Karabat: 'AKP bu düzeni ayakta tutmak için dış finansmana bağımlı'

Güncel Haberler

YENİ Parti İstanbul Milletvekili Özgür Karabat, ekonomi politikalarını eleştirerek, Türkiye'nin üretimden çıkarıldığını ve dış denge sorunlarının derinleştiğini söyledi. Yüksek faiz ve sıkı kredi politikalarına rağmen cari açığın arttığını belirten Karabat, ithalatın ihracattan hızlı arttığını ve Türkiye'nin dış finansmana bağımlı hale geldiğini ifade etti.

(ANKARA) - YENİ Parti İstanbul Milletvekili Özgür Karabat, "Enflasyonu düşürmeye çalışırken Türkiye'nin üretim gücü ve dış dengesi hangi bedeli ödüyor? AKP bu düzeni ayakta tutmak için dış finansman desteğine bağımlı" dedi.
YENİ Parti İstanbul Milletvekili Özgür Karabat, sosyal medya hesabından, "Ekonomide alarm veren tablo! Türkiye üretirken pahalı, ithal ederken ucuz" başlığıyla yaptığı paylaşımda, şunları kaydetti:
"Türkiye bilinçli bir şekilde üretimden çıkarılıyor. Bunun sadece ekonomiye değil ülkeye de bedeli çok ağır olur. Ayrıntılarına aşağıda hep birlikte bakalım… Türkiye ekonomisi yüksek faiz ve sıkı kredi politikasıyla soğutuluyor. Buna rağmen Haziran'da cari açık 4,2 milyar dolar, yıllıklandırılmış cari açık ise 38,9 milyar dolar oldu. Bu kadar ağır bir sıkılaştırmaya rağmen dış denge neden düzelmiyor? Ekonomi yönetiminin programında yük büyük ölçüde yüksek faiz, sıkı kredi koşulları ve TL'nin reel değerlenmesi üzerine bindi. Politika faizi yüzde 37. TCMB ise para piyasası faizlerinin üst bant olan yüzde 40'a yakın oluşmasını sağlıyor. Kredi büyümesi şubat sonundaki yüzde 34,6'dan yaklaşık yüzde 25'e geriledi.
Diğer tarafta TL reel olarak değerlendi. TCMB'nin TÜFE bazlı Reel Efektif Döviz Kuru Endeksi Temmuz'da 105,96'ya yükseldi. Yani Türkiye'nin fiyatları, ticaret yaptığı ülkeler karşısında döviz kuru etkisi de hesaba katıldığında yükseldi. Bu nedenle Türkiye'de üretilen mallar, rekabet gücü açısından tartışılıyor. Dış ticaret rakamları da dikkat çekici. 2026'nın ilk 6 ayında, ihracat 136,1 milyar dolar, ithalat 189,2 milyar dolar oldu. İhracattaki artış yüzde 3,6 olurken, ithalat ise daha hızlı, yüzde 4,6 arttı. Türkiye ilk 6 ayda 53 milyar doların üzerinde dış ticaret açığı verdi. Üstelik bütün bunlar ekonomi hızlanırken yaşanmıyor."
"KREDİ BÜYÜMESİ YAVAŞLIYOR"
Haziran ayında sanayi üretiminin yıllık yüzde 1,4 gerilediğini kaydeden Karabat, şunları kaydetti:
"Kredi büyümesi yavaşlıyor. İç talebin dezenflasyonist seviyeye geldiğini bizzat TCMB söylüyor. Ekonomiyi bu kadar soğuttuğunuz bir dönemde dış dengede daha güçlü bir iyileşme beklenirdi. Bu noktada kur politikasını tartışmak gerekiyor. Kur artışının uzun süre enflasyonun altında kalması TL'nin reel olarak değerlenmesine yol açıyor. Döviz baskılanırken, sanayicinin artan maliyetleri baskılanmıyor. 'Katma değerli üretim yapılmıyor' denilerek burada suç sadece sanayiciye atılıyor.
Plansız ekonomi politikalarının sonucu olarak ithal mallar yerli üretime göre, görece ucuzlarken, Türkiye'nin üretim maliyetleri döviz bazında yükseliyor. Aynı sorun hizmet ticaretinde de karşımıza çıkabilir. TL reel olarak değerlendiğinde Türkiye Türk vatandaşları açısından pahalılaşırken, yurt dışındaki mal ve hizmetlerin göreli maliyeti düşüyor. Bu nedenle yurt dışı seyahat ve yatırım harcamaları artıyor.
"ORTAYA ÇIKAN TABLO SORGULANMALI"
Elbette cari açıkta enerji şokunun etkileri var. Ama ortaya çıkan tablo yine de sorgulanmalı. Yüksek faiz var. Kredi büyümesi sert biçimde yavaşlatılıyor. TL reel olarak değerleniyor. Sanayi üretimi geriliyor. Buna rağmen yıllıklandırılmış cari açık 38,9 milyar dolara çıkıyor. Üstelik TCMB 2026 enflasyon tahminini yüzde 28'e yükseltti. Peki, Türkiye üretimden uzaklaşırken hangi ekonomik modele yöneliyor?
Ortaya çıkan tablo, sanayinin ve üretimin ağırlık kaybettiği, buna karşılık hizmetler, turizm ve tüketimin ekonomiyi ayakta tuttuğu bir yapıya işaret ediyor. Bu model ekonomiyi büyüyor ve canlı görünebilir kılıyor. Ancak üretim ve ihracat kapasitesi aynı ölçüde güçlenmiyorsa dış şoklara karşı kırılganlık artıyor. Cari açık da bunun en önemli göstergelerinden biri. Bu kırılganlığın finansman tarafında ise başka bir sorun var. Yüksek faiz ve reel değerlenen TL, yabancı yatırımcı açısından carry-trade'i cazip hale getirirken, portföy girişleri ve yurt dışından sağlanan krediler döviz ihtiyacının finansmanında önemli rol oynuyor.
"AND OLSUN Kİ BU DÜZENİ DEĞİŞTİRECEĞİZ"
Ancak bunlar üretimden ve ihracattan kazanılan kalıcı dövizin alternatifi değil. Türkiye'nin ihtiyacı sıcak parayla dış açığı finanse etmek değil; üretim, ihracat ve verimlilik yoluyla döviz kazanma kapasitesini artırmak. Aksi halde küresel risk iştahındaki veya sermaye hareketlerindeki her değişim ekonominin kırılganlığını yeniden ortaya çıkarır.  Mehmet Şimşek'in 'Fabrikalar kuruluyor, oralarda iş var' sözünün büyük bir yalan olduğunu şu tweet serisinde açıklamıştık. Enflasyonu düşürmeye çalışırken Türkiye'nin üretim gücü ve dış dengesi hangi bedeli ödüyor? Verilerle tek tek anlattık. AKP bu düzeni ayakta tutmak için dış finansman desteğine bağımlı. Bu nedenle her türlü diplomatik tavizler veriliyor, Türkiye'de otoriter bir sistem inşa ediliyor. And olsun ki bu düzeni değiştireceğiz!"