grupta yönetimde olduğu sürece Merz'in herhangi bir parti içi isyandan endişe etmesine lüzum yok. Öte yandan Nina Warken'i Başbakanlık Dairesinin başına getirmesi ise muhalefet yıllarından beri omuz omuza çalıştığı bir siyasetçiyi iktidarın merkezindeki güç mühendisliğini yönetmesi için güvence olarak yanına aldığının net göstergesi.
[Prof. Dr. Ulrich Schließung, Bonn Üniversitesi'nde Henry Kissinger Kürsüsü Öğretim Üyesi ve St. Andrews Üniversitesi'nde Ortak Araştırma Öğretim Üyesidir.]
*Makalelerdeki fikirler yazarına aittir ve Anadolu Ajansının editoryal politikasını yansıtmayabilir.